Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   Kuran odaklı dindarlık > İMAN > Kur’an

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 28. May 2012, 04:22 PM   #1
halukgta
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Feb 2010
Mesajlar: 300
Tesekkür: 64
220 Mesajina 491 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 15
halukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud of
Standart Yaptığımız yanlışları kullanan, İslam düşmanlarının verdiği örnekler düşündürücüdür.

İnternette gezinirken, İslam a karşı misyonerlik yapan sitelerin birisinde, çok ilginç ve düşündürücü bir konuya rastladım. Bunu sizlerle paylaşmak istememin nedeni, kaynağından emin olmadığımız bilgilerin, içimize bir kangren gibi nasıl sokulduğu ve Hıristiyanların bu bilgileri bizlere karşı, nasıl kullandığının ibretlik bir örneğidir yazacaklarım.


Kur’an a, dinimize iftiralar atan bu sitede, Kur an dışındaki günümüzde elimizde bulunan, diğer kutsal kitapların, asla hükümlerinin değiştirilmediği ve geçerliliğini bugünde nasıl koruduğunu anlatmak için örnekler veriyor sitelerinde.


Peygamberimiz zamanında Kur an hükmü olduğu halde, Kur’an da ki hükümlere uymasa bile, Tevrat ın kullanıldığını örnek vererek anlatmaya çalışıyorlar. Hem de hangi bilgilerle biliyor musunuz dostlar? Bizlere günümüzde, çok güvenilir diye aktarılan hadisler örnek verilerek. “Sahih-i Buhârî den örnek veriliyor ve bakın neler naklediyorlar, kendi yanlışlarını doğrulamak adına, bizim bazı yanlış inançlarımızı kullanarak.


(Hadis kitaplarına bakacak olursak açıkça görülüyor ki, Hz. Muhammed’in döneminde Kutsal Kitap( Tevrat) sapasağlam mevcuttu. Hadislere göre, Hz. Muhammed’in huzurunda Tevrat okunuyordu. En sağlam kabul edilen hadis kitaplarından biri olan “Sahih-i Buhârî” de şöyle bir hadis var:

“Abdullah İbn-Ömer (ö. 693) radiya’llahu an huma’dan rivayete göre (Medine’de) birtakım Yahudiler gelip Resulullah salla’llahu aleyhi ve sellem’e gelerek içlerinden bir erkekle bir kadının zina ettiğini hikâye ettiler (ve ne hükmedersiniz? Dediler).

Resulullah sall’allahu aleyhi ve sellem onlara:
—Siz, Recim -taşlamak- (hükmü) hakkında Tevrat’ta ne bulursunuz? Diye sordu. Onlar:
—Biz, zina edenleri teşhir ederiz, bunlar bir değnekle de döğülürler. Abdullâh İbn-i Selâm (ö. 664) bunlara:

—Yalan söylüyorsunuz! Tevrat’ta Recim (ayeti) vardır, dedi. Bunun üzerine Tevrat’ı getirdiler. Ve kitabı açtılar. Yahudilerden birisi (Abdullah b. Süreyya, ö. 633) elini Recim ayeti üzerine koyarak ondan önceki ve sonraki ayetleri okumaya başladı. Abdullâh İbn-i Selâm ona:
—Elini kaldır! dedi. O da elini kaldırınca Recim âyeti görülüverdi. Yahudiler:

Ya Muhammed! Abdullah İbn-i Selâm doğru söylemiştir:
Tevrât’ta hakikaten Recim ayeti vardır, dediler. Bunun üzerine (Resulullah zinanın vukûu hakkında şahid istedi. Dört Yahudi zani ile zaniye aleyhinde vech-i mahsûs ûzere şehadet ettiler) Resulullah da bunların recm olunmalarına hükmetti de recm olundular (taşlanarak öldürüldüler).


Bu hadisten gayet açık bir şekilde anlaşıldığı gibi, Hz. Muhammed gerektiğinde Tevrât’ı getirtiyor ve ona uygun olarak hüküm veriyordu. Bu demektir ki, Muhammed döneminde Tevrât’ın değiştirildiği iddiası yoktu, olsa bile Hz. Muhammed buna inanmıyordu.


Eğer Muhammed Tevrât’ın değiştirildiğini kabul etseydi, Tevrât’ın ayetlerine göre bir hüküm verir miydi? Eğer “Recm” ayeti değiştirilmiş ya da Tevrât’ta yok idiyse, Peygamber nasıl “Recm” ayetine müracaat edebilir ve de hahamlar olmayan ayetin üstünü nasıl kapatabilirlerdi? İlginç olanı da bu: İsâ Mesih buna benzeyen bir durumla karşılaştığı zaman buna çok farklı bir çozüm getirdi:

“Din bilginleri ve Ferisiler, zinada yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsâ’ya, “Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı dediler. Mûsâ, Yasa’da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin? Bunları, İsâ’yı sınamak ve suçlayabilmek için söylüyorlardı. İsâ eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve, “Aranızda günahsız olan, ona ilk taşı atsın! dedi” (Yuhanna 8:3-7)



Kur’ân’da zina suçunun sadece dayak cezası olduğu halde, günümüzde şeriat hükümlerine göre yönetilen İslâm devletlerinde zina için Kur’ân’da bulunan dayak cezası değil, mütevatir (herkesin bildiği) sünnete dayanılarak, Tevrât’ın recm cezası (taşlanarak öldürülme) uygulanmaktadır. Burada peygamberin sünneti, Kur’ân’a değil, Tevrât’a dayandırılmaktadır, uygulanmaktadır.)



Değerli din kardeşlerim, Yahudi ler ve Hıristiyanlar özellikle kendi kitaplarının hüküm sürmesi ve Kur a nın devre dışı bırakılması için, nasıl ve nerelerden örnekler veriyorlar. Bizlerin farkında olmadan, yaptığımız yanlışlardan istifade ederek, onları delil göstererek, içimize zehirlerini nasıl ve hangi yollardan akıttıklarını hala anlayamadıysak, sanırım bundan sonrada anlamamız mümkün olmayacaktır. Şunu da belirtmek isterim ki, Buhariden nakledilen bu hadisin, gerçekten onun naklettiği bir hadis olup olmadığınıda bilemeyiz. Onun adına uydurulan, adı kullanılan kim bilir nasıl bilgiler var. Onuda Rabbim bilir.

Benim bütün çabam ve din kardeşlerimi Kur’an ın çevresinde toplanmaya davetim, bu gerçeklerin fark edilmesi adınadır. Geçmişte yaşamış din alimlerimize atılan bu iftiralarında, farkında olmamız çok önemlidir.


Bizlerde Kur an dan, gereği gibi nasiplenmediğimiz için, onların kuyusuna, bataklığına bakın nasıl da düşüyoruz. Dikkat ediniz tüm bunlar, bizlerin içimize soktukları rivayetler, çok önem verdiğimiz din alimleri kullanılarak yapılıyor. Hıristiyanların Bugünkü İncil den, fuhuş konusunda verdikleri örnekte, düşündürücü ve dikkat çekicidir. Hatırlayalım söylediklerini.

(Din bilginleri ve Ferisiler, zinada yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsâ’ya, “Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı dediler.)

Bu sözler üzerinde düşünelim önce. Zinada yakalanmış kadın, acaba bu zinayı tek başınamı yapmışta, yanlız kadınmı Hz. Isa nın karşısına getirilmiş? Düşünebiliyor musunuz, birde bunu doğru bir örnek gibi veriyorlar ve bu bilginin kutsal kitaptan olduğu söyleniyor.

Aynı hatayı bazı Müslüman ülkelerde, günümüzde uygulamıyor mu? Siz fuhuş yapan bir kadının karşısındaki erkekle beraber, recm edildiğini duydunuz mu? Duymanız mümkün değil, çünkü erkeklerin nefisleriyle şekillendirilmiş bir inanç, asla Kur’an dan onay alamaz.


İşte hurafenin verdiği karar, ancak böyle olur. Kur’an asla kadın, erkek ayrımı yapmadan, huhuş yapanların nasıl cezalandırılacağını ve bir daha yapılmaması için, topluma teşhir edileceğini açıkca yazmıştır.


Sanırım bugün elimizde bulunan Tevrat ve İncil için, verdikleri örnekler bizlere çok şeyler anlatıyor. Yeterki elimizdeki rehberin, FURKAN ın kıymetini bilelim, ona danışmadan yaşantımıza, imanımıza yön vermeyelim.


Günümüzde güvenilir hadis toplayıcısı olarak bilinen, Sahih-i Buhârî den aktardığı bu hadisle peygamberimizin Kur a na göre değil, dikkat edin Tevrat’a göre hüküm verdiğini söyleyebiliyor, Kur’an da tam tersi bir hüküm olduğu halde. Bizlerde hiç düşünmeden, işte böyle kabul edebiliyoruz. Ayrıca verdikleri örneklerde, günümüzde örneğin İran, Kur an da açık hükmü bulunduğu halde, hala fuhuşun cezasının Kur’an da olmayan ve bugünkü Tevrat ta geçen recm, yani taşlanarak öldürme olduğunu kabul edebiliyor.


Hiç kendimize şu soruyu sorduk mu? Yahudiler çok dindar ve dinine bağlı olduklarını söyler ve öylede görünmeye çalışırlar. Madem Tevrat ta fuhuş yapanların cezası recm, yani taşlanarak öldürülmek, Peki, fuhuş yapan bir Yahudi’nin siz bugüne kadar, recm yapıldığını yani taşlanarak öldürüldüğünü hiç duydunuz ya da gördünüz mü? Elbette ne duyarsınız, nede görebilirsiniz. Yorum sizlerin.


Bakın Yahudiler ve Hıristiyanlar güzel dinimizi ne hale sokmuşlar, ama zerre kadar düşünen mi var. Hadislere kayıtsız şartsız hiç düşünmeden, Kur’an süzgecinden geçirmeden iman etmenin, dinimize getirdiği zararına bakın lütfen. Her şeyden kötüsü peygamberimize atılan iftiraya ne diyeceksiniz? Kur an ın apaçık hükmü dururken, onunla hükmetmeyip, Tevrat ta Kur’an ın tam tersi olan bir hükümle, hükmettiğini nasıl söyleyebilir ve bunu nasıl kabul edebiliriz düşünen var mı? Hiç sanmıyorum zerre kadar düşünebilseydik, bugün içinde bulunduğumuz karmaşadan, çok uzaklarda olurduk. Çok acıdır bu söylenenleri kabul eden, inanan o kadar çok Müslüman din kardeşimiz var ki. Hâlbuki peygamberimiz, ben söylemediğim halde bu peygamber sözüdür diyen, cehennemdeki yerini hazırlasın diyerek, bizleri uyarmamış mıydı?


Allah peygamberimize tebliğ edilen Kur’an ın Tevrat ı, İncili onayladığını, doğruladığından bahseder. Aliimran 3. ayetinde bakın nasıl bir açıklama yapıyor.

(O, sana Kitabı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak indirdi, Tevrat ile İncil'i ve Furkan'ı indirmişti.)

Demek ki HAK olan, yani kullanımda olan Kur’an. Fakat geçmişte diğer kitaplarında indirildiğini tasdik ediyor. Allah ın kitapları arasında değiştirdiği, nesih ettiği hükümleri de apaçık belirtiyor Kur’an da. Bundan sonra, bu kitaptan sorumlu olacağımızda apaçık belirtilmiş. Bu durumda nasıl olurda Kur’an da hükmü açık olan bir bilgi, Tevrat ta ya da İncil de farklı ise, Kur’an a değil de, daha önceki hükümlere uyulmasını emreder peygamberimiz? Bunu düşünebiliyor muyuz? Kur’an dan hiç mi nasibimiz yok. Allah apaçık Kur’an hükümlerine uyacaksınız dediği halde, bunun tersini nasıl kabul ederiz?


Peygamberimiz devrinde, Tevrat ya da İncilin ne derece değiştiği, tahrifata uğradığı konusunu tam olarak bilemeyiz. Onu yalnız Allah bilir. Bu konuda fikir yürütmenin de doğru olduğunu düşünmüyorum. Bildiğimiz ve Kur’an ın bizlere bahsettiği, Yahudilerin ve Hıristiyanların Allah ın indirdiği kitabından uzaklaşarak, atalarının rivayetleri ile iman ettikleridir.


Bizler ancak bugün Yahudilerin ve Hıristiyanların ellerinde bulunan, kutsal kitaplar hakkında yorum yapabiliriz, tabi Kur’an ile karşılaştırarak. Örneğin günümüze, bugüne kadar ulaşan yüzlerce İncil den, dört tanesini seçerek iman etmeleri düşündürücüdür. Acaba hangisi Rabbin indirdiği İncil diye kendimize sorduğumuzda, sanırım her şey daha iyi anlaşılacaktır. Düşünün lütfen, Kur’an için bunu söyleyebilir miyiz? Bir ikinci Kur’an örneği var mı? Tek kelimesi dahi değişmeden, dimdik önümüzde duruyor. Ama bizler onun kıymetini bilemiyoruz.


Kur’an verdiği bir örnekte, Yahudilerin peygamberimize gelerek, bir konuda peygamberimizin hakemliğine başvurulması örneğinden bahseder. Bakın Maide suresi 43. ayette ne söylüyor Rahman. Bu ayetle, yazımın başında, Buhari den verdikleri örneği, lütfen dikkatle karşılaştıralım.


(İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da sonra, bunun arkasından yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inanmış kimseler değildir.)


Çok dikkat çekici ve düşündürücü bir ayet. Bu ayet üzerinde dikkatle düşünmeliyiz ve diğer ayetlerle karşılaştırmalıyız ki yanılmayalım. Demek ki peygamberimizi hakem olarak göstermek istedikleri konunun hükmü, ellerindeki Tevrat ta yazıyor, hem de Kur’an da aynı olduğu anlaşılıyor. Ama toplum Tevrat tan o kadar uzaklaşıp, hurafe itikatlara yönelmiş ki, bu kitaba bakma gereği dahi duymadıkları anlaşılıyor. Yaradan da bu konunun anlaşılması adına veriyor bu örneği.


Daha da dikkat çekici olanı, senin hakemliğinden açıklamandan sonra, sana da yüz çevirip gittikleri, inanmadıklarından bahsediyor Allah. Demek ki bahse konu, hem Tevrat ta hem de Kur’an da apaçık aynı olduğu belli oluyor. Ama o devrin toplumu Tevrat tanda o kadar uzak ki, Peygamberimizin verdiği cevap, atalarının itikadına uymadığı için, yüz çevirip gidiyorlar.


Bugünde bizler, aynı durumda değil miyiz? Yaradan da uyarıyor ve diyor ki o günkü topluma, sizin sorduğunuz sorunun cevabı, sizlere gönderdiğim Tevrat ta apaçık yazdığı halde, neden ona bakmıyorsunuz, müracaat etmiyorsunuz önce diyor. Demek ki Kur’an da hükmedilenle aynı şeyler var ki, Rabbim bunu söylüyor. Eğer değiştirilmiş, nesih edilmiş bir hüküm olsaydı, böylemi söylerdi?

Acaba bizler günümüzde, karşılaştığımız bir olay karşısında, konunun hükmünü nereden arıyoruz, bunu düşündük mü? Kur’an dan aramadığımız çok açık. Kur’an özet bilgidir diyerek, Kur’an da her şey yazmaz diyenlerin, nerelerde sorularının cevabını arayacakları çok açıktır.


Yine Yahudilerle ilgili, dikkat çekici bir ayette, Tevrat ile sorumlu oldukları halde, yöneldikleri hurafe inançları hatırlatarak, bakın ne söylüyor Yaradan onlara.

Cuma 5: Tevrat'la yükümlü tutulup da, onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.


Buradan da anlaşılıyor ki, Kur’an indirilmeden önce, Yahudilerde tıpkı günümüzde olduğu gibi, Allah ın indirdiği Tevrat tan o kadar uzak iman eder olmuşlar ki, Rabbim onların yanlışlarını bizlere örnek olarak gösteriyor ve bakın ne diyor.


(Tevrat'la yükümlü tutulup da, onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir.)


Ne kadar güzel, her şeyi anlatıyor Yaradan. Allah o devirde yapılan yanlışı örnek gösterip, bugün bizleri uyarıyor, tabi anlayana anlamak isteyene. Bugün bizler neyle sorumlu tutuluyorduk? Elbette Kur’an ile. Çünkü sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim, Kur’an dan sorumlusunuz, bu kitap bütün cihana, âleme gönderildi demiyor muydu Allah ?

Demek ki bugün bizlerin, cahiliye döneminden hiç farkımız kalmadığı anlaşılıyor. Kur’an devre dışı bırakılmış, rivayetler dine hükmeder olmuş.


Sizlere hatırlatacağım, aşağıda ki ayetler üzerinde de lütfen dikkatle düşünelim. Bakalım peygamberimiz onların verdiği örnekte olduğu gibi, hareket etmiş olabilir mi?

Bakara 120: Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

Aliimran 23: Şu kendilerine kitaptan bir pay verilmiş olanlara bak, aralarında hüküm vermesi için Allah'ın kitabına çağırılıyorlar da içlerinden bir zümre yüz çevirerek dönüp gidiyor.


Yukarıdaki iki ayet, sanırım her şeyi çok net anlatıyor. İki ayette geçen şu cümleler, içimize soktukları ve kendilerine delil gösterdikleri rivayeti nasılda doğrulamıyor, lütfen üzerinde dikkatle düşünelim.


—Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan.

—Aralarında hüküm vermesi için Allah'ın kitabına çağırılıyorlar da

Allah elçisine, Yahudileri ve Hıristiyanları Kur’an a davet etmesini ve onunla hükmedilmesini apaçık söylediği halde, nasıl olurda rivayet hadiste örnek verdikleri gibi, Kur’an da hükmü çok farklı olan, o günkü Tevrat tın hükmüne uymasını ister Peygamberimiz? İşte bu ve buna benzer soruları artık, lütfen kendimize soralım ve inancımızı Kur’an ile sorgulayalım.


Peki, bizler hangi kitaplara inanıyoruz ve ardı sıra gidiyoruz, isterseniz hatırlayalım. Kur’an ın peşi sıramı, yoksa emin olmadığımız, Kur’an ın tek kelime dahi bahsetmediği rivayetlerin peşi sıra mı? Dün Yahudilerin ve Hıristiyanların yaptığı yanlışları, bugün biz Müslümanlar yaptığı o kadar açık anlaşıldığı halde düşünen, aklını kullanan, Kur’an ı rehber alan o kadar az Müslüman kalmış ki, söyleyecek söz bulamıyorum.



Allah elçisine Kur’an ı tebliğ etme, anlatma ve toplumu ikna etme görevi verdiyse, Kur’an ın hüküm vermediği hiç bir konuda, hüküm vermeyeceğinin, bilincinde olmalıyız. Allah elçisine verdiği görev ve sorumluluğu çok açık ve net vermiş, açıklamıştır. Bizler bunun dışına çıkarak, peygamberimize kendimizce yetkiler ve sorumluluklar vermemiz, bizleri yanlışa yönlendirecektir. Peygamberimiz Allah ın verdiği hükümlere göre, topluma hükmettiği sizce çok açık değil midir?


Yahudiler ve Hıristiyanlar, geçmişte yaptıkları yanlışlarına, düştüğü bataklığa ne yazık ki bizleri de çekmek istiyorlar. Bunu yaparken de içimize soktukları, bizlerin inandığı hurafe bilgilerden yararlanıyorlar. Gelin onların bataklığına girmeyelim ve onların oyunlarını bozalım. İçimize soktukları yanlış itikatlarımızı, yine FURKAN ile yani KUR’AN ile temizleyelim.


Elimizde açık, aydınlık ve yüce bir Kur an varken, bizlerin yaptığı bu yanlışlıklara, ne zaman son vereceğiz, bunun hesabını bugünden yapalım. Eğer hesabını yapmadan emaneti teslim edersek, şunu sakın unutmayalım, hesabın verileceği O çetin gün, Rabbin üzülen kulları arasında olacağımız çok açıktır.

Dilerim Allah ın halis kulları arasında oluruz. Yine dilerim sanıya değil, Furkan ın ipine sarılan, onu anlayarak okuyup, düşünerek hareket eden, imtihan olduğumuz bilincinde olan, Rabbin kullarından oluruz.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
halukgta isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
halukgta Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Bilgi (2. June 2012), Miralay (30. May 2012)
Alt 28. May 2012, 09:22 PM   #2
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.296
Tesekkür: 3.084
1.004 Mesajina 2.264 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun Aleykum! Değerli Haluk Kardeşim!

Allah razı olsun.Ne güzel demişsiniz ve okuyanları düşünmeye sevkettmişsiniz...


...

"Sizlere hatırlatacağım, aşağıda ki ayetler üzerinde de lütfen dikkatle düşünelim. Bakalım peygamberimiz onların verdiği örnekte olduğu gibi, hareket etmiş olabilir mi?

Bakara 120: Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

Aliimran 23: Şu kendilerine kitaptan bir pay verilmiş olanlara bak, aralarında hüküm vermesi için Allah'ın kitabına çağırılıyorlar da içlerinden bir zümre yüz çevirerek dönüp gidiyor.


Yukarıdaki iki ayet, sanırım her şeyi çok net anlatıyor. İki ayette geçen şu cümleler, içimize soktukları ve kendilerine delil gösterdikleri rivayeti nasılda doğrulamıyor, lütfen üzerinde dikkatle düşünelim.


—Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan.

—Aralarında hüküm vermesi için Allah'ın kitabına çağırılıyorlar da

Allah elçisine, Yahudileri ve Hıristiyanları Kur’an a davet etmesini ve onunla hükmedilmesini apaçık söylediği halde, nasıl olurda rivayet hadiste örnek verdikleri gibi, Kur’an da hükmü çok farklı olan, o günkü Tevrat tın hükmüne uymasını ister Peygamberimiz? İşte bu ve buna benzer soruları artık, lütfen kendimize soralım ve inancımızı Kur’an ile sorgulayalım.


Peki, bizler hangi kitaplara inanıyoruz ve ardı sıra gidiyoruz, isterseniz hatırlayalım. Kur’an ın peşi sıramı, yoksa emin olmadığımız, Kur’an ın tek kelime dahi bahsetmediği rivayetlerin peşi sıra mı? Dün Yahudilerin ve Hıristiyanların yaptığı yanlışları, bugün biz Müslümanlar yaptığı o kadar açık anlaşıldığı halde düşünen, aklını kullanan, Kur’an ı rehber alan o kadar az Müslüman kalmış ki, söyleyecek söz bulamıyorum.



Allah elçisine Kur’an ı tebliğ etme, anlatma ve toplumu ikna etme görevi verdiyse, Kur’an ın hüküm vermediği hiç bir konuda, hüküm vermeyeceğinin, bilincinde olmalıyız. Allah elçisine verdiği görev ve sorumluluğu çok açık ve net vermiş, açıklamıştır. Bizler bunun dışına çıkarak, peygamberimize kendimizce yetkiler ve sorumluluklar vermemiz, bizleri yanlışa yönlendirecektir. Peygamberimiz Allah ın verdiği hükümlere göre, topluma hükmettiği sizce çok açık değil midir?


Yahudiler ve Hıristiyanlar, geçmişte yaptıkları yanlışlarına, düştüğü bataklığa ne yazık ki bizleri de çekmek istiyorlar. Bunu yaparken de içimize soktukları, bizlerin inandığı hurafe bilgilerden yararlanıyorlar. Gelin onların bataklığına girmeyelim ve onların oyunlarını bozalım. İçimize soktukları yanlış itikatlarımızı, yine FURKAN ile yani KUR’AN ile temizleyelim.


Elimizde açık, aydınlık ve yüce bir Kur an varken, bizlerin yaptığı bu yanlışlıklara, ne zaman son vereceğiz, bunun hesabını bugünden yapalım. Eğer hesabını yapmadan emaneti teslim edersek, şunu sakın unutmayalım, hesabın verileceği O çetin gün, Rabbin üzülen kulları arasında olacağımız çok açıktır.

Dilerim Allah ın halis kulları arasında oluruz. Yine dilerim sanıya değil, Furkan ın ipine sarılan, onu anlayarak okuyup, düşünerek hareket eden, imtihan olduğumuz bilincinde olan, Rabbin kullarından oluruz.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK"

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
dost1 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Bilgi (2. June 2012), Miralay (30. May 2012)
Alt 28. May 2012, 10:55 PM   #3
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 798
Tesekkür: 67
388 Mesajina 720 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 14
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

''Kur’ân’da zina suçunun sadece dayak cezası olduğu halde.....''

diye geçen paragrafa şiddetle itirazım var.

''Yüz celde'' diye geçen ifadenin anlamı, öyle utandırın ve teşhir edin ki bu utandırmanın şiddeti cildine yüz değnek vurulmuş kadar kızartacak derecede cildine-yüzüne yansısın, toplum önünde utandırılsınlar mânâsınadır.

Bu yönde Hasan Akçay'ın çok değerli bir açıklaması var. Sitemizde yazan olduğundan her halde kendisi bir açıklama yapacaktır.

Saygılarımla.
Galip Yetkin.

Konu galipyetkin tarafından (28. May 2012 Saat 11:37 PM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
Bilgi (30. May 2012), dost1 (29. May 2012), Miralay (30. May 2012)
Alt 2. June 2012, 12:56 AM   #4
hiiic
Super Moderator
 
hiiic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 1.979
Tesekkür: 1.908
1.295 Mesajina 2.708 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 16
hiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud of
Standart

Yüce Allah, bu sözlerin gelecekte karışacağını ve fitneye mahal vereceğini biliyordu...
?
hiiic isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
hiiic Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Bilgi (2. June 2012), Miralay (4. June 2012)
Alt 15. June 2012, 04:57 PM   #5
Hasan Akçay
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 318
Tesekkür: 0
92 Mesajina 146 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 14
Hasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud of
Standart

Merhaba sayin Galip Yetkin. Özetlemeye calisayim.

Ayetteki feclidû ve celde kelimeleri önemli. Görüldügü üzere bunlarin ikisi de cild kelimesinin türevi. O halde infaz cild (1) ile SINIRLI olmak zorunda.

FIKIH alimleri o yüzden ne diyeceklerini sasirmis durumda. Örnegin Hayrettin Karaman'a göre infaz araci önemsizdir; celdeleme dis temizlemekte kullanilan misvak gibi bir sey (2) ile dahi yapilabilir.

Su ciddiyetsizlige bakar misiniz. Zina yapan kadina ve erkege ceza olarak dis fircasi ile fiskeler vurulmaliymis. Oysa ayette Allah'in bir de uyarisi var:

Ilahî cezada o ikisine aciyacaginiz tutmasin -lâ te’huzkum bi himâ ra’fetun fî dînillâh.

Sizin bir zina suclusunu ceza olarak dis fircasi ile fiskelemeniz esnasinda aciyacaginiz tutsa ne olur tutmasa ne olur? Suclu her halde göbegini hoplata hoplata güler.

Zina ciddi bir suc; ona verilen cezanin da ciddi olmasi gerekir. Sucluyu böyle dis fircasiyla fiskeleyip güldürmek degil.

Benim gördügüm,
cezanin dogal olmasi gerekiyor.

DOGAL CEZA, suc islemekle verilen zararin giderilmesi demek.

Zina, toplumun güven duygusunu yok eder. Yani bir adam, topluma "Ben zina etmem; bana güvenin; bana saygi gösterin!" demis ama zina etmistir. Saygiyi hak etmeyen biridir.

O halde ona verilen cezanin
onu itibarsiz hale getirmesi gerekir.

Ayette Allah
bunun nasil saglanacagini
acikliyor:

Bir grup inanir o ikisinin infazini izlesin -vel yeşhed azâbehumâ tâifetun minel mu’minîn.

Sucluyu halkin gözünün önünde yüz kere celdelemek islev olarak televizyon kamerasini onun üzerine cevirmek ne ise odur. Yani celdelemek ceza degildir.

Co kisa oldu ama simdilik elimden gelen bu.

Sevgi ile,
Hasan Akcay
________________________________

(1)Mevdudi (Tefhimu'l Kur'an): Celd deri anlamindaki cild kelimesinden türemistir. O yüzden tüm dilciler ve yorumcular kamcilamanin etkisinin deriyle SINIRLI kalip alttaki ete gecmeyecek sekilde olmasi gerektigi anlamini cikarmislardir.

(2)Yeni Safak, 1 Nisan 2007.

Konu Hasan Akçay tarafından (15. June 2012 Saat 05:10 PM ) değiştirilmiştir.
Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Hasan Akçay Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (15. June 2012)
Alt 15. June 2012, 06:50 PM   #6
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.296
Tesekkür: 3.084
1.004 Mesajina 2.264 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun Aleykum! Değerli Hasan Akçay Kardeşim!

Alıntı:
Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
...
Sucluyu halkin gözünün önünde yüz kere celdelemek islev olarak televizyon kamerasini onun üzerine cevirmek ne ise odur. Yani celdelemek ceza degildir.

...
Sevgi ile,
Hasan Akcay
________________________________
Açıklamalarınız için Allah razı olsun. "Ceza" sözcüğüne dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkçede "Ceza"; toplumca ve yasalarca yasaklanan eylemlere verilen karşılığın adı olurken, Arapçada olumlu olumsuz yasaklanan ya da yasaklanmayan her tür eylem sonucu verilen karşılık olur. Bu nedenle "Celdelemek" de bir cezadır/karşılıktır.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
dost1 Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Miralay (18. June 2012)
Alt 16. June 2012, 03:23 AM   #7
Hasan Akçay
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 318
Tesekkür: 0
92 Mesajina 146 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 14
Hasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud of
Standart

Merhaba.

Suclunun celdelenmesi ona fizikî aci vermez cünkü infaz deri ile SINIRLI olmak zorunda. O yüzden Hz Ömer* kamciyi vurana, "Kendi koltuk altini göstermeden vur! " dermis.

Kamciyi kendi koltuk altini göstermeden vur!
Bilekten bilekten. Nazik nazik.

Celdelemeyi dis fircasiyla yap!

Bunlar ciddi olamaz;
ne azaptir ne ödül;
o yüzden
infaz edileni
göbegini hoplata hoplata güldürür.

Benim anladigim, önemli olan, bu komik "ceza"nin kendisi degil islevidir. Cezalanan o iki zina suclusunu halka teşhir edip halkin gözünde itibarsiz hale getirmek.

Celdelemek o yüzden sart degil. Teşhir isi baska sekilde de yapilabilir.

Örnegin sucunun sabit olduguyla ilgili mahkeme karari televizyonda kendsine okunur ve "sabika kaydi"na gecirilir; is bas vurusu yaptiginda o kayit kendisinden istenir.

Bundan bes alti yil önce böyle bir sey oldu.

Televizyon dizilerinde oynadigi iyi aile babasi rolleriyle taninan bir erkek oyuncu zina yapmis. Önce gazetelerin magazin sayfalarina düstü; sonra karisinin önüne.

Sucunu itiraf etmek zorunda kaldi; esinden ve bütün kadinlardan milyonlarca izleyicinin gözü önünde özür diledi.

Sevgi ile,
Hasan Akcay

_____________________________

*Ahkâm’ü-Kur’an, İbn’ül-Arabî, II:84 ve Ahkâmül-Kuran, el-Cessas, III:332.

Konu Hasan Akçay tarafından (16. June 2012 Saat 06:08 AM ) değiştirilmiştir.
Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Hasan Akçay Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Miralay (18. June 2012)
Alt 16. January 2013, 09:41 AM   #8
aorskaya
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 933
Tesekkür: 110
265 Mesajina 408 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 7
aorskaya will become famous soon enoughaorskaya will become famous soon enough
Standart

Alıntı:
galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
''Kur’ân’da zina suçunun sadece dayak cezası olduğu halde.....''

diye geçen paragrafa şiddetle itirazım var.

''Yüz celde'' diye geçen ifadenin anlamı, öyle utandırın ve teşhir edin ki bu utandırmanın şiddeti cildine yüz değnek vurulmuş kadar kızartacak derecede cildine-yüzüne yansısın, toplum önünde utandırılsınlar mânâsınadır.

Bu yönde Hasan Akçay'ın çok değerli bir açıklaması var. Sitemizde yazan olduğundan her halde kendisi bir açıklama yapacaktır.

Saygılarımla.
Galip Yetkin.
Selam,selam.
1- Zina cezası kısmında zaten toplum önüne çıkarma tv.deki gibi afişe edilmek demek değilmidir. Size göre böyle olması gerekiyorsa, rabbimiz neden sadece "zina yaptıkları nedeniyle toplum önüne çıkarın" demekle yetinmemiştir.

Dikkat edin zaten toplum önüne çıkarılma vardır. Fakat acıma tutmadan toplum huzurunda uygulanması istenen bir 100 celde de vardır...

şimdi siz bu 100 celde içinde; "100 sopa vuracak kadar yüzün kızartılacak şekilde utandırılması" gerektiğini iddia edeceksiniz.

Peki bu durumda adama sormazlarmı? Kardeşim; bu zina edenler zaten utanması olmayan kimseler ise ne olacak? -ki utanması olsa zaten zina yapmaz!

Peki siz hangi hakla, rabbimizin acıma tutmasın dediği 100 celde uygulamasını ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz? Sizin modern, çağdaş düşüncelerinizmi kabul edemiyor? Aklınızca modern toplumda bu size ilkel, kişiliğinize yakışmayan bir durummu geliyor.

Ben sizden 100 ile kastedilenin size göre ne oduğunu sormuştum. Siz soruya cevabınızı verir yada vermezsiniz ama benden 100 celdeyi açıklamamı istemeniz üzerine şimdi açıklamaya çalışıyorum.

Eğer 100 celde denmeseydi, cezanın uygulama alanı insanlara bırkaılmış olurdu ve ceza belirleyicileri ile uygulayıcılarda farklı cezalar uygularlardı.

Bazıları kafalarına göre; zanilerin gözüne, kulağına, ağzına, burnuna, diline, dişine, kafasına, karnına, ciğerine, kalbine ve hatta cinsellik organına ceza uygulamaya kalkabilirdi. İşte bu nedenle deri/celde belirlenmiş olmalıdır.

Yoksa; celde uygulaması zaten toplum önünde yapılacağından, sadece toplum önüne çıkarmak ayetle emredilenin amacına ters düşer. Yine toplum önüne çıkartılıp, güya 100 vurulmuş gibi yüzü kızaracak kadar (bu nasıl becerilebilir oda ayrı bir tartışma konusu olur ama şimdi yeri değil) utandırmaya çalışmak da zanileri için için güldürebilir.

Bu nedenle sayın Akçay da siz de zina cezası ile açıklamanızda yanlış düşünmektesiniz. Ayrıca, günümüz anlayışına göre "şimdi sopamı kaldı yahu, bu teknolojik ilerleme çağında sopamı olurmuş, diye komik durumlara düşüldüğü de düşünülmesin"

selamlar,
aorskaya
aorskaya isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16. January 2013, 07:55 PM   #9
merdem
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 1.606
Tesekkür: 667
707 Mesajina 1.297 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 14
merdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud of
Standart Allah haddi asanlari sevmez.

Ey iman etmiş kişiler! Ölümlü olaylarda kısas [âdil karşılık] size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, onun [ölenin] kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uymalı, ona güzellikle ödemelidir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim sınırları aşarsa artık acı veren azap onun içindir.
( Bakara/178-179)

Bu mübarek Ayetlerden ne anliyor müslüman kardeslerimiz?

Dost1 Kardesimiz mükemmel izah etmis:

Allah elçisine, Yahudileri ve Hıristiyanları Kur’an a davet etmesini ve onunla hükmedilmesini apaçık söylediği halde, nasıl olurda rivayet hadiste örnek verdikleri gibi, Kur’an da hükmü çok farklı olan, o günkü Tevrat tın hükmüne uymasını ister Peygamberimiz? İşte bu ve buna benzer soruları artık, lütfen kendimize soralım ve inancımızı Kur’an ile sorgulayalım.


Peki, bizler hangi kitaplara inanıyoruz ve ardı sıra gidiyoruz, isterseniz hatırlayalım. Kur’an ın peşi sıramı, yoksa emin olmadığımız, Kur’an ın tek kelime dahi bahsetmediği rivayetlerin peşi sıra mı? Dün Yahudilerin ve Hıristiyanların yaptığı yanlışları, bugün biz Müslümanlar yaptığı o kadar açık anlaşıldığı halde düşünen, aklını kullanan, Kur’an ı rehber alan o kadar az Müslüman kalmış ki, söyleyecek söz bulamıyorum.



Allah elçisine Kur’an ı tebliğ etme, anlatma ve toplumu ikna etme görevi verdiyse, Kur’an ın hüküm vermediği hiç bir konuda, hüküm vermeyeceğinin, bilincinde olmalıyız. Allah elçisine verdiği görev ve sorumluluğu çok açık ve net vermiş, açıklamıştır. Bizler bunun dışına çıkarak, peygamberimize kendimizce yetkiler ve sorumluluklar vermemiz, bizleri yanlışa yönlendirecektir. Peygamberimiz Allah ın verdiği hükümlere göre, topluma hükmettiği sizce çok açık değil midir?


Yahudiler ve Hıristiyanlar, geçmişte yaptıkları yanlışlarına, düştüğü bataklığa ne yazık ki bizleri de çekmek istiyorlar. Bunu yaparken de içimize soktukları, bizlerin inandığı hurafe bilgilerden yararlanıyorlar. Gelin onların bataklığına girmeyelim ve onların oyunlarını bozalım. İçimize soktukları yanlış itikatlarımızı, yine FURKAN ile yani KUR’AN ile temizleyelim.


Kur'an'i birakip Tevrat ve Incile devam misali tutturmus gidiyorlar. Rabbimiz kissas hususunda dahi, sayet ölenin kardesi bir sey karsisinda bagislanirsa.... Pes dogrusu, merhameti sonsuz Rabbimiz, illede ölüye ölüm dahi demezken... Birileri halen masum kanlari dökmekle inat ediyor. Kas yaparken göz cikariyorlar. Buda Allah katindandir diyerek kendilerini atese atiyorlar.

Sonumuz hic iyi görünmüyor saygideger kardeslerim. Allah öyle bir zalim yöneticiler getirirki basimiza, ondan sonra baslarlar dualara, tabi yine basta "allahumme salli ala" lar ile. E sefaat lazim ümmete en basta!!

Ve Âyetlerimiz onlara açıkça okunduğunda, Bize kavuşmayı ummayanlar: "Bundan başka bir Kur'ân getir yahut bunu değiştir!" dediler. De ki: "Onu nefsimin [kendimin] öngörmesiyle değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, kesinlikle büyük bir günün azabından korkarım. (Yunus Suresi/15)

Peygamberimiz dahi sadece vahyoluna uyarken.... nasil olurda müslümanim deyipte halen rivayetleri Kur'an'in üstüne tutmaya cesaret ederler. Ahiret gününden cekinen bunu yapmaz, yapamaz!

Benim aklim almiyor. Bu yapilan haksizliklarin terbiyesizliklerin haddi siniri asmalarin sonundan korkan yokmu?

Rabbini seven sayan, peygamberlerini seven sayan, islami seven sayan, insanlari seven sayan ümmet nerede kaldi?

Sagolasin Dost1 kardesim, mescidlerde, tv lerde vb. devamli böyle söylentiler yapilmali, yazilmali, yayinlanmali......... pek ümitlide degilim ya sonustan, imam bildigini okurmus misali birileri halen bildiklerini okumaya devam edecekler.

Bakara 120: Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

Aliimran 23: Şu kendilerine kitaptan bir pay verilmiş olanlara bak, aralarında hüküm vermesi için Allah'ın kitabına çağırılıyorlar da içlerinden bir zümre yüz çevirerek dönüp gidiyor.


Yahudileri ve Hiristiyanlari nasil daha memnun edebilirizki, herifler coktan ulasmis arzu ettiklerine, kanser gibi yerlesmisler birlerinin hücrelerine. Rabbimizin memnunlugunu acaba hic mi düsünmez bu ümmet?

Aranizda bulundugumdan dolayi gercekten cok memnunum, hayatimda aklimdan gecmemistir, gecemezdide böyle günleri yasayacagim. Allah'ima Celle ve Celaluhu bizlere dogru yolu gösterdiginden dolayi sonsuz sükürlerimi sunarim. Rabbimin Selami ve Rahmeti hepimizin üzerine olsun. Sizlerden razi olsun.
merdem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17. January 2013, 08:46 AM   #10
aorskaya
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 933
Tesekkür: 110
265 Mesajina 408 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 7
aorskaya will become famous soon enoughaorskaya will become famous soon enough
Standart

Alıntı:
Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Merhaba.

Suclunun celdelenmesi ona fizikî aci vermez cünkü infaz deri ile SINIRLI olmak zorunda. O yüzden Hz Ömer* kamciyi vurana, "Kendi koltuk altini göstermeden vur! " dermis.

Kamciyi kendi koltuk altini göstermeden vur!
Bilekten bilekten. Nazik nazik.

Celdelemeyi dis fircasiyla yap!

Bunlar ciddi olamaz;
ne azaptir ne ödül;
o yüzden
infaz edileni
göbegini hoplata hoplata güldürür.

Benim anladigim, önemli olan, bu komik "ceza"nin kendisi degil islevidir. Cezalanan o iki zina suclusunu halka teşhir edip halkin gözünde itibarsiz hale getirmek.

Celdelemek o yüzden sart degil. Teşhir isi baska sekilde de yapilabilir.

Örnegin sucunun sabit olduguyla ilgili mahkeme karari televizyonda kendsine okunur ve "sabika kaydi"na gecirilir; is bas vurusu yaptiginda o kayit kendisinden istenir.

Bundan bes alti yil önce böyle bir sey oldu.

Televizyon dizilerinde oynadigi iyi aile babasi rolleriyle taninan bir erkek oyuncu zina yapmis. Önce gazetelerin magazin sayfalarina düstü; sonra karisinin önüne.

Sucunu itiraf etmek zorunda kaldi; esinden ve bütün kadinlardan milyonlarca izleyicinin gözü önünde özür diledi.

Sevgi ile,
Hasan Akcay

_____________________________

*Ahkâm’ü-Kur’an, İbn’ül-Arabî, II:84 ve Ahkâmül-Kuran, el-Cessas, III:332.
Sayın akçay,
Yine Halife Ömer'e nisbet edilen bir uygulamayı da örnekleyerek, celdenin komik bir ceza olduğunu, ve suçluya acı vermeyeceğini iddia ederek, anladığının; halka zanilerin teşhir edilmesi olduğunu söylemektedir.

Halbuki ayette bu iki durum ayrı ayrı belirtilmektedir.

1- Zaniler toplum önüne çıkartılacaklardır.
2- Zanilere 100 celde toplum önünde ve acımadan uygulanacaktır.

Şimdi, siz celdeyi toplum önüne çıkartmak, orada utandırmak olarak anlarsanız, Bunu zaten rabbimiz önceden belirttiğine göre, diğer emrini görmezden gelmiş olursunuz.

Hiç kimse kendi kafasına göre rabbin cezalarını ağır bulup, merhamet dağıtıcı rolü üstlenmesin.


Emir kesindir; "acıma tutmadan 100 celde" uygulansın... Müslümansak, amenna deyip uygulamayı kabul etmemiz gerekir. Bilerek aksini yapmak bizi müslümanlık dışına çıkarır.

Celde ise, komik bir ceza değildir. celde; başka organa zarar vermeden, deriye acı verilecek şekilde yapılan vuruş şeklindeki uygulamadır. Bu da örneğin, ince bir ağaç çubuğuyla elin içine, ayak altına, popoya vb. sadece deriye acı verecek yerlere vuruş olabilir.

Celde olarak belirlenmesi, başka sopalarla, yukarıda yazımdaki açıklamada olduğu gibi;

Eğer 100 celde denmeseydi, cezanın uygulama alanı insanlara bırakılmış olurdu ve ceza belirleyicileri ile uygulayıcılarda farklı cezalar uygularlardı.

Bazıları kafalarına göre; zanilerin gözüne, kulağına, ağzına, burnuna, diline, dişine, kafasına, karnına, ciğerine, kalbine ve hatta cinsellik organına ceza uygulamaya kalkabilirdi. İşte bu nedenle deri/celde belirlenmiş olmalıdır.

Yoksa; celde uygulaması zaten toplum önünde yapılacağından, sadece toplum önüne çıkarmak ayetle emredilenin amacına ters düşer.

Yine toplum önüne çıkartılıp, güya 100 vurulmuş gibi yüzü kızaracak kadar (bu nasıl becerilebilir oda ayrı bir tartışma konusu olur ama şimdi yeri değil) utandırmaya çalışmak da sevgili akçay'ın deyimiyle göbeğini hoplata hoplata, zanileri için için güldürebilir.

selamlar,
aorskaya
aorskaya isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
düşmanlarının, düşündürücüdür, kullanan, verdiği, yanlışları, yaptığımız, İslam, örnekler


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:46 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam