hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > İMAN > İman ve mü’minler > Din

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 14. October 2011, 08:09 AM   #1
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.458
Tesekkür: 105
575 Mesajina 960 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 26
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

Din, ''deyne (ödenmesi gereken borç) kavramından ismini almıştır. Herkesin bir borç ödeme anlayışı vardır ve ''dinler'' bu açıdan insanlık tarihi kadar eski ve çeşitlidir. Kimi sadece hak iddiasındadır, borçtan hiç bahsetmez ve borç ödemeye yanaşmaz. Veya haklarını iddia ve isteminin çok altında bir borç algısı vardır. Kökten batıl, uyduruk dinlerle, semai bir kökeni olmasına rağmen sonradan içleri boşaltılarak Rabb'e ve insanlara karşı borcunu tamamen ve titizlikle ödemeyi ihmal ederek bâtıllaşan dini yorum, anlayış ve uygulamalar vardır. Allah doğruyu doğru olarak bildirmiştir; ama hakikat vahyin içinde durmasına rağmen, nefsine uyan ve içindeki mülk şehvetini atamayan bir bölük, hak dinin taklidini icat ederek insanları helâk eden dini anlayışları ortaya koymuşlardır.

Semai demek, işitmek suretiyle hakikate ulaşmanın kastedildiği dindir. İşittiren Allah, vasıta Resul ve Nebi'ler, nebiler vasıtası ile işitenler ise insanlardır. Bunun dışında kalan yöntemlerle edinilen din, hak olmayan pagan dinleridir. Böyle dinlere Allah din demez, kuruntu-heves der. Semai dinin özünü iyi kavrayıp, vahyin amacıyla örtüşen ve borcun kaytarılmadan ödenmesine ise, hak ve doğru din üzere borç ödeme denir.Bunun diğer ismi de İslamdır.

Doğru din üzerinde olabilmek için, öncelikle vahiy ilmini benimsemek gerkir. İkincisi, bunu doğru algılamak gerekir. Üçüncüsü dosdoğru olmayı içine sindirip doğru uygulamak gerekir. Dördüncüsü ise, Allah'ın bizzat hakkı olanı titizlikle ve tamamen vermek (uluhiyette kıst), yine insana haklarını titizlikle ve tamamen vermek (insanlar arası ilişkilerde kıst) gerekir.

Hak din İslam ve diğer semai dinlerin orijinal yolu, metodu ve yöntemi anti-liberalisttir. Bu nedenle 'liberal' ifadesini irdeliyelim:
LİBERAL :
1-Kişi özgürlükleri,düşünce özgürlüğü ve siyasal özgürlük yanlısı kimse
2-Ekonomik liberalizmden yana olan bir kimse.

Zannedilmesin ki 'hak din' ve onun mensupları bireyleşmeye karşı çıkarlar. Hayır, ''bireycilik-bireysellik'' ile ''bireyleşme'' tamamen ayrı şeylerdir.
''Bireyleşme'' kavramının oluşumundaki esas içerisinde 'liberalizm' yoktur. Kavramın özünde yatan en önemli şey, köleler gibi düşünmemektir. Bunu Kur'an ilmiyle ifade edersek, köleci eğitimden geçmemek ve siyasi, sosyal, ekonomik ve dini alanda ''Benim çobanımsın, beni güt'' dememektir (Bakara-104). Fikri ve vicdanı hür olmaktır ki buna 'birey olma, bireyleşme, kişilik sahibi olma' denilir. Ama bireyin bireyleşmesi önündeki her engelin kaldırılarak, siyasi, ekonomik ve sosyal hürriyetlerini de bir bütün halinde sağlanmasının yolunun açılmasını özgürlük olarak kabul etmek gerekir. Bunun için de her bireyin fiilen özgür olmasının önünde engel olarak gücü elinde tutan birey,grup ve sınıfların olmaması gerekir. Çünkü nasıl fazlaca bireyleşen ve toplumun mülkte tahakkümünü tek başına elinde tutan Kral bunu bireycilik adına meşru gösteremezse, fazlaca hürleşen ve toplumun diğer fertlerinin sahasını istilâ eden ve onların ekonomik özgürlüklerini kısıtlayıp,sınırlayan bir burjuva, derebeyi vs. de bireyselleşme adına mazur görülemez. Öyle ise yukarıda tanımını verdiğimiz 'ekonomik liberalizm'in (ikinci) anlamına şiddetle itiraz vardır. Semai dinler de burada itiraz ederler. Çünkü bireyleşme özgürlüğü, ferdiyetçilik yolunda genişletilmiş, diğer bireyler aleyhine ekonomik krallar ortaya konmuştur. Nasıl yetkisi halkın sahasına taşan zirvedeki bireyin bireyselleşmesine karşı isek, nasıl kralın makamını muhafaza ederken hürriyet ve demokrasiden bahsetmek mümkün değilse, ekonominin fazlaca bireyselleştirilerek 'ekonominin kralları' durumuna geçmiş özel girişimciler ortada iken herkesin özgür olduğunu söylemek saçmalamaktır. Semai dinlerin özgürlük tanımlarıyla, sofist (ağzı kalabalık) paganların özgürlük tanımları arasında dağlar kadar fark vardır. Pagan kültürler ''özgürlük'' derler ama dikkat edin ''herkese'' demezler ve kim güçlü ise o yaşasın der. Ve kim güçlü ise onlar özgürdür.Ama hak ve içi boşaltılarak 'sosyo ekonomi politiği paganlarınki ile özdeşleşmemiş ''Semai din'' böyle demez; herkese özgürlük der ve bunun yolunu da gösterir. Bunun gerçekleşme yolu ise, elinde sermaye ve üretim araçları bulunanların,herkesin özgürlüğü için en büyük engel olduğunu söyler. Bunun çözümünü de gösterir. İstisnasız herkesin hür olabilmesi için fazlaca hürleşip topluma fark atan ve onları mahrum bırakıp mağdur eden siyasi, sosyal ve ekonomik güç odaklarının toplumun genel seviyesine çekilmesini emreder.(Nahl-71.)

Bunu yapmayanlara nimete nankörlük edenler demektedir. Bu da Leyl Suresi'nde bize gösterilen yoldur. Bu ise itidal-ihtiyaca yeter miktar üzere yaşayan birey ve güçlü kamunun varlığıdır ve semai din buna kolaylık demektedir. Kolaylık olarak tanımlanan ise kollektivizmdir.

Demek ki paganların liberalizm dedikleri kurum asla hürriyetçi değildir Güçlüyü daha güçlü kılarak ve bunu mazur ve meşru göstererek, toplumun kahir ekseriyetinin köleleşmesine bireycilik der. Ama doğru ilkeyi Hak Din koymuştur. Hakiki bireyleşmeye varacak doğru yol toplumculuktan geçer. Çünkü istisnasız herkesin siyasi, sosyal, ekonomik güç odakları ortadan kaldırılarak özgürleşmesi sağlanmıştır. Hak Din bireyin özgürleşmesinin karşısında değil aksine herkesin özgürleşmesi için güç odaklarının toplumculukla ortadan kaldırılmasıyla özgürlüğü herkesin tatmasının mümkün olacağını ortaya koymakla ilimsel ve akli bir yol ortaya koymuştur.

Hak din gerçek bireyleşmeyi gerçekleştirecek yolu kendi mantığı içinde açıklamıştır. Din kollektivizmi demek, dini küçültmez. Bilakis onun rahmet ve adalet kapısı olduğunu gösterir. Sovyet Rusya'da uygulanan Marks-Engels felsefesiyle de taban tabana zıttır. İslamda katılımcılık ve ıslah vardır;diğeri ise diktatörlüktür. Kaldı ki kollektivizmi insanlığa tanıtan semai din vahiyleridir. Bir müslüman olarak kendi kurumuna sahip çıkmak niye kötü olsun ki. Bunu bilmeyen ukala cahiller ''islamın zekatı var o sosyalizme muhtaç değil'' diye akıldışı bir şeyler mırıldanıp dururlar. Madem ki sosyalizmi red ediyorsun, İslamda Kur'an'ın her yerinde göreceğin ''infak'' diye bir müessese var, onu yerine getir ve toplumda kendi seviyenden aşağıda bir kişi dahi bırakma. Çünkü bunu yapmazsan vatandaşlarını en az kendin kadar sevme şartını yerine getirmediğin için de iman etmemiş sayılırsın. İnfak, kazananların, kazanamayanların veya az kazanıp itidal seviyesinin altında bulunanların,barınma, giyinme, beslenme, eğitim vs. gibi bütün masraflarını üzerlerine almaları ve kendileriyle aynı seviyede bir hayat düzeyi sunmalarının emredilmesi demektir.

Ahırete insan haklarından (kul hakkından) tamamen temizlenmiş olarak gitmenin en kolay yolu '' işlerin birleştirilmesi ve mülkte iştirak'' sistemidir. Bu sistemi kurmakla Hak Din içine pagan bir kurum alınmıyor. Zaten bu sistemin ilk uygulamaları Manastırlarda, Havralarda,Medine'de, fetihten sonra Mekke'de uygulanmıştır. Görülüyor ki derebeylerinin, aristokratların, ve liberal-kapitalistlerin gizledikleri, sakladıkları, müslümanlara has bir kurumdur. Bu sistemin liberaller ve kapitalistler tarafından bozulmasından korkan Kapadokya halkı yer altı şehri bile kurmuşlardır, mağaralara sığınmışlar, dağ başlarına Sumela gibi manastırlar kurmuşlardır.

(Bu yazı ADALET ve RAHMET
sitesinden derlenmiştir)

Saygılarımla.
Galip Yetkin.

Konu galipyetkin tarafından (5. October 2012 Saat 09:57 AM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
dost1 (14. October 2011), hiiic (14. October 2011)
Alt 14. October 2011, 11:38 AM   #2
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 3.101
Tesekkür: 3.636
1.094 Mesajina 2.443 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun Aleykum! Değerli Galip Yetkin Kardeşim!
Allah razı olsun. Bilgilerinizi bizlerle paylaşıma açıyorsunuz. Astığınız bu yazıdan oldukça nasiplendik. Özellikle "kıst" kavramının doğru kullanımı ve "Hakk Din" kavramlarının doğru verilmesi çok güzeldi. Yazıda gönderme yapılan Nahl 71 ile ilgili düşüncelerimiz yanlış anlamalara neden olmaması için paylaşmak istiyorum.

Nahl;71: Ve Allah rızk konusunda kiminizi kiminize fazlalıklı kılmıştır. Kendilerine fazlalık verilenler, kendi rızklarını sağ ellerinin malik olduklarına, hepsi onda eşit olmak üzere vermezler. O halde bunlar Allah’ın nimetini bilerek inkâr mı ediyorlar?

Bu ayette, dünya hayatında carî olan ast-üst ilişkisinin insanlığa konulan sosyolojik bir yasa olduğuna işaret edilerek Allah’ın insanlara eşit muamele etmediğini ileri süren zihniyete cevap verilmiştir. Ayette şu noktalar üzerinde durulmuştur:
Allah bazı kişileri malca, mülkçe, evlatça, ömürce, akılca fazlalıklı kılmıştır. Fazlalıklı kılmak, “üstün kılmak” anlamında anlaşılmamalıdır.

Fazlalığa sahip kişiler, sahip olduklarından ellerinin altındakilere, işçilerine, memurlarına, çalışanlara eşit olarak vermezler; bazı gerekçeleri dikkate alarak farklı farklı verirler. Onlardan hiçbirini kendileriyle aynı seviyede tutmazlar. Onlarla paylaşmazlar.

Bu açıklamalardan sonra Rabbimiz “O halde bunlar Allah’ın nimetini bilerek inkâr mı ediyorlar?” buyurarak zımnen şu mesajı vermektedir: “Siz bile çalışanlarınızı; kölelerinizi, işçilerinizi kendinize eşit ortak [şerik] kabul etmiyorsunuz. Efendi ile köle, işçi ile patron arasındaki ayırımı kabul ediyorsunuz da Allah ile yaratıkları arasında fark olması gerektiğini neden kabul etmiyorsunuz? Allah hiç kullarını kendine ortak [şerik] kabul eder mi?”

Allah, size kendinizden bir örnek veriyor: Hiç size rızık olarak verdiğimiz şeylerde yeminlerinizin malik olduklarından [yasa ile size teslim edilen kişilerden] ortaklarınız bulunur da onlarla siz eşit olur ve kendinize çekindiğiniz gibi onlarla da karşılıklı çekinir misiniz? İşte Biz, aklını kullanan bir toplum için ayetleri böyle açıklarız. (Rum/28)

Allah’ın nimetlerini kullarına farklı ölçülerde vermesi ve bundan dolayı da bazılarının bazılarından fazlalıklı olması, sosyal düzenin yürümesi içindir:

Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Şu basit hayatta [dünya hayatında] onların geçimliklerini aralarında Biz paylaştırdık Biz. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye Biz onların bir kısmını bir kısmının üzerine derecelerle yükselttik. Ve Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır. (Zuhruf/32)

Hayattaki ast-üst ilişkisi, toplumsal yaşama konulan ve insanların birbirleriyle çeşitli sosyal ilişkiler kurmasını sağlayan, böylece insanların bu ilişki kurma biçimleriyle sınandıkları ilahî bir yasadır. Burada konu edilen “derecelerle yükseltme”, keramet, üstünlük, saygınlık bakımından değil, ekonomik güç, akıl, zekâ, anlayış, bilgi-bilgisizlik bakımından oluşan farklılıklardır. Herkesin ekonomik güç, zekâ ve anlayış bakımından eşit olduğu bir toplumda “insanların birbirlerine iş gördürmeleri” demek olan “istihdam” ve “iş üretme” mümkün olmaz; “İstihdam” ve “iş üretme”nin olmadığı ortamlarda ise hayat durur. Ancak bilinmelidir ki, insanın ahlakî tutumunun esas alındığı “Hesap Günü” kriterleri arasında ekonomik ya da diğer dünyevî fazlalıkların hiçbir yeri yoktur. Hatta bu fazlalıklar, kişinin ahlakî olgunluğuna katkıda bulunmadıkları sürece, hayat yolundaki en zorlu sınanma alanlarını da oluştururlar.

Ve kendilerini fitnelemek için basit hayatın çiçeği olarak, onlardan kimi çiftleri kendileriyle yararlandırdığımız şeylere [mal, mülk, evlât ve saltanata] sakın gözlerini dikme [rağbetle bakma]. Ve Rabbinin rızkı daha iyi ve daha süreklidir. (Ta Ha/131)

Sakın onlardan bazı kimselere verip de kendilerini onunla yararlandırdığımız şeylere [mal ve servete] heveslenip gözlerini dikme. Onlar hakkında üzülme de... Sen kanatlarını müminler için indir. Ve: “Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcının ta kendisiyim” de. (Hıcr/88, 89)

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
anlamı, din, kur'an din islam kuran, kuran, teriminin


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:55 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam