Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   Kuran odaklı dindarlık > İMAN > Küfür ve Kafirler > Kafirler

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12. October 2008, 02:42 AM   #1
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.214
Tesekkür: 3.023
998 Mesajina 2.255 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart Kafirlik,kafirler

Selamun Aleykum! Değerli Kardeşlerim!

Gaflete düşmemek için Küfr ve kafir kelimelerinin gerçek anlamlarını idrak edebilme düşüncesiyle bu kelimelerin geçtiği ayetleri sizlerle paylaşmak istedim.

Bakara; Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.

Bakara;2: Zalikel Kitab’u lâ raybe fiyh, hüden lil müttekıyn;
işte O Kitap , kendisinde şüphe-kuşku olmayandır... Hüdadır/hidayet kaynağıdır, gerçeği göstericidir, O, muttakıyler/korunmak isteyenler, korunanlar için.

Bakara;3: Elleziyne yu'minune bil ğaybi ve yukıymunas salate ve mimma rezaknahüm yünfikun;

Ki onlar gayb’a/gaybda iman edenler/inanıp güven duyanlar ve salat’ı/namaz’ı,sosyal desteği ikame edenlerdir. Ve kendilerine rızk olarak verdiklerimizden infak/ Allah yolunda, Allah adına sarfederler ederler

Bakara;4: Velleziyne yu'minune bi ma ünzile ileyKe ve ma ünzile min kabliK (E) * ve bil ahıreti hüm yukınun;
Ve dahi onlar sana inzal olunana da senden önce inzal olunana da iman edenlerdir/inanıp güven duyanlardır. Ve onlar ahiret boyutuna da kesinlikle inanıp güvenirler.

Bakara;5: Ülaike alâ hüden min Rabbihim ve ülaike hümül muflihun;
İşte onlar rabblerinden olan bir Huda /hidayet kaynağı,yol gösterici üzerindedirler ve işte onlar muflihundur /gerçek kurtuluşa erenlerdir.

Bakara;6-: İnnelleziyne keferu sevaün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm la yu'minun;
Kesinlikle o kafirleri/gerçeğin üzerini örtenleri inzar etmiş/uyarmış olsan da olmasan da onlara müsavidir/aynıdır,birdir; iman etmezler/inanıp güvenmezler.

Bakara;7: HatemAllahu alâ kulubihim ve alâ sem'ihim ve alâ ebsarihim ğışaveh* ve lehüm azabün azîym;
Allah, kalblerini, kulaklarını/işitmelerini mühürlemiş ve gözlerinin üzerinde de bir perde vardır. Ve onlar için büyük bir azab öngörülmüştür.

Bakara;171: Ve meselülleziyne keferu kemeselilleziy yen'ıku bi ma la yesmeu illâ duaen ve nidaen, summün bükmün umyün fehüm la ya'kılun;
O küfre sapanların durumu, bağırıp çağırma dışında bir şeyi işitmeyen varlıklara haykıranın durumuna benzer. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden akıllarını işletemez onlar.

Bakara;257:Allahu Veliyyülleziyne amenu yuhricühüm minez zulümati ilenNur* velleziyne keferu evliyaühümüt tağutu yuhricunehüm minen Nuri ilez zulümat* ülaike ashabün nar* hüm fiyha halidun;
Allah, iman sahiplerinin Velî'sidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfre sapanlara gelince, onların dostları tağuttur ki, kendilerini nurdan karanlıklara çıkarır. Bunlar cehennemin dostlarıdır. Orada sürekli kalacaklardır onlar.

Bakara258: Elem tera ilelleziy hacce İbrahîyme fiy Rabbihi en atahullahul mülk* iz kale İbrahîymu Rabbiyelleziy yuhyiy ve yumiytu, kale ene uhyiy ve umiyt* kale İbrahîymu feinnAllahe ye'tiy bişŞemsi minel meşrikı fe'ti bi ha minel mağribi febühitelleziy kefer* vAllahu la yehdil kavmez zalimiyn;
Allah kendisine mülk ve saltanat verdiği için, Rabb'i hakkında İbrahim'le çekişeni görmedin mi? İbrahim şöyle demişti: "Benim Rabb'im odur ki, hayat verir ve öldürür." O da şöyle demişti: "Ben de hayat veririm, hem de öldürürüm." İbrahim, "Allah, güneşi doğudan getiriyor, hadi sen onu batıdan getir" deyince, küfre sapan o adam apışıp kalmıştı. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.

En’am;7: Ve lev nezzelna aleyke Kitaben fiy kırtasin felemesuhu bi eydiyhim lekalelleziyne keferu in haza illâ sıhrun mübiyn;
Eğer biz sana parşömen üzerine yazılı bir kitap göndermiş olsaydık, onlar da ona elleriyle dokunmuş olsalardı, o küfre batmışlar, hiç kuşkusuz şöyle deyivereceklerdi: "Bu, apaçık bir büyüden başka şey değildir."

En’am; 8: Ve kalu lev la ünzile aleyhi melek* ve lev enzelna meleken lekudıyel emru sümme la yunzarun;
Şunu da söylediler: "Bu peygambere bir melek indirilseydi ya!" Eğer böyle bir melek indirmiş olsaydık iş mutlaka bitirilmiş olurdu da kendilerine göz bile açtırılmazdı.

En’am; 9: Ve lev cealnahu meleken lecealnahu racülen ve lelebesna aleyhim ma yelbisun;
Eğer o peygamberi bir melek kılsaydık kuşkusuz onu bir er kişi yapacaktık ve içine yuvalandıkları kuşku ve karmaşayı onların üzerlerine giydirmiş olacaktık.

En’am 10: Ve lekadistühzie bi Rusulin min kablike fehaka billeziyne sehıru minhüm ma kânu bihi yestehziun;
Yemin olsun ki, senden önceki resullerle de alay edildi; fakat eğlence konusu yaptıkları şey, o maskaralığı sergileyenleri kıskıvrak sarıverdi.

Kehf;55:Ve ma meneanNase en yu'minu iz caehümül hüda ve yestağfiru Rabbehüm illâ en te'tiyehüm sünnetül evveliyne ev ye'tiyehümül azâbü kubüla;
Kendilerine hidayet geldikten sonra, insanları iman etmekten, Rablerinden af dilemekten alıkoyan şey şundan başkası değildir: Evvelkilerin yol ve yöntemlerinin kendilerine de gelmesini yahut bizzat azabın karşılarına dikilivermesini beklemek.

Kehf;56: Ve ma nursilül murseliyne illâ mübeşşiriyne ve münziriyn* ve yücadilülleziyne keferu bil batıli li yudhıdu bihil Hakka vettehazu ayatiy ve ma ünziru hüzüva;
Biz, elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Küfre sapanlar ise bâtıla yapışarak onunla hakkı kaydırmak için uğraşıyorlar. Onlar, ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri eğlence edindiler.

kehf57: Ve men azlemü mimmen zükkire bi ayati Rabbihi fea'reda anha ve nesiye ma kaddemet yedah* inna cealna alâ kulubihim ekinneten en yefkahuhu ve fiy azanihim vakra* ve in ted'uhüm ilel hüda felen yehtedu izen ebeda;
Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı halde, onlardan yüz çeviren ve iki elinin hazırlayıp önden gönderdiği şeyleri unutandan daha zalim kim olabilir? Şu bir gerçek ki, biz onların kalpleri üzerine onu anlamamaları için kabuklar geçirdik, kulakları içine de ağırlıklar koyduk. Onları hidayete çağırsan da bu durumda hidayete asla ulaşamazlar.

Enfal;30: Ve iz yemküru bikelleziyne keferu liyüsbituke ev yaktüluke ev yuhricuk* ve yemkürune ve yemkürullah* vAllahu hayrul makiriyn;
Küfre sapanlar, seni tutup bağlamaları yahut öldürmeleri ya da yurdundan çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlar, Allah da tuzak kurar. Ama Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.

Enfal;31: Ve iza tütla alehim ayatüna kalu kad semi'na lev neşaü lekulna misle haza in haza illâ esatıyrul evveliyn;
Ayetlerimiz onlara okunduğunda şöyle derler: "Tamam, işittik. İstersek bunun gibisini elbette ki söyleriz; öncekilerin masallarından başka şey değil ki bu!"

Enfal;32: Ve iz kalullahümme in kâne haza hüvel hakka min ındike feemtır aleyna hıcareten mines Semai evi'tina bi azâbin eliym;
Şunu da söylemişlerdi: "Allahımız! Eğer bu, senin katından gelmiş gerçeğin kendisiyse, gökten üstümüze taş yağdır. Yahut bize korkunç bir azap musallat et."

Enfal;33: Ve ma kânAllahu liyüazzibehüm ve ente fiyhim* ve ma kânAllahu müazzibehüm ve hüm yestağfirun;
Oysaki, sen onların içinde iken Allah onlara azap etmeyecekti. Onlar, af dileyip dururken de Allah onlara azap etmezdi.

Enfal;34:Ve ma lehüm ella yüazzibehümullahu ve hüm yasuddune anil Mescidil Harami ve ma kânu evliyaeh* in evliyauhu illel müttekune ve lâkinne ekserehüm la ya'lemun;
Onlar Mescid-i Haram'dan geri çevirip dururken, Allah onlara neden azap etmeyecekmiş? Onlar onun dostları/koruyucuları da değillerdir. Onun dostları/koruyucuları takva sahiplerinden başkası değildir. Ama onların çokları bunu bilmezler.

Enfal;35: Ve ma kâne Salatühüm ındel beyti illâ mükâen ve tasdiyeten, fezukul azâbe bi ma küntüm tekfürun;
Onların o evdeki namazı; ıslık çalmak, el çırpmak/engel olmaktan başka bir şey değildir. O halde, inkâr etmekte olduğunuz için tadın azabı.

Enfal;36: İnnelleziyne keferu yünfikune emvalehüm li yasuddu an sebiylillâh* fe seyünfikuneha sümme tekûnu aleyhim hasreten sümme yuğlebun* velleziyne keferu ila cehenneme yuhşerun;
O küfre sapanlar mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar, harcayacaklardır da. Sonunda bu kendileri için bir hasret olacak, sonra da mağlup edilecekler. Küfre sapanlar doğruca cehenneme sürülecekler.

Enfal;37:Li yemiyzAllahul habiyse minet tayyibi ve yec'alel habiyse ba'dahu alâ ba'din feyerkümehu cemiy’an feyec'alehu fiy cehennem* ülaike hümül hasirun;
Böylece Allah, pisi temizden ayıracak, pis kısmı birbirleri üstüne yığıp hepsini bir yerde toplayarak tümünü cehenneme sokacak. Hüsrana uğrayanların da kendileridir bunlar.

Enfal;38: Kul lilleziyne keferu in yentehu yuğfer lehüm ma kad selef* ve in yeudu fe kad medat sünnetül ‘evveliyn;
Küfre sapanlara söyle: "Eğer son verirlerse eskide kalmış olan, kendileri için affedilir. Eğer yeniden başlarlarsa, daha öncekilere uygulanan yol ve yöntem, eskisi gibi devam etmiş olacaktır."

Enfal;39: Ve katiluhüm hatta la tekûne fitnetün ve yekûned diynü küllühu Lillah* feinintehev feinnAllahe bi ma ya'melune Basıyr;
Fitne kalmayıncaya ve din tümüyle Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaş. Vazgeçerlerse kuşkusuz ki Allah, ne yaptıklarını iyice görecektir.

Enfal;40:Ve in tevellev fa'lemu ennAllahe Mevlaküm* nı'mel Mevla ve nı'men Nesıyr;
Eğer yüz çevirirlerse bilin ki, Allah sizin Mevlâ'nızdır. Ne güzel Mevlâ'dır O, ne güzel destekler; ne güzel Nasîr'dir O, ne güzel yardım eder.

Hac;72: Ve iza tütla aleyhim ayatüNa beyyinatin ta'rifü fiy vucuhilleziyne keferul münker* yekâdune yestune billeziyne yetlune aleyhim ayatiNa* kul efeünebbiüküm bişerrin min zâliküm* enNar* veadehAllahulleziyne keferu* ve bi'sel masıyr;
Onlara açık-seçik ayetlerimiz okunduğunda, o küfre sapanların yüzlerinde bir hoşnutsuzluk/yadsıma görürsün. Kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracak olurlar. De ki: "Size şu yaptığınızdan daha kötü bir şey haber vereyim mi: Ateş! Allah onu inkârcılara vaat etmiştir. Ne kötü dönüş yeridir o!"

Furkan;4:Ve kalelleziyne keferû in hazâ illâ ifkünifterahu ve eanehu aleyhi kavmün aharun* fekad cau zulmen ve zura;
Küfre batanlar dediler ki: "Bu, onun uydurduğu bir düzmeceden başka şey değildir. Ve bu düzmecede ona, başka bir topluluk da yardım etmiştir." Yemin olsun ki, bunu söyleyenler bir zulüm, günah ve iftira sergilemişlerdir.

Furkan;5: Ve kalu esatıyrul evveliynektetebeha fehiye tümla aleyhi bükreten ve asıyla;
Dediler ki: "Öncekilerin masallarıdır bu. Birilerine yazdırdı onu. O ona sabah-akşam birileri tarafından yazdırılıyor."

Furkan;6:Kul enzelehülleziy ya'lemüssirra fiys Semavati vel Ard* inneHu kâne Ğafuran Rahıyma;
Şöyle söyle: "Onu göklerde ve yerdeki sırrı bilen indirmiştir. Kuşkusuz O, Gafûr'dur, Rahîm'dir."

Şuara;19: Ve fealte fa'letekelletiy fealte ve ente minel kafiriyn;
“Ve o yaptığını yaptın. Sen kafirlerdensin!”.

Şuara;20:Kale fealtüha izen ve ene minad dalliyn;
(Musa) dedi ki: “Ben sapkınlardan olduğum halde iken onu işledim”.

Lokman;32: Ve iza ğaşiyehüm mevcün kezzuleli deavullahe muhlisıyne lehüd diyn* felemma neccahüm ilel berri feminhüm muktesıd* ve ma yechadü bi ayatiNa illâ küllü hattarin kefur;
Kara bulutlar gibi dalga kendilerini kuşattığı zaman; Allah'a, dini O'na özgüleyerek yalvarırlar. Fakat onları karaya çıkarıp kurtarınca, içlerinden sadece bir kısmı doğru yolu tutar. Bizim ayetlerimize, gaddar kafir/örten/nankörlerin tümünden başkası karşı çıkmaz.

Sebe;40: Ve yevme yahşüruhüm cemiy’an sümme yekulü lilMelaiketi ehaülai iyyaküm kânu ya'budun;
Gün ki, (Allah) hepsini haşreder , sonra meleklere: “Bunlar mı yalnızca size kulluk/ibadet ederler idi?” der.

Sebe;41:Kalu subhhaneKe ente veliyyüna min dunihim* bel kânu ya'budunel cinne, ekseruhüm bihim mu'minun;
(Melekler) dedi ki: “Subhansın sen!.. Sensin Veliymiz, onlar değil... Bilakis onlar Cinn’e kulluk/ibadet ederler idi... Onların ekseriyeti onlara mü’minlerdir”.

Sebe;42: Fel yevme la yemlikü ba'duküm li ba'dın nefan ve la darra* ve nekulü lilleziyne zalemu zuku azâben narilletiy küntüm biha tükezzibun;
İşte O Gün, bazınız bazınıza ne bir faydaya ve ne de bir zarara malik değildir... Zulmedenlere: “Kendisini tekzib ettiğiniz/yalanladığınız o Nar’ın azabını tadın!” deriz.

Sebe;43: Ve iza tütla aleyhim ayatuNa beyyinatin kalu ma hazâ illâ racülün yüriydü en yesuddeküm amma kâne ya'büdü abaüküm* ve kalu ma hazâ illâ ifkün müftera* ve kalelleziyne keferu lil Hakkı lemma caehüm, in hazâ illâ sıhrun mübiyn;
Ayetlerimiz onlara apaçık olarak tilavet edildiğinde/okunduğunda dediler ki: “Bu, babalarınızın kulluk/ibadet edegeldiği şeyden sizi çevirmek/alakoymak dileyen bir adamdan başka değil”. Ve yine dediler ki: “Bu, uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değil”... Kafir olanlar Hakk’a, kendilerine geldiğinde: “Bu, ancak apaçık bir sihirdir”, dedi.

Mü’min: 41:Ve ya kavmi maliy ed'uküm ilennecati ve ted'uneniy ilen nar;
“Ey kavmim!... Ne oluyor ki ben sizi necat’a/ kurtuluşa da’vet ediyor iken, siz beni Nar’a da’vet ediyorsunuz”.

Mü’min 42: Ted'uneniy li ekfüre billahi ve üşrike bihi ma leyse liy bihi ılmun ve ene ed'uküm ilel Aziyzil Ğaffar;
“Siz beni, Allah’a küfr etmeye ve onunla ilgili bir ilmim olmayan şeyi O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi Aziyz, Ğaffar’a çağırıyorum”.

Mü’min 43: La cerame ennema ted'uneniy ileyhi leyse lehu da'vetün fiyd dünya vela fiyl ahireti ve enne mereddena ilAllahi ve ennel müsrifiyne hüm ashabun nar;
“Hakikat şu ki: Sizin beni kendisine da’vet ettiğinizin ne dünyada ve ne de Ahiret’te bir da’veti yoktur (varlık alameti yoktur)... Muhakkak ki bizim dönüşümüz Allah’adır... Ve muhakkak ki israfeden/haddi aşanlar, (işta) onlar Nar ashabıdırlar”.

Mü’min 44: Fesetezkürune ma ekulü leküm* ve ufevvidu emriy ilAllah* innAllahe Basıyrun Bil ıbad;
“Size söylediğimi yakında hatırlayacaksınız... Ben işimi Allah’a tefviz ediyorum /bırakıyorum. Muhakkak ki Allah kullarını Basıyr’dir”.

Mü’min 45: Fevekahullahu seyyiati ma mekeru ve haka Bi ali fir'avne suül azâb;
Nihayet Allah onu yaptıkları mekrin/tuzağın kötülüklerinden korudu. Al-u fravun’u ise azabın kötüsü çepeçevre kuşattı.

Mü’min 46: Ennaru yu'redune aleyha ğudüvven ve aşiyya* ve yevme tekumüs saatü, edhılu ale fir'avne eşeddel azâb;
(O kötü azab) Nar’dır... (Al-u fravun ise) sabah-akşam ona arzolunuyor haldedirler...O Saat kıyam ettiği gün de: “Al-u fravun’u azabın en şiddetlisine sokun” (denilir).

Mü’min 47:Ve iz yetehaccune fiyn nari feyekulud duafau lilleziynestekberu inna künna leküm tebean fehel entüm muğnune anna nasıyben minennar;
Hani (o vakit) Nar içinde niza ederler de zayıf olanlar büyüklük taslayanlara der ki: “Doğrusu biz sizin tebaanız idik... Şimdi siz Nar’dan bir nasib (bir pay olsun) bizden savabilir misiniz?”.

Mü’min 48: Kalelleziynestekberu inna küllün fiyha innAllahe kad hakeme beynel ıbad;
O büyüklük taslayanlar da dedi ki: “Doğrusu hepimiz onun (Nar’ın) içindeyiz... Muhakkak ki Allah kulları arasında hüküm vermiş (zaten)”.

Mü’min 49: Ve kalelleziyne fiyn nari lihazeneti cehennemed'u Rabbeküm yuhaffif anna yevmen minel azâb;
Nar’ın içinde olanlar, cehennem hazinlerine (koruyan bekçilerine) dedi ki: “Rabbinize dua edin/çağırın, azabdan bir gün bizden hafifletsin ”.

Mü’min 50-):Kalu evelem tekü te'tiyküm Rusulüküm bil beyyinat* kalu bela* kalu fed'u* ve ma duaül kafiriyne illâ fiy dalal;
(Koruyan bekçiler) dediler ki: “Rasûlleriniz size beyyinler ile gelmedi mi?”... Dediler ki: “Evet”. (Koruyan bekçiler) dediler ki: “O halde kendiniz dua edin”... Kafirlerin duası/çağırması da dalal (dalalet, sapma, kaybolma, boşa çıkma) dan başka bir şey delildir.

Mü’min 51: İnna lenensuru RusüleNa velleziyne amenu fiyl hayatid dünya ve yevme yekumül eşhad;
Muhakkak ki biz Rasûllerimize ve iman edenlere, dünya hayatında da şahidlerin kıyam ettiği günde de yardım edeceğiz.

Mü’min 52:Yevme la yenfeuz zalimiyne ma'ziretühüm ve lehümül la'netü ve lehüm suüddar;
O Gün onların ma’ziret (özür-mazeret beyan etme) leri zalimlere fayda vermez. Hem o la’net (Allah’dan uzaklık) onlarındır ve hem de yurdun kötüsü onlarındır.

Mü’min 53: Ve lekad ateyna Muselhüda ve evresna beniy israiylel Kitab;
Andolsun ki Musa’ya huda/hidayet, rehber verdik... İsrailOğullarını da Kitab’a varis/mirasçı kıldık.

Mü’min 54: Hüden ve zikra li üliyl elbab;
Öz akıl sahiplerine bir huda/hidayet,rehber ve öğüt/hatırlatma olmak üzere.

Mü’min 55: Fasbir inne va'dAllahi hakkun vestağfir lizenbike ve sebbih bi Hamdi Rabbike bil aşiyyi vel ibkâr;
Sabret! Muhakkak ki Allah’ın va’di hakk’dır. Günahın için mağfiret dile... Akşam ve sabah Rabbinin hamdi ile tesbih et!.

Mü’min 56: İnnelleziyne yücadilune fiy ayatillahi bi ğayri sültanin etahüm, in fiy sudurihim illâ kibrun mahüm bi baliğıyh* festeiz billah* inneHu Huves Semiy’ul Basıyr;
Kendilerine gelmiş bir sultan/reddedilemez delil, güç olmaksızın Allah’ın ayetleri hakkında mücadele edenler/tartışanlar var ya, onların sadırlarında ona asla ulaşamayacakları bir kibirden/büyüklük kuruntusundan başka bir şey yoktur... O halde sen Allah’a sığın... Muhakkak ki O, Semi’dir, Basıyr’dir.

Mü’min 57: Le halkus Semavati vel Ardı ekberu min halkın Nasi ve lâkinne ekserenNasi la ya'lemun;
Semavat’ın ve Arz’ın yaratılışı, insanların yaratılışından elbette ekberdir /daha büyüktür... Fakat insanların ekseriyeti bilmezler.

Mü’min 58: Ve ma yestevil a'ma vel basıyru velleziyne amenu ve amilus salihati ve lelmüsiy'* kaliylen ma tetezekkerun;
A’ma /kör ile basıyr /basiretiyle gören, iman edip salih amel işleyenle musi’ / kötülük yapan bir olmaz... Ne kadar da az tezekkür ediyorsunuz!.

Mü’min 59: İnnes saate le atiyetün la raybe fiyha ve lâkinne ekserenNasi la yu'minun;
Muhakkak ki O Saat elbette gelicidir, onda kuşku yoktur... Fakat insanların ekseriyeti iman etmezler/inanıp güvenmezler.

Mü’min 60: Ve kale Rabbükümüd'uniy estecib leküm* innelleziyne yestekbirune an ıbadetiy seyedhulune cehenneme dahıriyn;
Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin/beni çağırın, size icabet edeyim... Muhakkak ki benim ibadetimdem kibirlenenler/büyüklenenler, dahiriyn/küçülmüş, boyun bükmüşler olarak cehennem’e gireceklerdir”.

Mü’min 61: Allahulleziy ceale lekümül leyle li teskünu fiyhi vennehare mubsıra* innAllahe lezufadlin alenNasi ve lâkinne ekserenNasi la yeşkürun;
Allah ki, sizin için, geceyi onda sükun bulasınız diye ve gündüzü de mubsır /gören, idrak eden kıldı... Muhakkak ki Allah insanlara fazl /lutuf) sahibidir... Fakat insanların ekseriyeti şükretmezler.

Mü’min 62: Zâlikümullahu Rabbüküm Haliku külli şey'* la ilahe illâ Hu* feenna tü'fekûn;
İşte budur Allah, Rabbiniz, herşeyin Halikı!.. O’ndan başka ilah yoktur!.. Nasıl (Hak’dan) çevriliyorsunuz?.

Mü’min 63: Kezâlike yü'fekülleziyne kânu Bi ayatillahi yechadun;
Allah’ın ayetlerini bilerek inkar edenler böylece döndürülür.

Mü’min 64: Allahulleziy ceale lekümül’Arda kararen vesSemae binaen ve savvereküm feahsene suvereküm ve razekaküm minat tayyibat* zâlikümullahu Rabbüküm* fetebarekâllahu Rabbül alemiyn;
Allah ki, Arz’ı sizin için bir karar yeri, Sema’yı da bina olarak oluşturdu... Sizi tasvir etti /şekillendirdi de sizin sûretlerinizi en güzel etti ve sizi tayyibattan rızıklandırdı... İşte size Allah, Rabbiniz!... Rabbul Alemiyn olan Allah ne yücedir!.

Mü’min 65: Huvel Hayyü la ilahe illâ Huve fed'uhu muhlisıyne lehüd diyn* elHamdu Lillahi Rabbil alemiyn;
O’dur Hayy... O’ndan başka ilah yoktur... Dini O’na halis kılarak O’nu çağırın/O’na dua/kulluk/ibadet edin artık... Hamd, Rabbül Alemiyn olan Allah’a aittir.

Mü’min66:Kul inniy nühiytü en a'budelleziyne ted'une min dunillahi lemma caeniyel beyyinatü min Rabbiy ve ümirtü en üslime liRabbil alemiyn;
De ki: “Rabbimden bana beyyineler geldiğinde, Allah’ın astlarından/gayrından sizin çağırdıklarınıza kulluk yapmaktan nehyolundum/yasaklandım ve Rabbül Alemiyn’e teslim olmakla emrolundum”.

Mü’min 67:Huvelleziy halekaküm min türabin sümme min nutfetin sümme min alekatin sümme yuhricüküm tıflen sümme liteblüğu eşüddeküm sümme litekûnu şüyuha* ve minküm men yüteveffa min kablü ve liteblüğu ecelen müsemmen ve lealleküm ta'kılun;
O, odur ki, sizi bir topraktan, sonra bir nutfe (su, sperm)’den, sonra bir alaka (donmuş kan, genetik yapı, embriyo)’dan yarattı... Sonra sizi bir tıfl /çocuk olarak çıkarır; sonra eşüddenize /bulüğ/kemale erme çağınıza ulaşmanız, sonra şeyhler / olgunluk sahibi olmanız için (yaşatıyor)... Sizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor... (Bunların oluşu) bir ecel-i müsemma’ya ulaşmanız ve akletmeniz içindir.

Mü’min 68: Huvelleziy yuhyiy ve yümiyt* feiza kada emran feinnema yekulü lehu kün feyekûn;
O, odur ki diriltir ve öldürür Bir işe hükmettiği vakit onun için yalnızca “Ol” der; o, olur.

Mü’min 69: Elem tera ilelleziyne yücadilune fiy ayatillah* enna yusrefun;
Allah’ın ayetlerinde mücadele eden/tartışan kimseleri görmedin mi?.. nasıl da (Hak’dan) çevriliyorlar?.

Mü’min:70 Elleziyne kezzebu bil Kitabi ve bima erselna Bihi RusüleNa* fesevfe ya'lemun;
Onlar ki Kitab’ı ve Rasûllerimizle irsal ettiğimiz şeyleri tekzib ettiler/yalanladılar... Yakında bilecekler.

Devam edecek. Allah dilerse.
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
dost1 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
Araştıran (1. April 2013), hiiic (10. June 2010), merdem (10. March 2013)
Alt 12. October 2008, 04:17 PM   #2
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.214
Tesekkür: 3.023
998 Mesajina 2.255 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Tevbe; 32: Yüriydune en yutfiu nurAllahi bi efvahihim ve ye’bAllahu illâ en yütimme nureHu velev kerihel kafirun;
Allah Nuru’nu ağızlarıyla söndürmek irade ediyorlar... Allah Nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı değildir. Velev ki kafirler/gerçeği örtenler,gerçeği reddedenler hoşlanmasa da.

Tevbe; 33: Huvelleziy ersele RasûleHu bil hüda ve diynil hakkı li yuzhirehu aled diyni küllihi velev kerihel müşrikûn;
O (Allah) odur ki, bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlü’nü Huda/hidayet ,kılavuz, ilim) ve Hak Diyn ile irsal etti/gönderdi... Velev ki müşrikler hoşlanmasa da.

Tevbe; 34: Ya eyyühelleziyne amenu inne kesiyren minel’ahbari ver ruhbani leye'külune emvalenNasi bil batıli ve yesuddune an sebiylillâh* velleziyne yeknizunez zehebe vel fiddate ve la yünfikuneha fiy sebiylillâhi febeşşir hüm bi azâbin eliym;
Ey iman edenler/inanıp güvenenler!... Muhakkak ki ahbar /hahamlar’dan ve ruhban’dan bir çoğu insanların mallarını batıl olarak yerler ve Allah yolundan alakoyarlar... Altın ve gümüşü depolayıp gizleyen ve onları Allah yolunda infak etmeyenlere gelince, onları elim bir azab ile müjdele!.

Tevbe; 35:Yevme yuhma aleyha fiy nari cehenneme fetükva bi ha cibahühüm ve cünubühüm ve zuhurühüm* haza ma keneztüm lienfüsiküm fezuku ma küntüm teknizun;
Cehennem Narı’nda, onların (altın-gümüş’ün) üzeri kızdırılıp, bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara): “İşte bu kendi nefsiniz için toplayıp sakladıklarınız; artık tadın hazine edindiğinizi” (denir).

Tevbe; 36: İnne ıddeşşühuri ındAllahisna aşere şehren fiy Kitabillahi yevme halekas Semavati vel’Arda minha erbaatün hurum* zâliked diynül kayyimü fela tazlimu fiyhinne enfüseküm ve katilül müşrikiyne kâffeten kema yükatiluneküm kâffeten, va'lemu ennAllahe maal müttekıyn;
Muhakkak ki Allah indinde, Semavat’ı ve Arz’ı halkettiği gündeki Allah Kitabında, ayların adedi oniki’dir... Onlardan dördü haram (aylar) dır. İşte Diyn-i Kayyım/geçerli,eskimeyen,kalıcı olan sistem budur... Onlar (haram aylar) içinde nefslerinize zulmetmeyiniz... Müşriklerle kaffeten/topyekun mukatele edin/savaşın, onların sizinle kaffeten/topyekun savaştıkları gibi... İyi bilin ki Allah muttekıylerle/sakınıp korunanlarla beraberdir.

Tevbe; 37: İnnemen Nesiy’ü ziyadetün fiyl küfri yudallu bihilleziyne keferu yuhıllunehu âmen ve yuharrimunehu âmen liyüvatıu ıddete ma harramAllahu feyuhıllu ma harramAllah* züyyine lehüm suü a'malihim* vAllahu la yehdil kavmel kafiriyn;
Nesiy /Haram ayları ertelemek ancak küfürde/gerçeği örtmede bir ziyadedir/fazlalıktır. Kafir olanlar/gerçeğin üstünü örtenler, onunla saptırılır. Onu bir yıl helal sayarlar, bir yıl da onu haram yaparlar ki, Allah’ın haram kıldığının sayısına muvafakat etsinler/onay versinler de Allah’ın haram kıldığını helal kılsınlar... Amellerinin kötülüğü onlara süslü gösterildi... Allah kafirlerGerçeği örtenler kavmine hidayet etmez.

Hac; 25: İnnelleziyne keferu ve yesuddune an sebiylillâhi vel Mescidil Haramilleziy cealnahu linNasi sevaenil akifü fiyhi vel bad* ve men yürid fiyhi bi ilhadin bi zulmin nüzıkhu min azâbin eliym;
Muhakkak ki kafir olanlar, Allah yolundan ve hem akif /içinden ayrılmayan, sürekli oturan hem de badi /dışarıdan gelen, yolcu insanlar için müsavi/aynı kıldığımız Mescid-i Haram’dan alakoyanlar... Kim Onun içinde ilhad olarak /Hak’dan, Hakikatının gereğinden ayrı düşmüş olarak ve zulm olarak (Hakktan sapmak) dilerse, ona elim azabtan tattırırız.

Saff;7: Ve men azlenu mimmeniftera 'alellahilkezibe ve huve yud'a ilel'İslam* vAllahu la yehdilkavmezzalimiyn;
İslam’a/ hanif tabanlı fıtrat diynine da’vet olunduğu halde, Allah üzerine yalan uydurandan daha zalim kimdir?. Allah zalimler kavmine hidayet etmez.

Saff;8: Yüriydune liyutfiu nurallahi biefvahihim vAllahu mütimmu nuriHi velev kerihel kafirun;
Allah Nuru’nu ağızlarıyla söndürmek diliyorlar. Halbuki Allah, nurunun tamamlayıcısıdır. Velev ki kafirler/gerçeği örtenler hoşlanmasa bile.

Saff;9: Huvelleziy ersele RasûleHu bilhüda ve diynilHakkı liyuzhirehu 'aleddiyni küllihi velev kerihel müşrikûn;
O (Allah) odur ki, bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlü’nü Huda /hidayet , kılavuz ve Hak Diyn ile irsal etti/gönderdi... Velev ki müşrikler hoşlanmasa da.

Saff;10: Ya eyyuhelleziyne amenu hel edüllüküm 'alâ ticaretin tunciyküm min 'azâbin eliym;
Ey iman edenler!... Size, sizi elim bir azabtan kurtaracak bir ticarete delalet edeyim /göstereyim mi?.

Saff;11:Tu'minune billahi ve RasûliHi ve tucahidune fiy sebiylillâhi biemvaliküm ve enfüsiküm zâliküm hayrun leküm in küntüm ta'lemun;
Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman edersiniz/inanıp güvenirseniz, Allah yolunda mallarınızla ve nefsleriniz ile mücahade edersiniz... İşte bu sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz!.

Saff;12: Yağfir leküm zünubeküm ve yüdhılküm cennatin tecriy min tahtihel'enharu ve mesakine tayyibeten fiy cennati 'adn* zâlikelfevzul'azıym;
zenblerinizi / günahlarınızı mağfiret eder ve sizi altından nehirler akan cennetlere ve Adn Cennetlerindeki temiz meskenlere dahil eder... İşte bu azim bir kurtuluştur.

Saff;13: Ve uhra tuhıbbuneha* nasrun minAllahi ve fethun kariyb* ve beşşiril mu’miniyn;
Ve seveceğiniz bir başka daha var: Allah’dan bir nusret/yardım ve feth-i kariyb/yakın bir Fetih... Mü’minleri/inanıp güvenenleri müjdele!.

Saff;14: Ya eyyuhelleziyne amenu kûnu ensarAllahi kema kale 'Iysebnu Meryeme lilHavariyyiyne men ensariy ilellah* kalelHavariyyune nahnu ensarullahi, feamenet taifetun min beniy israiyle ve keferet taifetun, feeyyednelleziyne amenu 'alâ 'aduvvihim feasbehu zahiriyn;
Ey iman sahipleri! Allah'ın yardımcıları olun! Hani, Meryem oğlu İsa, havarilere: "Allah'a gidişte benim yardımcılarım kimdir?" demişti de, havariler: "Biz, Allah'ın yardımcılarıyız!" cevabını vermişlerdi. Bunun ardından, İsrailoğullarından bir zümre iman etmiş, bir zümre de küfre sapmıştı/gerçeği örtmüştü. Nihayet biz, iman sahiplerini/inanıp güvenenleri düşmanlarına karşı güçlendirdik de onlar üstün geldiler.

Nur:39: Velleziyne keferu a'malühüm keserabin bi kıy'atin yahsebuhüzzam'anu maen, hatta iza caehu lem yecidhü şey’en ve vecedAllahe ındehu feveffahu hısabeh* vAllahu seriy’ul hısab;
Küfre sapanlara gelince, onların amelleri çöldeki serap gibidir ki, susuzluktan bunalan onu su sanır. Ama ona yaklaşınca hiçbir şey bulamaz; yanında Allah'ı bulur; O da onun hesabını eksiksiz bir biçimde görür. Allah, hesabı çok çabuk görendir.

Maide;57: Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızülleziynettehazu diyneküm hüzüven ve leıben minelleziyne utül Kitabe min kabliküm vel küffare evliya'* vettekullahe in küntüm mu’miniyn;
Ey iman edenler/inanıp güvenenler!.. Sizden önce kendilerine Kitab verilenlerden dininizi alay/eğlence ve oyun edinenleri ve küffarı /kafirleri;gerçeği örtenleri evliya/dostlar,yakınlar edinmeyin. Eğer mü’minler/inanıp güvenenler iseniz Allah’dan ittika edin/sakınıp güvenin.

Maide;58: Ve iza nadeytüm iles Salatittehazuha hüzüven ve leıben zâlike bi ennehüm kavmün la ya'kılun;
Salat’a nida edip çağırdığınızda, onu alay ve eğlence edindiler. Bu onların akletmeyen bir kavim olmalarından ötürüdür.

Maide;59: Kul ya ehlel Kitabi hel tenkımune minna illâ en amenna billahi ve ma ünzile ileyna ve ma ünzile min kablü, ve enne eksereküm fasikun;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!.. Yalnızca Allah’a, bize inzal olunana/gönderilene ve daha önce inzal olunana/gönderilene iman ettiğimiz/inanıp güvendiğimiz için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Sizin ekseriyetiniz/çoğunuz fasıklardır/yoldan çıkmışlardır”.

Maide;60: Kul hel ünebbiüküm bi şerrin min zâlike mesubeten indAllah* men leanehullahu ve ğadıbe aleyhi ve ceale minhümül kıradete vel hanaziyre ve abedet tağut* ülaike şerrun mekanen ve edallü an sevais sebiyl;
De ki: "Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size bildireyim mi? Allah'ın lanetlediği, üzerine gazap indirdiğidir o. Allah böylelerinden maymunlar, domuzlar ve tağut uşakları yapmıştır. İşte bunlardır yer bakımından daha kötü, yolun denge noktasını kaybetme bakımından daha şaşkın olanlar."

Maide;61: Ve iza cauküm kalu amenna ve kad dehalu bil küfri ve hüm kad harecu bih* vAllahu a'lemü bi ma kânu yektümun;
Size geldiklerinde “iman ettik/inanıp güvendik” dediler. Gerçekte ise küfürle girip, yine onunla çıkmışlardır. Allah gizlemekte olduklarını daha iyi bilir.

Maide;62: Ve tera kesiyren minhüm yüsariune fiyl’ ismi vel udvani ve eklihimüssuht* le bi'se ma kânu ya'melun;
Onlardan pek çoğunun ism/günah’da, düşmanlıkta ve haram yemekte sür’atli gittiklerini görürsün. Yapmakta oldukları ne kadar da kötüdür!.

Maide;63: Levla yenhahümur rabbaniyyune vel ahbaru an kavlihimül’ isme ve eklihimüs suht* le bi'se ma kânu yasneun;
Rabbaniyler/ruhbanlar ve Ahbar/hahamlar onları günah söylemekten ve haram yemekten nehyetseler/yasaklayıp engelleseler ya... Onların yapıp üretmekte oldukları ne kötüdür!

Maide;64: Ve kaletil yahudü yedullahi mağluletün, ğullet eydiyhim ve luınu bi ma kalu* bel yedahu mebsutatani yünfiku keyfe yeşa'* ve leyeziydenne kesiyren minhüm ma ünzile ileyke min Rabbike tuğyanen ve küfra* ve elkayna beynehümül adavete velbağdae ila yevmil kıyameti, küllema evkadu naren lil harbi atfeehAllahu ve yes'avne fiyl Ardı fesaden, vAllahu la yuhıbbul müfsidiyn;
Yahudiler dediler ki: "Allah'ın eli bağlıdır." Kendi elleri bağlandı/elleri bağlanasıcalar! Söylemiş oldukları yüzünden lanetlendiler. Söylediklerinin aksine, Allah'ın iki eli de alabildiğine açıktır; dilediği gibi bağışta bulunur. İnan olsun ki, Rabbinden sana indirilen, küfür ve taşkınlık yönünden onları iyice azdıracaktır. Onların arasına, ta kıyamet gününe kadar düşmanlık ve nefret atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yaksalar, Allah onu söndürür de onlar yeryüzünde yine bozgunculuğa koşarlar. Ama Allah, bozguncuları sevmez.

Maide;65: Ve lev enne ehlel Kitabi amenu vettekav lekefferna anhüm seyyiatihim ve leedhalnahüm cennatin naıym;
Eğer Ehl-i Kitab iman edip, korunsaydı, elbette onların kötülüklerini kefaretler/örter ve onları Naim cennetlerine dahil ederdik.

Maide;66: Ve lev ennehüm ekamüt Tevrate vel İnciyle ve ma ünzile ileyhim min Rabbihim leekelu min fevkıhim ve min tahti erculihim* minhüm ümmetün muktesıdeh* ve kesiyrun minhüm sae ma ya'melun;
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine indirilmiş olanı gerektiği şekilde uygulasalardı elbetteki hem üstlerinden hem ayaklarının altından rızıklanacaklardı. İçlerinde orta yolu izleyen bir topluluk var. Ama onların çoğunluğunun yapmakta olduğu ne kadar da kötü!

Maide;67: Ya eyyüherRasûlü bellığ ma ünzile ileyke min Rabbike, ve in lem tef'al fema bellağte risaleteHu, vAllahu ya'sımüke minenNas* innAllahe la yehdil kavmel kafiriyn;
Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.

Maide;68: Kul ya ehlel Kitabi lestüm alâ şey'in hatta tukıymut Tevrate vel İnciyle ve ma ünzile ileyküm min Rabbiküm* ve le yeziydenne kesiyren minhüm ma ünzile ileyke min Rabbike tuğyanen ve küfra* fela te'se alel kavmil kafiriyn;
De ki: "Ey Ehlikitap! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni tam uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz." Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun küfür ve azlığını elbette artıracaktır. Küfre batan topluluk için tasalanma artık.

Maide;69: İnnelleziyne amenu velleziyne hadu vassabiune vennesara men amene billahi vel yevmil ahıri ve amile salihan fela havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Muhakkak ki iman edenler/inanıp güvenenler , Yahudiler, Sabiiler ve Nasara’dan kim Allah’a ve ahir güne iman eder/inanıp güvenir ve salih amel işlerse, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.

Alemlerin Rabbi olan Allah'ım, yasakladıklarını yaparken küfr/gerçeği örten halinde olduğumuzu idrak ettirsin. Böylesi anlarımız olduğunda tevbe ederek af dileyen kullarından kılsın.

Allah'ım! küfr/gerçeklerinin üstünü örtmekten ve kafirlikten/gerçeklerinin üstünü örtüyor olmaktan sana sığınıyorum.

Kusursuzluk sadece Allah’ a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah’a emanet olunuz.
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
dost1 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
hiiic (10. June 2010), merdem (10. March 2013)
Alt 12. October 2008, 04:48 PM   #3
elmuh
Katılımcı Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 96
Tesekkür: 45
47 Mesajina 108 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6
elmuh is on a distinguished road
Standart

Aleyküm Selam dost1.
Allah razı olsun. Konuyu bitiren dualarınız bana bir başka ayeti hatırlattı.

Bakara 286: La yukellifullahu nefsen illa vus'aha, leha ma kesebet ve aleyha mektesebet, rabbena la tuahizna in nesina ev ahta'na, rabbena ve la tahmil aleyna isran kema hameltehu alellezine min kablina, rabbena ve la tuhammilna ma la takate lena bih, va'fu anna, vağfir lena, verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil kâfirîn.

Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."

Muhabbetle.

Konu elmuh tarafından (12. October 2008 Saat 06:17 PM ) değiştirilmiştir.
elmuh isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
elmuh Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
hiiic (10. June 2010)
Alt 16. October 2011, 12:14 PM   #4
hiiic
Super Moderator
 
hiiic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 1.979
Tesekkür: 1.908
1.295 Mesajina 2.708 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 16
hiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud of
Standart

Bu sayfadaki bütün ayetler son derece açıklayıcı...

Az önce şans eseri bir videoya denk geldim... Biraz izleyince bu videoyu hazırlayanlar "ateist" olduğunu idda eden sıkıntısız insanlar olduğunu anlayabilirsiniz. Bir musibet gelene kadar ateisttirler, musibetten sonra rablerine yakarmaya başlarlar sonra sıkıntı tekrar gidince tekrar ayetler hakkında tuzakları vardır...

Yûnus 21
Kendilerine dokunan (kıtlık ve hastalık gibi) bir sıkıntıdan sonra insanlara bir rahmet (esenlik) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki ayetlerimiz hakkında onların bir tuzağı vardır. De ki: Allah'ın tuzağı daha süratlidir. Şüphesiz elçilerimiz kurduğunuz tuzakları yazıyorlar.


Ama bu inatçı inkarcıların bir özelliği bana çok tanıdık geldi, zaten bu yazıyı yazma sebebim de bu...dikkat edin; Video da adamlar sadece dini kötü göstermekle kalmamış, aynı zamanda İNSAN HAKLARI evrensel bildirgesini de dinen çürütmüştür. Bu evrensel bildirgeyi bir çoğumuz bilir... Kuran ayetlerine göre adamlar bu bildirgeyi geçersiz kılmışlar. Aklıma laikliği ve cumhuriyet rejimini dinsiz ilan edenler geldi. ne büyük bir benzerlik... Demekki bu videoyu hazırlayan ileride aynı inançsızlığıyla sakal uzatıp sarık taksa şeyh olacak ve bu günkü şeyhler gibi aynı ağızla konuşacaklar, insanları yoldan çıkaracaklar.

Benzerliği kendi gözlerinizle görün..
bu arada videoyu hazırlayan kişi KURAN bütünlüğünden uzak ve hatalı hazırlamış... tıpkı yobaz müslümanların zihniyeti... Kuran evrensel beyannameyi de kapsar... video da verdiği ayetlerin uygulaması ve zemini farklıdır. aynı anlayış insanı ya YOBAZ yapar ya ATEİST..

Allah Kuranı en iyi şekilde anlayıp onun yolunda gidenlerden eylesin. Sapanlardan değil.


http://www.dailymotion.com/video/xix...cam#rel-page-6

(bu arada dailymotion linklerini video olarak gömme kodunu birisi verirse link olarak değil videoyu siteye gömerek asabilirim)

Konu hiiic tarafından (16. October 2011 Saat 12:18 PM ) değiştirilmiştir.
hiiic isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
hiiic Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 4 Kisi:
Araştıran (1. May 2013), dost1 (16. October 2011), galipyetkin (16. October 2011), merdem (10. March 2013)
Alt 16. October 2011, 02:14 PM   #5
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 723
Tesekkür: 63
361 Mesajina 686 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 13
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

Sayın hiiic

Ben onlara kabahat bulmuyorum ki.
Mealleri değişmez Kur'an diye kabul edenleri de.

Söyleyebilir misiniz, hadislerin Kur'an'dan önce geldiği ve Kur'an'a dokunmanın bile şarta bağlandığı; şıh-şeyh ve hoca efendilerin sözünden çıkamayan; Arab'ın yaşamı ve kültürü kendisine pompalanan toplumumuz Müslümanlığı ile övünürken ve karılarını silahlarına hedef tahtası yaparken, İnsanlık kavramının bugün geldiği evrensel seviyenin neresindeyiz ki?
Söyleyebilir misiniz en büyük bütçelerden birine sahip Diyanet denilen yozlaşmış, neden Kur'an'da geçen kelimelerin bu günkü yaşama en uygununu, meallere geçirmez ki? Niye hâlâ elleri kestirir, karısını dövdürtür, ''boyunları vurula!'' yaptırır ki?
Tecdit Kur'an emri değil mi?

Affet Dostum.Hem üzgün, hem kırgınım. Döktüm biraz.
Sana Ömer Hayyam'dan ufak bir şey.

''Çalıma bak şu zibidilerde,
Geçirmiş ellerine bu ülkeyi
En bilgini sanırlar kendilerini buranın
Aldırma, serin tut sen içini
Bilmezsin, öyle eşşektir ki onlar
Eşşek olmayana dinsiz imansız derler.''
A.Kadir.

Saygılarımla
Galip Yetkin.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
Araştıran (1. May 2013), dost1 (16. October 2011), hiiic (16. October 2011)
Alt 16. October 2011, 03:21 PM   #6
hiiic
Super Moderator
 
hiiic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 1.979
Tesekkür: 1.908
1.295 Mesajina 2.708 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 16
hiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud of
Standart

Bu gibilerin hükmünü Allah Kuranda vermiş;

Bakara 75
Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, Allah'ın kelamını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.
hiiic isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
hiiic Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (16. October 2011)
Alt 10. March 2013, 02:54 AM   #7
merdem
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 1.606
Tesekkür: 667
707 Mesajina 1.297 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 13
merdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud of
Standart Kur'an da BEYIN kelimesi yokmus, KALB varmis

Degerli Dost1 Kardesim,

ateistler takmislar kafalarina, neymis efendim, Kur'an da bir tek Beyin kelimesi dahi gecmiyormus, beyin yerine Kalp kelimesi geciyormus. Muhammed peygamber o zamanlar beyin denen organdan habersizmis de onun icin Kalp sözcügünü kullanmis. Ahlaksiz herifler, Allah da demiyorlarda, Allah'in elcisi de demiyorlarda anlayin iste...

Bundan daha güzel bir örnek olabilirmi: Onlarin kalpleri mühürlüdür....Hani bu bir mucize degilse nedir. Anlamiyorlar. Zannediyorlar ki, deve kusu gibi kafalarini topraga gömerlerse Allah onlari görmeyecek! Zavallilar!


Ben de asagidaki satirlari postaladim onlara. Allah'in Ayetleriyle alay edilen ortamda oturulmaz/durulmaz, herkes kendi yoluna. Onlarin din(!)leri onlara, bizim dinimiz bize.

Selam ve dua ile.


Kur'an da beyin kelimesi gecmiyormus, neymis efendim, araplar o zamanlar beynin fuctionlarindan habersizmis de Muhammed Kur'an da beyin yerine kalp sözcügünü kullanmis. Allah yokmus falan filan.

Yeryüzünde aramizda dinazorlar yasamiyorlar diye dünyayi da yok saysaydiniz o zaman nasil olurdu? Madem mantikla yürütüyorsunuz her isinizi.

Diyeceksiniz ki simdi, dinazorlar yasamiyorlar ama yasadiklarina dair izleri var. Iyi güzelde bu bir ispat oluyorsa, Kur'an da direkten beyin sözcügü gecmiyor ama hala aklinizi calistirmayacakmisiniz, aklinizi kullanmayacakmisiniz diye devamli tekrarlaniyor.

Herhalde akil kalbinizin icindedir diye de bir tam cümle gecmiyor.

Bir beyin acilip icine bakildiginda herhalde AKLI da göremiyoruz, acaba AKIL denen seyde mi yoktur? Beyin var ama icinde görünen akil yok! Neymis akli yürüten organ?



Insan yasadigi müddetce beyni aktif calisir, Kur'an in kendisi beyindir, icinde beyin sözcügünün olup olmamasi hic mühim degil, ebedi yasayacaktir cünkü.

Allah beynin yerine kalp sözcügünü kullanmis olsun, bu ne degistirir? Bir müslümanin da ayni bir ateist gibi bir kalbi ve bir beyni var, yoksa tibben teshis mi edilmis aksi; müslümanlarin beyni yok diye. Sayet derseniz; müslümanin beyni var ama akli yoktur diye, beyni olan ateistin beynini de acip baksinlar acaba icinde akil bulunacakmi.

Siz Kur'an da beyin arayin durun. Kur'an beynin ta kendisidir, tabii ki anlayana.


Sizlere gecmis olsun.
merdem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
merdem Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (10. March 2013)
Alt 10. March 2013, 10:55 AM   #8
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.214
Tesekkür: 3.023
998 Mesajina 2.255 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun Aleyküm! Değerli Merdem Kardeşim!

Alıntı:
merdem Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Degerli Dost1 Kardesim,

ateistler takmislar kafalarina, neymis efendim, Kur'an da bir tek Beyin kelimesi dahi gecmiyormus, beyin yerine Kalp kelimesi geciyormus. Muhammed peygamber o zamanlar beyin denen organdan habersizmis de onun icin Kalp sözcügünü kullanmis. Ahlaksiz herifler, Allah da demiyorlarda, Allah'in elcisi de demiyorlarda anlayin iste...

Bundan daha güzel bir örnek olabilirmi: Onlarin kalpleri mühürlüdür....Hani bu bir mucize degilse nedir. Anlamiyorlar. Zannediyorlar ki, deve kusu gibi kafalarini topraga gömerlerse Allah onlari görmeyecek! Zavallilar!


Ben de asagidaki satirlari postaladim onlara. Allah'in Ayetleriyle alay edilen ortamda oturulmaz/durulmaz, herkes kendi yoluna. Onlarin din(!)leri onlara, bizim dinimiz bize.

Selam ve dua ile.


Kur'an da beyin kelimesi gecmiyormus, neymis efendim, araplar o zamanlar beynin fuctionlarindan habersizmis de Muhammed Kur'an da beyin yerine kalp sözcügünü kullanmis. Allah yokmus falan filan.

Yeryüzünde aramizda dinazorlar yasamiyorlar diye dünyayi da yok saysaydiniz o zaman nasil olurdu? Madem mantikla yürütüyorsunuz her isinizi.

Diyeceksiniz ki simdi, dinazorlar yasamiyorlar ama yasadiklarina dair izleri var. Iyi güzelde bu bir ispat oluyorsa, Kur'an da direkten beyin sözcügü gecmiyor ama hala aklinizi calistirmayacakmisiniz, aklinizi kullanmayacakmisiniz diye devamli tekrarlaniyor.

Herhalde akil kalbinizin icindedir diye de bir tam cümle gecmiyor.

Bir beyin acilip icine bakildiginda herhalde AKLI da göremiyoruz, acaba AKIL denen seyde mi yoktur? Beyin var ama icinde görünen akil yok! Neymis akli yürüten organ?



Insan yasadigi müddetce beyni aktif calisir, Kur'an in kendisi beyindir, icinde beyin sözcügünün olup olmamasi hic mühim degil, ebedi yasayacaktir cünkü.

Allah beynin yerine kalp sözcügünü kullanmis olsun, bu ne degistirir? Bir müslümanin da ayni bir ateist gibi bir kalbi ve bir beyni var, yoksa tibben teshis mi edilmis aksi; müslümanlarin beyni yok diye. Sayet derseniz; müslümanin beyni var ama akli yoktur diye, beyni olan ateistin beynini de acip baksinlar acaba icinde akil bulunacakmi.

Siz Kur'an da beyin arayin durun. Kur'an beynin ta kendisidir, tabii ki anlayana.


Sizlere gecmis olsun.
Allah sizlerden razı olsun. Söylemleriniz ancak aklını işletebilenler için geçerlidir.


"Kalp" sözcüğü; "insanın ortası, özü" demektir. Bundan dolayı "yürek"e de "kalp" denmiştir. Araplar "yürek"i, düşünce ve tefekkürün merkezi olarak bildikleri için zamanla "akıl"a da "kalp" demeye başlamışlardır.

"Akıl"ın "kalp" olarak isimlendirilmesi aslında "mahalliyet mecazı mürseli" sanatı olmasına rağmen, "akıl" ve "kalp" kelimeleri giderek eş anlamlı isimler olarak görülmüş ve böylece bu kullanım, doğru bir temele dayanıp dayanmadığına bakılmaksızın "kalp" ve "akıl" sözcüklerinin geçtiği diğer dillerde de uygulama alanı bulmuştur. Bu sebepledir ki Kur`an`da kalp sözcüğü, kan pompalayan organ olarak değil aklın, düşüncenin, tüm zihinsel fonksiyonların merkezi olan "beyin" anlamında kullanılmıştır.

"Kalp" sözcüğü Kur`an`da kan pompalayan organ olarak değil, aklın, düşüncenin ve tüm zihinsel fonksiyonların merkezi olan beyin anlamında kullanılmıştır. Yani, Kur`an`a göre kalp; başta akıl olmak üzere insanı insan yapan özelliklerin merkezidir.

Değerli Kardeşim!

Her dilin kendine özgü bir yapısı vardır. Konuşulan her dilde, ilk defa karşılaşılan bir takım manaları veya maddeleri ifade etmek için bir lâfız, sözcük vazedilir. Ama vazedilen sözcükler ile sözcüğün ifade ettiği mana veya maddeler arasında her zaman doğru ilgiler, ilişkiler olmayabilir.

Türetilen sözcük halk arasında yaygınlaştığında da kimse o sözcük ile, o sözcüğün ifade ettiği mana veya madde arasındaki ilginin doğru veya yanlış olduğuna bakmaz ve herkes o sözcüğü kullanır.


Meselâ, Kristof Kolomb Hindistan`a ulaştığını sanarak karşısına çıkan adalara Batı Hint Adaları ismini vermiştir. Bu ismin coğrafî gerçeklere uymadığını bugün herkesin bilmesine rağmen isim düzeltilmemiştir, kullanılmaya devam etmektedir. Veya, bir barsak parazitine barsakta sadece bir tane olduğu zannedilerek konulmuş olan "tek şerit" anlamındaki Taenia Solium adı, sonradan parazitin barsakta birden çok olduğunun öğrenilmesine rağmen değiştirilmemiştir, kullanılmaya devam etmektedir. Ya da, eskiden rahimdeki bir illetten kaynaklandığı zannedilerek "rahim" anlamına gelen "Hysteria" sözcüğü ile tanımlanmış olan bir sinir hastalığı, artık kaynağının rahim olmadığının bilinmesine rağmen hâlâ bu isimle anılmaktadır.

Bu durum Arapça için de aynen geçerlidir. Meselâ, "cinn" denilen görünmez doğaüstü güçlerin varlığını kabul eden batıl inançlarla, bu cinnlerin etkisi altına girdiği sanılan bir kimseyi tanımlamak için vazedilmiş olan ve "cinnlenmiş" anlamına gelen "mecnun" sözcüğü bugün, akıl hastalıklarının batıl inançlardaki cinnlerle hiçbir alâkası olmadığının bilinmesine rağmen halk arasında hâlâ akıl hastaları için kullanılmaya devam etmektedir. Veya, Güneş Sistemi`ndeki hareketlerin ve yörüngelerin bilinmediği dönemlerde "Güneş`in ufkun üzerine çıkması" anlamına gelen "tuluuşşems (güneşin doğması)" ve "Güneş`in ufukta kaybolması" anlamına gelen "gurubuşşems (güneşin batması)" sözcükleri, artık bu olayların dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesinden kaynaklandığının öğrenilmesine rağmen, hâlâ aynen kullanılmaya devam etmektedir.

Demek oluyor ki, sözcük ile sözcüğün ifade ettiği mana veya madde arasındaki ilginin yanlışlığı her dilde söz konusudur. Bu tip sözcükler ve terimler yaygın kullanıma ulaştıktan sonra, bilim adamları bile sözcüklerin bina edildikleri temelin hatalı veya yanlış olduğunu bildikleri hâlde bu sözcük ve terimleri kullanmaya devam etmişlerdir. Bu tip sözcüklerin kullanılması da hiçbir zaman kınanmamıştır.

Bu uzun açıklamalarla söylemek istediğimiz şudur: Diğer diller gibi Arapçada da, sözcükler ile bunların ifade ettiği mana veya maddeler arasındaki ilginin yanlış olduğu ama yaygın olarak kullanılan sözcükler vardır. İşte bu tip sözcükler Kur`an`da, o dönemde yaygın olan anlamı ile kullanılmıştır. Çünkü Arap diliyle inmiş olan Kur`an, insanların kolayca anlaması ve öğüt alması için inmiştir ve insanların Kur`an`ı anlamaları için sözcüklerin yaygın anlamlarıyla, yani halkın anlayacağı anlamlarıyla kullanılması kaçınılmazdır. Nitekim cahiliye dönemi Araplarının inançlarına göre "cinnler ülkesinin ismi" olan ve halk arasında "harikulâde şeyler" için kullanılan "ابقر Ebgar" sözcüğü, Ebgar ülkesi diye bir ülkenin tamamen hayalî olmasına rağmen, Kur`an`da Rahman suresinin 76. ayetinde "....وابقرىّ حسان Ve ebgariyyin hisan (Ve Ebgarlı halılar / harikulâde, nefis, şahane halılar" anlamında kullanılmıştır.

İşte "kalp" sözcüğü de bu duruma uygun olarak Kur`an`da kan pompalayan organ olarak değil, aklın, düşüncenin ve tüm zihinsel fonksiyonların merkezi olan beyin anlamında kullanılmıştır. Yani, Kur`an`a göre kalp; başta akıl olmak üzere insanı insan yapan özelliklerin merkezidir, kısaca insanın özüdür.

Kalbi olana ikaz
Ayetteki, "kalbi olan kimseler için" ifadesindeki "kalp" sözcüğü, yukarıda açıkladığımız gibi genel anlamda "insanın özü" demekse de, ayete özel anlamda "akıl" manasına gelir. Yani ayetteki ifade; "aklı olanlar için" demektir. Buna göre Rabbimiz sanki; "Bunda, kalp (akıl) denilebilecek en ufak bir şeyi olan kimse için bir öğüt vardır. Bu durumda artık kim öğüt almazsa, onun hiç kalbi (aklı) yok demektir." buyurmuştur.

Gerçekten de tarihe bakarsak, ders almak, geçmiş olaylardan ibret almak, insanların hep birbirine tavsiye ettiği ve yapılmasının gerekli olduğuna inandığı bir yöntemdir. Ama kendisine geçmişten öğüt çıkarmak, ayette de işaret edildiği gibi, aslında kalbi (aklı) olan insanlar için söz konusudur. Kalbi (aklı) olmayan veya kalbi ölü olan (aklı çalışmayan) insan, öğüt, ibret alamaz. Kalbi (aklı) olan insan ise geçmişteki acı akıbetler konusunda son derece hassastır. Mezarlar ve örenler gibi etkileyici ve coşturucu yerler kalbi (aklı) olan insanı etkiler; duygularını coşturur, hatıralarını canlandırır, ona ilham kaynağı olur. Ama kalbi (aklı) olmayanlar, bu gibi yerler ve olaylar karşısında kör, sağır ve dilsizdirler:

Bakara; 18: (Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık onlar dönmezler.

Münafikun; 4: "Ve onları gördüğün zaman kalıpları senin hoşuna gider ve eğer konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki dayanmış keresteler gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandırlar, onlardan hemen sakın. Allah onları öldürmüştür! Nasıl da döndürülüyorlar?"

A`râf; 179: "Ant olsun ki, cinlerden ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık; onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar. Gözleri vardır, onlarla görmezler. Kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte bunlar dört ayaklı hayvanlar gibidirler. Hatta daha da sapıktırlar. İşte onlar da gafillerin ta kendileridir."

Furkan; 43, 44: "Hevasını (kötü duygularını, tutkularını) kendisine tanrı edinen kişiyi gördün mü? Peki onun üzerine sen mi vekil oluyorsun?
Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (vahye kulak) vereceğini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Gerçekte onlar hayvanlar gibidir, hatta yol bakımından daha sapıktırlar / şaşkındırlar (aşağıdırlar)."

Kasas; 50: "Buna rağmen eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah`tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık / şaşkın (aşağı) kim olabilir? Kesinlikle Allah zalim kavme yol göstermez."

Ahkâf; 26: "Ve ant olsun ki, Biz, sizi güçlü kılmadığımız şeylerde onları güçlü kılmıştık (size vermediğimiz imkânları onlara vermiştik). Onlara da kulaklar, gözler ve duygular kılmıştık (vermiştik). Buna rağmen kulakları, gözleri ve duyguları onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah`ın ayetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşatıverdi."

Kur`an, son derece manidar örneklerle anlattığı bu kâfirlerin hâlini, bağırıp çığıran ve kendi sesinden başka bir şey duymayan çobanın hâline benzetmiştir. Kuru gürültüyle hakk sözü bastırıp boğarak galip gelmeyi çok iyi bilip uygulayan kâfirler, Kur`an`a göre ancak sükûnet ve ciddiyetle dinleyerek anlaşılabilecek sözleri dinlemeye değer ve anlamlı bulmazlar. Onları kör, sağır, dilsiz ve yüreksiz olarak niteleyen Kur`an, bu kâfirlerin kıyamet günü de böyle kör, sağır ve dilsiz olarak haşredileceğini bildirmiştir (Bakara; 171 ve İsra; 97).


Mühür, mühürleme, kalbin mühürlenmesi:
Mühür / hatem; "üzerinde bir kimsenin veya bir kuruluşun adının tersine kazılı bulunduğu ve imza yerine geçen maden, lâstik veya başka bir maddeden yapılmış alet, damga" demektir.

الختم Mühürleme/ hatm ise; "الطّبع tab` (damgalamak, damga basmak)" demek olup, "Tab` (damgalamak, damga basmak)" da; "hilkat ve cibilliyette, yani yaratılışta şekil vermek anlamına gelir. "Tabiî, tabiîlik, tabiat" sözcükleri, "tab` (damgalamak, damga basmak)" sözcüğünden türetilmişlerdir. Zaman içinde insanların eşyaya şekil verme işlerine de "tab`" denilmiş ve madene şekil verme (kılıç yapımı, para basımı) işleri için "tab`" sözcüğü kullanılır olmuştur. Daha sonra kitap, dergi, gazete basımlarına da "tab`" denmeye başlanmıştır ki sözcüğün günümüzdeki yaygın anlamı budur. Bu anlama gelen "matbuat (basın)" ve "matbaa (basımevi)" sözcükleri de "tab`" sözcüğünden türetilmiştir.

"الطّبع Tab` (damgalamak, damga basmak)" sözcüğü, "الختم hatm (mühürleme)" sözcüğünden daha geniş bir anlam ifade etmesine rağmen, her iki sözcük de Kur`an`da eş anlamlı olarak kullanılmıştır.

Mühürlemek sözcüğünün mecazî anlamı ise; "Bir şey üzerine örtü örtmek, içine bir şey girmemesi için kilitlemek" demektir. Sözcüğün bu anlamı; "aklın yollarının tıkanması, iyi düşünmeye ve bilgilenmeye engel olunması, aklın işe yarar olmaktan çıkarılması" demek olan "Kalbin mühürlenmesi" deyiminde de geçerli olup, konumuz olan "Allah`ın kalpler üzerine mühür vurması, kalpleri mühürlemesi" kavramındaki mühürleme de bu anlamda değerlendirilmelidir.


Yukarıda söylediğimiz gibi bu konu, ilgili Kur`an ayetleri yardımı ile incelenecek ve Kur`an`dan öğrenilecektir. Ancak ayetlere geçmeden evvel, bu ayetlerle ilgili doğru değerlendirme yapılmasını sağlayacak iki özelliğin hatırlatılmasında yarar görüyoruz:

Birinci özellik; ayetlerde zikredilen kişilerin belirgin olmasıdır. Konumuz çerçevesinde aşağıda okuyacağımız ayetlerde "kalpleri, kulakları mühürlenen/ damgalanan, uyarının fayda vermeyeceği, inanmayacak olan "kâfirler"in hepsi ism-i mevsul denilen "الّذين ellezine" sözcüğüyle ifade edilmiş olup, muarrafattandır yani, peygamberimize işaret edilen belli, belirli kişilerdir.

Dolayısıyla ayetlerdeki ifadelerin, bizim kâfir olarak bildiğimiz kimseler için kullanılması doğru değildir. Çünkü biz, çevremizde gördüğümüz kalpleri mühürlü, iman etmemiş olan insanların hiçbir zaman iman etmeyeceklerini ve kâfir olarak kalacaklarını bilemeyiz. Bunu ancak Allah bilebilir. Nitekim bu ayetlerde de iman etmeyecekleri Allah tarafından bilinen kişiler, bir lütuf olarak peygamberimize bildirilmiştir.

İkinci özellik; ayetlerin mucize özelliğidir. Aşağıda sunacağımız ayetler, Ebuleheb örneğinde olduğu gibi ömür boyu iman etmeyecek olanların, onlarla fazla oyalanmaması için peygamberimize bildirildiği, yani istikbalden (gelecekten) haber verildiği, bu sebeple de mucize özelliği arz eden ayetlerdir. Gerçekten de ayetlerde belirtilen bu kişiler akıllarını başlarına almamışlar, kalpleri mühürlü yaşamışlar ve cehennemlik olarak ölüp gitmişlerdir.


Allah`ın kalpleri mühürlemesi, damgalaması konusu Kelâm ilminde "Halk-ı Ef`al-ı Ibad (Kulların Yaptığı İşlerin Yaratılması)" başlığı altında temel konulardan biri olarak ele alınmıştır. Üzerinde uzun tartışmalar yapılmış olan bu konuda; Mutezile, Kaderiyye, Cebriyye, Cehmiyye, Eşariyye ve Maturidiyye gibi ekoller oluşmuş ve her mezhep kendine göre aklî ve naklî kaynaklar ileri sürmüştür. İlgilenenler, Kelâm kitapları sayfalarında yapılan bu tartışmaları; Mevkıf-ul Beşer Tahte Sultan-il Kader, Şerh-i Mevakıf, Şerh-i Makasıt, Şerh-i Akaid, Fıkhı Ekber Aliy y-ül Kari Şerh-i ve Kitabüttevhid adlı kitaplardan detaylı olarak okuyabilirler.

Bu konunun, üzerinde tartışma olmayan birinci ilkesi; Bir tek olan, ortağı ve benzeri olmayan, ibadete lâyık tek yaratıcı olan Allah`ın, madde-enerji, canlı-cansız tüm varlıkların yaratıcısı olduğu gibi, bütün yaratıkların hem iradeleri dışında yaptıkları işlerin (uyumak, düşünmek, büyümek, kalp atışı vs.) hem de kendi seçimleriyle yaptıkları işlerin (iyi-kötü, güzel-çirkin, hayır-şer) yaratıcısı olduğudur:

Saffat; 96: "Oysa sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."

En`âm; 102: "İşte Rabbiniz Allah! O`ndan başka ilâh yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse, O`na kulluk edin. O, her şeyin yönetenidir."

Rad; 16: "De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah`tır". De ki: "Allah`tan başkalarını, o kendileri için bir fayda ve zarara güç yetiremeyenleri yardım eden yol gösteren bir yakın (veli) mı ediniyorsunuz?" De ki: "Hiç kör ile gören bir olur mu? Hiç karanlıklarla aydınlık bir olur mu?" Yoksa Allah`a, O`nun gibi yaratan bir takım ortaklar buldular da, bu yaratış kendilerince birbirine benzer mi göründü? De ki: "Allah, her şeyi yaratandır. O, birdir. Her şeye üstün ve kahredicidir."

Zümer; 62: "Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye kefildir."

Mümin; 62: "İşte, her şeyin yaratıcısı Rabbiniz Allah budur. O`ndan başka ilâh yoktur. Ne kadar da döndürülüyorsunuz!"

Görüldüğü gibi, ilâhlığının olmazsa olmaz gereği olarak; Allah her şeyin ve her işin asıl yaratıcısıdır. Dolayısıyla dalâleti de, hidayeti de yaratan Allah`tır. Ama bu yaratılanlardan (dalâlet ve hidayet) birini tercih eden ve o yönde davranışta bulunan ise insandır. Yani, fiillerin yaratıcısı Allah, ama her fiilin faili ve kasibi insandır. Allah kullarına kabiliyet ve imkânlar vermiş; onların iradelerini özgür kılmıştır. Seçim yapabilecek bir ortamın olmaması hâlinde özgür iradenin bir anlamı olmayacağı için, özgür iradenin gereği olarak seçim yapılabilecek ortamı (dalâlet ve hidayetin birlikte bulunduğu ortamı) yaratmıştır. Yukarıda Zümer suresinin 7. ayetinde gördüğümüz gibi Allah, kullarının kötü eylemlerde bulunmalarını istememektedir ama özgür bıraktığı kulun seçimine de engel olmamaktadır. Başka bir ifade ile, her şeyin kontrolünü kendi tasarrufunda ve bilgisinde bulunduran Allah, kullarının bu dünyanın sonuna kadar yine kendisinin yaratmış olduğu dalâlete düşmesine, memnun olmadığı hâlde izin vermektedir.

Kur`an`da, aslında kullar tarafından işlenmiş iyi ve kötü bir çok fiilin faili olarak Allah`ın görünmesi işte bu yüzdendir, yani Allah`ın kullarının işlediği fiillerin yaratıcısı olması sebebiyledir. Yoksa Allah`ın cebr uygulamasından değildir.

Aşağıdaki ayetlere bu anlayışla bakıldığında görülecektir ki, asıl failler insanlardır:

Yunus; 100 : "Allah`ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme (imkânı) yoktur. O, aklını kullanmayanların üzerine iğrenç bir pislik kılar."

En`âm; 125:[b]Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm`a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir."

Enfal; 53: "Bu, bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah`ın, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici olmayışı nedeniyledir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir."

Rad; 11: "Onun (insanın) önünden ve arkasından onu Allah`ın emriyle gözetip koruyan izleyenleri (takipçileri) vardır. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya adar, bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiç bir (biçimde imkân) yoktur; onlar için O`nun astlarından yardım eden, yol gösteren bir yakın ( bir veli) yoktur."

İsra; 16: "Bir ülkeyi helâk etmek istediğimiz zaman, onun varlık ve güç sahibi önde gelenlerine emrederiz, böylelikle orada bozgunculuk yaparlar. Artık oranın üzerine söz hakk olur da, orayı kökünden darmadağın ederiz."

A`râf; 94-101: "Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek onun halkı yalvarıp yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk ve sıkıntıyla yakalayıverdik.
Sonra kötülüğün yerini iyilikle değiştirdik, öyle ki onlar, çoğaldılar ve: "Atalarımıza da şiddetli sıkıntılar, refah ve genişlikler dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine, Biz de onları kendileri bilinçli davranmazlarken apansız kıskıvrak yakalayıverdik.
Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden bolluklar açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları KAZANA GELDİKLERİ NEDENİYLE yakalayıverdik.
O ülkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?
Ya da o ülkeler halkı, kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?
Onlar, Allah`ın tuzağından güvende miydiler? Allah`ın bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası güvende olmaz.
(Bütün bunlar,) Sakinlerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanları doğruya erdirme(ye veya ortaya çıkarmaya yetme)z mi? Eğer biz dilemiş olsaydık onlara GÜNAHLARI NEDENİYLE bir musibet isabet ettirirdik; ve kalplerine damgalar vururduk da onlar böylelikle işitmeyenler olurlardı.
İşte bu ülkeler, sana onların haberlerinden aktarıyoruz. Gerçekten, onlara elçileri apaçık belgelerle gelmişlerdi. Ama daha önceden YALANLAMALARI NEDENİYLE iman etmediler. İşte Allah, inkâr edenlerin kalplerine böyle damga vurur / mühürler."


Yunus; 74: "Sonra onun ardından kendi kavimlerine elçiler gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte Biz, haddi aşanların kalplerini böyle damgalarız / mühürleriz."

En`âm; 25: "Onlardan sana kulak verenler vardır; oysa Biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) KALPLERİ ÜZERİNE KAT KAT ÖRTÜLER VE KULAKLARINDA BİR AĞIRLIK KILDIK. Onlar, hangi apaçık belgeyi görseler, yine ona inanmazlar. Öyle ki, o inkâr edenler, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: "Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir" derler."

En`âm; 42- 46 : "Ant olsun, senden önceki ümmetlere / toplumlara elçiler gönderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve sıkıntılarla çeviriverdik. Umulur ki yalvarırlar diye.
Onlara, zorlu azabımız geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? Ama onların kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici gösterdi (süsledi).
Derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Öyle ki kendilerine verilen şeylerle sevince kapılıp şımarınca, onları apansız yakalayıverdik. Artık onlar umutları suya düşenler oldular.
Böylece zulmeden topluluğun kökü kesildi. Ve hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah`adır.
De ki: "Gördünüz mü / düşündünüz mü hiç; eğer Allah sizin işitmenizi ve görmenizi alır ve kalplerinizi mühürlerse, onları size Allah`tan başka getirebilecek ilâh kimdir?" Bak, Biz ayetleri nasıl açıklıyoruz da onlar (yine) sırt çevirip engelliyorlar?"

En`âm;125: "Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm`a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir."

Nahl; 104-109: "Allah`ın ayetlerine inanmayanları Allah hidayete ulaştırmaz ve onlar için acı bir azap vardır.
Yalanı, yalnızca Allah`ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte yalancıların asıl kendileri onlardır.
Kim imanından sonra Allah`a (karşı) inkâra sapıp da, -kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu halde baskı altında zorlanan hariç- inkâra göğüs açarsa, işte onların üstünde Allah`tan bir gazap vardır ve onlar içindir büyük azap.
Bu, ONLARIN DÜNYA HAYATINI AHİRETE GÖRE DAHA SEVİMLİ BULMALARINDAN ve şüphesiz Allah`ın da inkâr eden bir topluluğu hidayete erdirmemesi nedeniyledir.
Onlar, Allah`ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini damgaladığı/ mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir.
Şüphesiz, onlar ahirette ziyana uğrayanlardır."

Muttaffifin; 14: "Asla, hayır; ONLARIN KAZANDIKLARI, kalpleri üzerinde pas tutmuştur."

Bakara; 88: "Ve `Bizim kalplerimiz ÖRTÜLÜDÜR/ sünnetsizdir.` dediler. Hayır; Allah, inkârlarından dolayı onları lânetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder."

Bakara; 93: "Hani sizden misak almış ve Tur`u üstünüze yükseltmiştik: "Size verdiğimizi (Kitab`ı) kuvvetlice alın ve dinleyin." Demişlerdi ki: "Dinledik ve isyan ettik." İNKÂRLARI YÜZÜNDEN buzağı (tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız, inancınız size ne kötü şey emrediyor?"

Nisa; 155-159: "Onların kendi sözlerini bozmaları, Allah`ın ayetlerine karşı inkâra sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: "Kalplerimiz örtülüdür / sünnetsizdir" demeleri nedeniyle (onları lânetledik.) Hayır; Allah, İNKÂRLARI DOLAYISIYLA ona (kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar.
(Bir de) İnkâra sapmaları ve Meryem`in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri,
Ve: "Biz, Allah`ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa`yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (bir) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesinlikle bir şüphe içindedirler. Onların zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
Hayır; Allah onu kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ant olsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır."

Münafikun; 1-11: "Münafıklar / ikiyüzlüler sana geldikleri zaman: "Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah`ın elçisisin" dediler. Allah da bilir ki sen elbette O`nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahitlik eder.
Onlar, yeminlerini bir kalkan edinip Allah`ın yolundan alıkoydular. Doğrusu ne kötü şey yapıyorlar.
Bu, ONLARIN İMAN ETMELERİ SONRA İNKÂR ETMELERİ DOLAYISIYLA BÖYLEDİR. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar.
Onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Söyledikleri zaman da onlara kulak verirsin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. -Allah onları kahretti-; nasıl da çevriliyorlar.
Onlara: "Gelin Allah`ın Resulü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin," denildiği zaman başlarını yana çevirdiler. Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.
Senin onlar adına mağfiret dilemen ile mağfiret dilememen onlar için birdir. Allah, onlara kesin olarak mağfiret etmeyecektir. Şüphesiz Allah, fasık bir kavme hidayet etmez.
Onlar ki: "Allah`ın Resulü yanında bulunanlara hiç bir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah`ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar.
Derler ki, "Ant olsun, Medine`ye bir dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır." Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah`ın, O`nun Resulü`nün ve müminlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.
Ey iman edenler, ne mallarınız ne çocuklarınız sizi Allah`ı zikretmekten alıkoymasın; kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen, ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.
Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiç bir kimseyi kesinlikle ertelemez de. Ve Allah, yaptıklarınızdan haberdardır."

Saff; 5: "Hani Musa, kavmine / halkına: "Ey kavmim, gerçekten benim sizin için Allah`tan gönderilmiş bir elçi olduğumu bildiğiniz hâlde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?" demişti. Ne zaman ki ONLAR EĞRİLİP-SAPTILAR Allah da onların kalplerini eğriltip saptırdı. Ve Allah, fasık bir kavmi hidayete erdirmez."

Tövbe; 87 : "(Savaştan) GERİ KALANLARLA BİRLİKTE OLMAYI SEÇTİLER. Onların kalpleri de damgalandı/ mühürlendi. Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar."

Tövbe; 93: "Yol, ancak o, `ZENGİN OLDUKLARI HALDE (SAVAŞA ÇIKMAMAK İÇİN) SENDEN İZİN İSTEYEN, GERİDE KALANLARLA BİRLİKTE OLMAYI SEÇEN` kimseler aleyhinedir. Allah da onların kalpleri üzerine damga / mühür basmıştır. Bundan dolayı onlar, bilmezler."


Yukarıdaki ayetler bizlere şu gerçeği anlatmaktadır: İnsanlar, kalpleri, kulakları Allah tarafından mühürlendiği / damgalandığı için kâfir olmazlar, bilakis onlar kâfir oldukları için kalplerini, kulaklarını ilme ve uyarıya kapamak suretiyle kendi kendilerini mühürlemektedirler/ damgalamaktadırlar. Çünkü kâfirler, kendi akıllarına çok güvendikleri için Allah`ın uyarılarını dinlemez ve peygamberi küçümserler ve böylece akıllarını doğru kullanmamış olurlar. Yüce Allah da, bu insanların kendi istekleri, hür iradeleri ile bu duruma düşmelerine, yani küfür yolunu seçmelerine izin verir ve böylece kalplerini mühürlemiş / damgalamış olur.

İşte bu durumdaki insanlar, yani batıl inançlara dalan, kendini müstağni gören, zevk ve sefaya dalan, hevasını ilâh edinen insanlar, kalplerini, kulaklarını tıkayarak kalplerine başka bir inancın girmesine izin vermezler. Bu insanlar, saydığımız özellikleri nedeniyle kalplerini ve kulaklarını mühürlediklerinden, fiziken peygamberle yan yana gelseler de, Kitab`ı alıp okusalar da, ayetlerden etkilenmezler. Çünkü onların kalpleri taşlaşmış hatta taştan daha beter bir katılık kazanmıştır:

En`âm; 111: "Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, -Allah`ın dilediği dışında- yine inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar."

Fussılet; 5: "Dediler ki: "Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalplerimiz bir örtü/ zırh içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık sen, (yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz."

İsra; 45-47: "Kur`an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez / gizli bir perde kıldık.
Ve onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kur`an`da sadece Rabbini `bir ve tek` (ilâh olarak) andığın zaman, `nefretle kaçar vaziyette` gerisin geriye giderler.
Biz onların seni dinlediklerinde ne için dinlediklerini, gizli konuşmalarında da o zalimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliriz."

Sebe; 31: "İnkâr edenler "Biz kesin olarak, ne bu Kur`an`a inanırız, ne ondan önceki (indirile)ne." dediler. Sen o zulmedenleri, Rabbleri huzurunda tutuklanmış, sözü (suçlamaları) birbirlerine karşı evirip-çevirip birbirlerine atıp dururken bir görsen! Zaafa uğratılan (müstazaf)lar, büyüklük taslayanlara "Eğer sizler olmasaydınız, gerçekten bizler mümin (kimse)ler olurduk." derler."

Rad; 31: "Ve kendisiyle dağların yürütüldüğü veya kendisiyle yeryüzünün parçalandığı veya kendisiyle ölülerin konuşturulduğu bir Kur`an mı olsaydı? Fakat emir bütünüyle Allah`ındır. İman edenler, ümit kesip daha anlamadılar mı ki, Allah dileseydi, elbette insanlara toptan hidayet ederdi. O inkâr edenlerin kendi sanatlarıyla kapılarını şiddeti çalan kesinlikle çalacak (onları şok edecek), ya da yurtlarının yakınına konacak. Ta ki Allah`ın vaadi gelinceye dek. Allah verdiği sözden caymaz / verdiği sözün zamanını şaşırmaz."

A`râf; 179: "Ant olsun, cehennem için cinnlerden ve insanlardan çok sayıda kişi hazırladık (yarattık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp - anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır."

Maide; 103: "Allah Bahriye`den Saibe`den Vasiyle`den ve Ham`dan hiç birini (meşru) kılmamıştır. Ancak inkâr edenler, Allah`a karşı yalan düzüp-uyduruyorlar. Onların çoğu akıl erdirmez. "

Muhammed; 12: "Şüphesiz Allah, iman edip salihatı işleyenleri, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İnkârcılar ise, metalanırlar ve hayvanların yemesi gibi yerler; ateş, onlar için kalacak yerdir."

Hicr; 10-15: "Ant olsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik.Onlara herhangi bir elçi gelmeye görsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.Böylece biz onu (alayı), suçluların kalplerine sokarız.Onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir.Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, oradan yukarı yükselseler bile, mutlaka; "Gözlerimiz döndürüldü, belki büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir."

A`râf; 146: "Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri ayetlerimden engelleyeceğim. Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşd yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık yolunu gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyladır."

Kâfirlerin bu durumlarına karşılık iman edenler ise vahye kulak vermek suretiyle kendilerini bilgilendirirler, sürekli aklederek ve tefekkür ederek kendilerini doğruya ulaştırırlar, yani kendilerini geliştirirler. Buna, dolaylı - dolaysız işaret eden Kur`an`da onlarca ayet mevcuttur.
Kaynak: İşte Kur'an

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
dost1 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
khaos (10. March 2013), merdem (10. March 2013)
Alt 10. March 2013, 11:35 AM   #9
merdem
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 1.606
Tesekkür: 667
707 Mesajina 1.297 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 13
merdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud of
Standart

Degerli Dost1 Kardesim,

bu güzel paylasiminiz icin cok tesekkür ederim.


Ben zaten ateistlerin oyununa gelecek kadar (ALLAH'a sükür) ahmak degilim. Bilhassa onlarin alaylari beni daha cok bagliyor dinime. Onlari kendi hallerinde birakiyorum.

Onlar alaylar icinde bekleye dursun, bizde bekliyoruz.

Insanin ne kadar nankör olabilecegini hepimiz idrak etmis bulunuyoruz. Ve hepimize verilmis olan özgür secimden herkes kendisi sorumludur.


Ben sizlerden raziyim, Rabbim de sizlerden razi olsun.


Selam ve dua ile.
merdem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
merdem Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (10. March 2013)
Alt 10. March 2013, 09:27 PM   #10
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.214
Tesekkür: 3.023
998 Mesajina 2.255 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun Aleyküm! Değerli Merdem Kardeşim!

İnsanların gerçeğe ulaşması, ulaşmak istediği gerçek ile ilgili içinde en ufak bir şüphenin kalmaması ile gerçekleşir. Mü'min odur ki, Allah'tan gelen herşey için mutmain olabilen Allah kuludur. Sürekli Allah’ı anıp, akılda tutup ve unutmayarak -Ra’d 28- mutmainliğe ulaştıklarında da , hiç bir şeyden korku ve üzüntü duymazlar. Tam olarak huzur ve güven içindedirler.

Değerli Kardeşim!

Hepimiz de Rabbimiz olan Yüce Allah'ın Fecr Suresinin 27, 28. Âyetlerinde belirttiği gibi: "Ey mutmain olmuş nefs! Dön Rabbine, sen O’ndan O senden hoşnut olarak!" hitabına mazhar olabilen mü'min kullarından olabilelim.

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
dost1 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Araştıran (6. April 2013), merdem (10. March 2013)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
kafirler, kafirlik


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:34 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam