PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Amin Kelimesinin Kökeni..


nerdogan
4. June 2011, 12:12 PM
Selamlar, okuduğum bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim

Amin kelimesi geleneksel islama Hiristiyan yada yahudi kaynaklarindan hz Muhammedin olumunden 200-300 sene sonra hadis kitaplari ile birlikde girmistir. Aslinda isin asli amin kelimesi Hiristiyanliga Yahudilikden gecmistir.Bu konu hakkinda detayli bilgiyi Katolik Ansiklopedisi Birinci Cilt Sayfa 1907 bulabilirsiniz. (Catholic Encyclopedia Vol. 1 1907 )

" Amin kelimesi hic degismeden Ibraniceden Kilise litaraturune gelmis kelimelerden birisidir. Bu kelime o kadar SIKLIKLA bizim kurtaricimizin agzinda tekrarlanmistir ki, Trent Konsuli, Kutsal Ruh bunun Tanrinin Kilisesi tarafindan kullanilmasina memnun olmustur...."

Isin ilginc tarafi bu ansiklopediye gore Kutsal RUH, bunu Hz isadan duydukdan sonra, soylenmesini istiyor.

Oxford Ingilizce sozlugu Amin kelimesnin anlamini soyle aciklamakdadir. Unlem olarak yada isim olarak anlami “ Olsun” ve Duanin sonuda soylene bir kelimedir. Kelimenin kok harfleri olan AMN harfleri Ibranicede su anlamlara gelmekdedir.; Egitmek, ogretmek, gercek, guvenilir, onaylamak, guven, SADIK olma ve anlasmadir. Bu kelime kokeni arapca kokeni olan Elif-Min-Nun ile aynidir. Bu kelimeye Qurandaki kok haflerine gore bakarsak (Lughat-ul-Quran (Quran Lexicon) by G. A. Parwez 4th Edition 1998) , Kuranda hic bir sekilde “Amin” kelimesi gecmemekdedir.

PUTPERESTLIKLE Olan Baglantilari

Geleneksel muslumanlar genelde soyle derler. Amin kelimesi Kuranda gecmeyebilir ama Hz Muhammed bize soyleyin dediyse elbetde soyleyecegiz. Ayrica yanlis bir anlami olmadiginda soylenmesiden neden sakinca olsun derler. Bununla birlikde Amin kelimesnin koklerini arastirdigimizda bu kelimenin Puta tapicilik Paganismden geldigini goruyoruz. Colombia Ansiplopedisi 6.ci Baskisi 2001 soyle denilmekdedir.

Amon yada Amin Thebesin bas tanrilarinin adi idi. Kendisi karisi MUT ve ogullari Khensu Kutsal Theban ...sayilirlardi.Amon yada Aminin Misirda onemi gittikce arti ve Amin sonunda Misirin bas Tanrisi oldu. Sonunda isminde Amin Ra yada Amon Ra olarak degisti. Hatta Yunalilarin tanrisi Zeus ile es konusluyordu. Aminin en onemli tapinagi Libya collundeki Siwa dadir. Sivanin tep noktasi sonralari Delphi ve Dodana olarak bilinirdi. Amin SIK SIK KOC yada insan basli koc olarak temsil ediliridi.

Misirin Seyathet ve Antika El Kitabi AMIN isminin anlamini soyle aciklamakdadir.

Eski Misirda Aminin ozelikleri hakkinda bilinmeyen bir cok ozellik olmasian ragmen, isminin anlamini "SIR" olarak kabul edebiliriz. "Isminin "SIR " anlamina gelmesi kendinin tanri olarak Dunyayi yaratan gucle olan iliskisine dayanmasindandir. Amin kelimesnin anlami gercekden " SAKLI OLAN" "GORULMEYEN" "GORULEMEYEN" dir. Bu gercek o devirden kalan bir cok kaynakda belirtilmekdedir. SIK SIK Amin kelimesini " COCUKLARINDAN SAKLANAN", TANRILARA VE INSANOGLUNA GORULMEYEN" yada Aksam Batan Saklana Gunes icinde kullanilmakdadir. Bunlar fiziksel anlamlari olsa bile asil anlami gun batiminda Tanri Aminin Insanlain gozunden kaybolmasidir. Sadece Tanri Aminin gozden kaybolmasi degil ayni zamanda isminin ve yapisininda Gozden kaybolmadir. Bu buyuk Tanrinin kaybolmasi aksam gunesin ufukda kaybolmasina benzetilmistir. Yani Olumlu olan insanin gozleri Bu Amin tanrisini gormeez anlamidan kullanilmistir. Hem insan hemde diger Tanrilar artik oni goremez anlaminda kullanilmistir.

Aslinda bu GORUNMEZ TANRININ bugun bile Muslumanlari, Yahudileri ve Hiristiyanlari aldatan Seytan oldugunu soyleyebiliirz.

Amin ile ilgili makaleye daha dikkatli baktigimizda "Amin" yada "Amin-RA" adli tanriya tapmanin sirf Misirlilar arasinda degil, ayni zamanda o zamanin Misirinda yasayan yabancilar arasinda da yaygin oldugunu goruyoruz.

"Amin-RA tanrisina tapmak Thebesin hem guneyine hemde kuzeyine yayildigini goruyoruz. Onunla ilguili tapinaklari inceledigimizde Amin Tarsina tapmain Misirin somurgeleriden olan Suriye, Nubia , Oasese bile sicradigi goruyoruz. Yukari Misirin Merkezleri Thebes, Herakeopolis Magna, Asagi Misirdada Memphis, Sais, Xois, Metelis, Heliopolis, Babylon, Mendes, Thmuis, Diospolis, Butus, ve Kemmis Adasi; Libya colundede Kenemet Oases, Aminin Jupiteri; Nubiada ise Sabua Vadisi, Ebu Simberl, Napata ve Meroe; Ve Suriyedede bir cok yer Diaspolis diye cagriliyordu.

Amin, karisi Mut ve ogullari Khensu Theban kabilesinin kutsal insanlariydi. Isadan once 1550-1070 yillarinda Thebesin Misirin baskenti oldugu zamanlarda Amin Misirda TANRILARIN KIRALI olarak biliniyordu. Unutmayalim bu Yahudilerin o bolgede KOLE olarak yasadigi donemdir. Bellki 400 kolelikden sonra Yahudiler Tek Tanri inancini kaybedip , Paganismim Putculuga yonelmislerdir. Eger 40 yillik surgunde Altin Buzagi yapip ona tapiyorlarsa, Amin kelimesinin yahudilerin diline girmesini kabul etmek pek sacma olmayacakdir. Yahudilerin dillerin giren bu kelime daha sonra hiristiyanlar ve Muslumnlarin diline girmistir.

Supheli goz ile olaya bakanlar Misirin Tanrisi "Amin" ile gunmuzdeki "Amin" kelimesinin farkli oldugunu ileri surebilirler. Simdi Katolik Asiklopesi Birinci Cilt 1907 deki makaleye bakarsak, bu iksi arasindaki baglantiyi bilerek yada bilmeyerek guzel aciklamakdadir.

" Sonuc olarak sunu soyleyebiliriz ki, "Amin" kelimesi ilk Hiristiyan kaynaklarinda pek SIK gorulmesede SIK SIK anathemas ve Gnostic hecelemelerde kullanilmistr. Daha detayina bakarsak

Amin kelimesini olusturan Yunanca kelimedeki harflerin temsil ettikleri sayisal anlamlara bakarsak toplamlari 99 esitdir. (alpha=1, mu=40, epsilon=8, nu=50), bu rakam Misir kokenli yazitlarda gorulmekdedir. Ve genelde bir cesit mucize ile anilmakdadir. Sunu belirtmeliyiz ki Amin kelimesi hem Yahudiler hemde Muslumnlar tarafindan kullanilmakdadir.

SONUCLAR

Bu makaleden bir cok sonuc cikarabiliriz.

1. Kuranda ”Amin” keliemesi hic bir sekilde gecmez ve islama Hadisler ile girmistir. Ikincisi Geleneksel Muslumanlar Kuranda olan bu kelimenin Incil ve Tevrata olabileceginden dolayi Hiristiyanlarin ve yahudilerin bu kelimeyi kullandiklarini sanabilirler.

2. Ayrica gunumuzdeki anlamiyla “amin” kelimesinin kullanilmasinin ne sakincasi var diyebilirler. Ama gercek bir musluman simdi “amin” kelimesnin gercek anlamini ve Puta tapicilikdan , paganismden geldigini bildikden sonra bundan sonra gonul rahatligi ile “ AMiN” diyebilirmi ? Allaha olan bagliligimiz baska bir kelime ile ifade edemezmiyiz.

3. Bu makaleden cikaracagimzi digger bir sonuc ise sudur. Muslumanlarin Kurandan sonra ikinci kaynak olarak kabul ettikleri Hadisleri sorgulamamizdir. Kuranin hic bir yerinde bu tur ” BUYULEYICI ” Kelimler kullanmaiz gerektigini belirten ayet yokdur. Muslumnlar Kurani tek kaynak olarak kabul etmelidirler.

Son olarak, Orta yolu secen ve SAHiH hadisleri Kabul edelim diyen muslumnalar olacakdir. Bu makaleyi okudukdan kaymagi suttten ayirmak mumkun mu? aynen sahih ve sahte hadisleri ayirmak gibi. Muslumnlarin en onemli gorevlerinden biriside kendine gelen bilgiyi sorgulmasidir.

Isra 36 Ve la takfü ma leyse leke bihi ilm innes sem'a vel besara vel füade küllü ülaike kane anhü mes'ula

Isra 36 Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur

Umariz okuyucularimiz butun ikinci derece kaynaklari red edip, Kurani ve yanlizca Kurani kaynak olarak Kabul ederler.

Enam 106 Sen, Rabbin cânibinden sana vahyolunana tâbi ol, O'ndan başka ilâh yoktur. Ve müşriklerden yüz çevir.

The History of "Amen" and its Links to Egyptian Paganism
Copyright Azfar Samin (e-mail: god1quran1@yahoo.com)

http://www.free-minds.org/articles/history/amen.htm

Muslumanlar neden AMiN DER

Once bu kelimenin Kur'anin hic bir yerinde gecmedigi gercegini belirterek soze baslamaliyiz. Peki geleneksel muslumnlar neden Kuranda olmayan bir kelimeye bu kadar onem vermekdedirler. Eger nerden geldigini tahmin ettiyseniz , Tahminiz dogrudur. Bu kelime Kurandan degil hadisden gelmekdedir. Salihi Buharide 6 Kitap 2 Kisim da gecen Ebu Hureyre Hadisi basda gelir. Ebu Hureyreden diger bir inci diyebilirz.

6209 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "İnsanlar amin demeyi terkettiler. Halbuki Resulullah aleyhissalatu vesselam, namazda "gayri'l mağdubu aleyhim ve la'd-dallin" deyince amin derdi, bunu ön saftakiler işitirdi, sonra mescid amin sesiyle dalgalanırdı."

6210 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın "Ve la'd-dallin" deyince amin dediğini işittim."

6211 - Hz. Aişe radıyallahu anha'nın anlattığına göre: "Resulullah aleyhissalatu vesselam:

"Yahudiler, sizi, selamınız ve amin deyişiniz sebebiyle kıskandıkları kadar bir başka şey için kıskanmamışlardır" buyurmuşlardır."

Bu hadislerden Aminin zamanlamasinin onemi vurgulanirken, icerigi ile ilgili bir sey yokdur.

Peki hz Muhammed neden Kuranda olmayan bu kelimeyi Kuranin en cok okunan suresinin arkasindan okunmasini istesin. Peki hz Muhammed ozellikle meleklere eslik ederek Aminn demenin zamanlamasi gunahlar af edilir demekle ne tur bir mesaj vermekdedir. Eger Hz Muhamed boyle bir sey uydurduysa Araf Suresi 188 ayetine gore basina gelecekleri bilmiyormuydu.

Araf 188 Kul la emlikü li nefsi nef'av ve la darran illa ma şaellah ve lev küntü a'lemül ğaybe lesteksertü minel hayr ve ma messeniyes suü in ene illa neziruv ve beşirul li kavmiy yü'minun

Araf 188 De ki: «Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.»

Simdi Allah Peygamberinin kendinden hic birsey soylemesi konusunda uyariyor. Ona gorevinin Kurani ulastirmak oldugunu soyluyor.

(HÂKKA suresi 43-47 ayet) Tenziylun min rabbil'alemiyne. Velev tekavvele 'aleyna ba'dal'ekaviyli. Leehazna minhu bilyemiyni. Summe lekata'na minhulvetiyne.

(HÂKKA suresi 43-47 ayet) O, alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.O Bizim adımıza bazı laflar uydurmaya kalkışsaydı. Elbette onu kıskıvrak yakalardık.Sonra da onun şah damarını keser atardık. Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.

Bu ayetlere gore Peygamber efendimiz bu Amin kelimesini bu ayetlere gore Kurana eklememistir, ekleyemezde. .



Birde karşıt görüşü belirtmek isterim.Tabi bu görüşü makul bulmadığımı da belirtmek isterim-hadislere dayandırılmasından dolayı

Ravi: Ebu Hüreyre
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "İmam amin deyince siz de amin deyin. Zira kimin amin'i meleklerin amin'ine tevafuk ederse geçmiş günahları affedilir." İbnu Şihab der ki: "Resulullah (sav) amin derdi."

Kütüb-i Sitte Hadis No : 2526 Kaynak: Buhari, Ezan 112; Müslim, Salat 72, (410); Muvatta, Salat 44, (1, 87); Ebu Davud, Salat 172, (936);

Ravi: Ebu Hüreyre
Tanım: Buhari'de diğer bir rivayette şöyle gelmiştir: "Kari (okuyucu) amin deyince siz de amin deyin. Zira melekler "amin" der. Kimin amin'i meleklerin aminine tevafuk ederse geçmiş günahları affedilir."

Kütüb-i Sitte Hadis No : 2527 Kaynak: Buhari, Da'avat 63

fikirlerinize sunuyorum..

hiiic
4. June 2011, 06:29 PM
amen,
ameno,
amon,

v.s.
nereden dine sokulduğu ortada. dilde alışmış.

Kuranda emrolunan hayat tarzı ve yaşam felsefesini DİNe çevirmeselerdi, şimdi müslümanlar bu kadar sefil olur muydu? Dünya bu kadar adaletsiz bir yer olur muydu?

Derin Düşünce
6. June 2011, 09:31 AM
Bir de su acıdan bakabilirmiyiz? Olsun yada kabul olsun anlamında soylenmesinin bize zararı nedir. Halkımız bunu bilmem 10 bin sene once ne icin kullandıgına takmıyor ki. Halkımız duanın sonunda amin dememnin, kabul et Allahım manasına geldigi sekliyle soyluyor. Yani kelimenin sozcuk anlamıyla yada tarihi ile ilgilinenen kimdir. Amin dense ne olur, ne kaybediriz. Kelime uyumundan dolayı bu kelimeyi Amon'a baglamakta cok ilginc olmus.

Yani amin dense ne degişir arkadas?

Anonymous
6. June 2011, 11:11 AM
Bir de su acıdan bakabilirmiyiz? Olsun yada kabul olsun anlamında soylenmesinin bize zararı nedir. Halkımız bunu bilmem 10 bin sene once ne icin kullandıgına takmıyor ki. Halkımız duanın sonunda amin dememnin, kabul et Allahım manasına geldigi sekliyle soyluyor. Yani kelimenin sozcuk anlamıyla yada tarihi ile ilgilinenen kimdir. Amin dense ne olur, ne kaybediriz. Kelime uyumundan dolayı bu kelimeyi Amon'a baglamakta cok ilginc olmus.

Yani amin dense ne degişir arkadas?

Hocalarına, atalarına uyarak bazı adetleri Allah'tan ve dinden sanarak zan ile ama HALİS NİYETLE "Amin" demekten bir şey çıkmayacağına katılıyorum.

Fakat bu da bir araştırma yazısı ve her gün yapageldiğimiz alışkanlıkları araştırmaya bir engel de yok. Sünnet, amin, kandil vb. geleneklerin kökenini araştırmak da kötü bir şey değil, aksine iyidir.

Bilmeyenler ve bu yazıyı okumayanlar bu ufak meseleden sorumlu olmayabilirler ama okuyup öğrenenler bu yazıyı okuduktan sonra bu yanlışlardan kendileri ve yakın çevreleri ölçüsünde sorumludurlar diye düşünüyorum. Ben kendimi sorumlu hissediyorum. Bu mesajı yazmayabilirdim ama yazmazsam sorumlu olacağımı hissettim.

Eğer böyle bir kural da yok ise sonuçta gereksiz bir şeyi yapmaya gerek olmadığı gibi kendimizi Allahın koymadığı kuralların arasında sıkışık bırakmamız da anlamsız. Kural neymiş, "duadan sonra amin denirmiş"(!) Dua mı ediyoruz yoksa MSN ile mesaj mı gönderiyoruz anlayamadım :) Amin bu kurallar deryasında küçük bir mesele belki ama küçük küçük kurallar birleşerek dağ gibi bir atalar dini oluyor ve insanlar ataların kurallarına dikkat edeceğim derken her şeyi diken üstünde yapmaya çabalıyor ve Rabbimiz ile gerçek anlamda başbaşa olma fırsatını kaçırarak ömür tüketiyorlar.

Anlattığım mesele ile ilgili olarak aşağıdaki yazıyı da okumanızı öneririm.
http://www.hanifler.com/showthread.php?t=1418

Selamlar.

hiiic
6. June 2011, 02:09 PM
Peki şöyle bakalım.

Bir gün resulullah minadan sincana giderken işittim ki; Duadan sonra "hokus pokusssss" diyip 3 kere üfleyene melekler şefaat eder. meleklerin üflemesini yakalayanlara cennet vacip olur.
Kırmizi 4-52, El-eşkiya 82

Yada benzeri diğer saçmalıklar. İnsanı dinden de duadan da çıkartır.
Lütfen apaçık ayeti tekrar okuyalım;

Ra’d 14
El açıp yalvarmaya layık olan ancak O'dur. O'nun dışında el açıp dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kafirlerin duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır.

Acaba aminli (pardon; hokuspokuslu) dua ederken puta dua eder gibi etmeyelim? Allahın emrettiği duanın yerine elimizi suya açıp su gel de içeyim seni diyor olmayalım.

AMİNİN ne zararı var?, valla uzun zamandır ben faydasını (ne müslüman devletlerde ne de nefislerde) görmedim, tüm zararlarıda amine bağlamamak gerekli tabi ama Allahın emrettiği gerçeği Putperst ve diğer ehli-kitabın sokuntularıyla değiştirmiş olmayalım?

Üzerine düşünmeye ve yoruma davet ediyorum...

Miralay
6. June 2011, 02:29 PM
Selam arkadaşlar
Tabii ki halis niyetle yapılan hiçbir amelin boşa gitmeyeceğine inanıyorum.
Bir de şu açıdan bakalım; Anonymous kardeşimizin de belirttiği gibi, din adına yapılan en küçük bir bid'ate karşı taviz verdiğimizde; o artık kemikleşiyor ve artık dinden sayılmaya başlanıyor.

İleriki zamanlarda sanki Allah'ın buyurduğu bir emir gibi telakki edilip; karşı çıkanlara kafir gözüyle bakılıyor. Müslümanların sünnet olmak gibi bir adeti dinleştirip; sünnet olmayanları "gayrı müslim" olarak nitelendirmesini bariz bir örnek olarak gösterebilirim.
Zamanla bu tür hadiseler mahalle baskısı şeklinde bile karşımıza çıkıyor. İnanın bu tür adetler yüzünden camilere bile giremez oluyoruz.

dost1
6. June 2011, 03:03 PM
Selamun Aleykum! Değerli Kardeşlerim!

İsterseniz hepbirlikte "amin" kelimesinin Kur'an'daki kullanımına bakalım.

أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّى يُحْيِي هَذِهِ اللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللَّهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ آيَةً لِلنَّاسِ وَانظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Bakara;259: "Ev kelleziy merra alâ karyetin ve hiye haviyetün alâ uruşiha kale enna yuhyiy hazihillahu ba'de mevtiha* feematehullahu miete amin sümme beaseh kale kem lebist* kale lebistü yevmen ev ba’da yevm kale bel lebiste miete amin fenzur ila taamike ve şerabike lem yetesenneh venzur ila hımarike ve li nec'aleke ayeten lin Nasi venzur ilel ızami keyfe nünşizüha sümme neksuha lahmen, felemma tebeyyene lehu kale a'lemü ennAllahe alâ külli şey'in Kadiyr"
Yahut şu kimse gibisini ki çatıları, damları/duvarları üstüne çökmüş/alt üst olmuş bir karye’ye uğramıştı da:”Allah şurayı ölümünden sonra nasıl diriltir?”, demişti. Allah onu yüz sene öldürmüş, sonra ba’setmişti. “Ne kadar kaldın?” dedi .O da: “Bir gün veya bir günün/birazı” dedi. (Allah) buyurdu: “Hayır, yüz sene kaldın. İşte yiyeceğine ve içeceğine bir bak; hiç bozulmamış. Eşeğine bak. Seni insanlar için bir ayet kılalım diye . Kemiklere bak, nasıl onları çatıyor sonra et giydiriyoruz onlara”. Kendisine iş açıkça belli olunca/durum netleşince şöyle dedi: “(Şimdi) biliyorum, ki Allah herşeye Kadiyr’dir”.

Bu ayetteki geçen "amin" kelimesi yıl/sene anlamındadır.


يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ آمِنِينَ
Duhan;55: Yed'une fiyha bi külli fakihetin aminiyn;
Orada, güvenli bir biçimde her türlü meyveyi isterler.

Bu ayette geçen "aminin" kelimesi emin/güvenilir anlamındadır.


فَكَذَّبُوهُ فَأَنجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَأَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا إِنَّهُمْ كَانُواْ قَوْماً عَمِينَ

Araf64: Fekezzebuhu feenceynahu velleziyne meahu fiyl fülki ve ağraknelleziyne kezzebu bi ayatina* innehüm kânu kavmen ‘amiyn;
O’nu yalanladılar. (Biz de) o’nu ve onunla beraber olanları gemide kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. Muhakkak ki onlar a’ma bir kavim idi.

Bu ayette geçen "amiyn" kelimesi a’ma /kör anlamındadır.



وَالَّذِي قَالَ لِوَالِدَيْهِ أُفٍّ لَّكُمَا أَتَعِدَانِنِي أَنْ أُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتْ الْقُرُونُ مِن قَبْلِي وَهُمَا يَسْتَغِيثَانِ اللَّهَ وَيْلَكَ آمِنْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ

Ahkaf 17: Velleziy kale livalideyhi üffin leküma eteıdaniniy en uhrece ve kad haletil kurunü min kabliy ve hüma yesteğıysanillahe veyleke amin* inne va'dAllahi Hakk feyekulü ma hazâ illâ esatıyrul evveliyn;
O ki, ana-babasına: “Üff size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş olduğu halde çıkarılmamla mı beni tehdit ediyorsunuz?” dedi.
O ikisi (ana-babası) de Allah’dan yardım isteyerek: “Veyl olsun sana, iman et!. Muhakkak ki Allah’ın va’di hakk’dır” (dediler). (O ise): “Bu, öncekilerin masallarından başka değil” der.

Bu ayette ana-baba kıyamet gününden, haşredilmekten söz ediyor. Bunu reddeden evlatları için de Allah'tan yardım istiyor.Evlatlarına da; Veyl olsun/ yazıklar olsun sana, iman et/inan/kabul et . diye sesleniyorlar.

Bu ayette geçen "amin" kelimesinin karşılığı; "inan/kabul et" demektir.

"Amin" kelimesi; okunan bir yazı ya da söylenen bir söylevin arkasından yazıyı okuyan ya da söylevde bulunan kişi tarafından "amin/inan kabul et" anlamında kullanılır. Okunan ya da söylevi dinleyen kişiler ise "amenna/inandık kabul ettik" diyerek okunan ya da dinlenenleri kabul ettiklerini belirtirler.

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
En doğrusunu bilen Allah'dır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.

Derin Düşünce
6. June 2011, 04:28 PM
Ya hu, kardeslerim iyi ve guzeli soyluyorsunuz itirazım yok. Hayrı tavsiye ediyorsunuz bu kelimenin filolojisini, tarihini, kökünü ve bu acıklamaları ilk kez duymuyorum ben. Yanlız ben baska bir seyi soyluyorum. Bugun Arabından tut Çinlisine kadar tüm islam alemninin bu kelimeyi ne niyetle kullandıgını hepiniz biliyorsunuz. Yani kullanılsa ne olur? 5000 sene önce baska bir manaya tekabul eden isimlendirme gunumuzde baska bir manaya tekabul edebilir. Sözcükler bizi kandırıp "şeyleri" yanlıs katagorilere sokmamamıza neden oluyor. Sorular sorarken ve cevapları alırken, cumlelerin dilbilgisel biçimleri tarafından aldatılıyoruz. İnsanlar suanda, Amin=Kabul buyur yarabbi anlamını yuklemislerdir. Ve bu evrensel olarak boyle anlasılmaktadır. Kullanılmasında da mahzur oldugunu dusunmuyorum. Ameller niyetlere goredir.


Bir gün resulullah minadan sincana giderken işittim ki; Duadan sonra "hokus pokusssss" diyip 3 kere üfleyene melekler şefaat eder. meleklerin üflemesini yakalayanlara cennet vacip olur.
Kırmizi 4-52, El-eşkiya 82

Yada benzeri diğer saçmalıklar. İnsanı dinden de duadan da çıkartır.


Abicim ne alakası var. Biz, Amin kelimesi uzerine insanların gunumuzde yukledigi anlamı konusuyoruz. Amin kelimesi uzerine, ben senin su yukarıda bahsettigin ornekle ilgili ve benzeri hic bir sey duymadım gormedim. Ben kişisel olarak amin kelimesini kullanmamakla beraber, kullanmaktan da cekinmem kullanana da mana bulmam., rahatsız olmam. Ve ayrıca verdiginiz ayet kesinlikle konumuzla örtüsmemektedir.

Miralay
6. June 2011, 06:02 PM
Sen de haklısın Derin Düşünce kardeşim.
Hiiiç kardeşimiin endişesine de katılıyorum. Bir deli kuyuya taş atar;kırk akıllı çıkaramaz misali...

Yoksa ister amin deyin,ister hokus pokus falan deyin. İçtenlikle,halis niyetle niyazda bulunduktan sonra, kalbinden geçenden sorumlusun nihayetinde.

Yapılan savaş, geleneklerin din haline gelmemesi açısındandır.
Yoksa,Dost1 ağabeyimin de dediği gibi,"amin" kelimesinde çok güzel anlamlarda saklıdır.

dost1
6. June 2011, 06:08 PM
Selamun Aleykum! Değerli Derin Düşünce Kardeşim!

"Amin kelimesi uzerine, ben senin su yukarıda bahsettigin ornekle ilgili ve benzeri hic bir sey duymadım gormedim. Ben kişisel olarak amin kelimesini kullanmamkla beraber, kullanmaktan da cekinmem kullanana da mana bulmam. Kendimde kullanmaktan rahatsız olmam." diyorsunuz. Duymamanız, duymadığınızın olmadığı anlamına gelmez.

Siz dilediğiniz kelimeyi dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Sordunuz söyledik. Kur'an'daki kullanımlarını gösterdik. Kur'an'daki kullanımlardan birisi "Amin" kelimesinin inan/kabul et anlamındaki emir sıgasıdır. Arapçası bu. Bu kelimeyi duyan birisi de inanıp kabul ediyorsa "amenna ve saddakna" der. Bize düşen, insanların ne düşündüklerinden ne algıladıklarından çok Allah'ın vahyinde olanı belirtmektir. Bunun böyle olduğuna inanıp inanmamak sizin dilemenize kalmış olandır.

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
En doğrusunu bilen Allah'dır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.

Derin Düşünce
6. June 2011, 07:02 PM
Aleyküm selam Azizim.

Asıl soruya cevap gelmemis. Bu kelimeyi bu manada kullananların durumu nedir? Yanlıs yoldalarmı, kusur mu işliyorlar? Yani biz soyledik ister uy ister uyma seklinde yargı koymak dogru mudur?

Amin kelimesinin anlamını emir sıgası icerisinde degerlendirirsek o zaman sunu nasıl acıklarsınız. Buyrun size kurandan birkac dua. Bastan asagı emir.

Rabbim! ilmimizi, anlayışımızı, imanımızi ve sıdk üzere yakinimizi çoğalt! Rabbim! gerçeğe erdirdikten sonra kalplerimizi o gerçekten saptırma; bize indinden rahmet bağışla; kesinlikle sen sonsuz bağışlarda bulunansın. Rabbim! Dünyada ve ahirette sen bizim velimizsin. Bizim canımızi müslüman olarak al ve bizi iyilere kat. Rabbim! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında en iyi sen hükmedersin. Rabbimiz bizi, suan üzerinde bulundugumuzdan daha doğru olana ulaştır.

Demem oki! Bir kuran okurunun gozunden kacmayacak bir durumdur bu. Biz dualırimizda hep "ver, yap, et, al, gonder vb." gibi emir kipleri kullanırız. Hatta kuranın ogrettigi dualarda bu sekildedir.

Mesela bana giriste Selamun aleyküm dedin. Bu kelimenin kokenine indigimizde karsımıza baska bir gercek cıkıyor. Yahudilerin kullandıgı bir kelime bu. Aslı Sholom Elohim. Yani Tanrıların barısı uzerine olsun / Tanrılar seninle olsun. İbranice bir kelime. Yahudiler o anlamda kullanmıs, araplar bu anlamda bizde guncel anlamıyla kullanıyoruz. Peki simdi ne yapmalı.? 5000 sene onceki anlamına takılıp kardesim bunun filolojisi budur kullanmayın dine nifak bidat sokmayın, yahudilesmeyin mi diyelim. Yoksa; o tarihte manası ve icerigi bu olabilir ancak biz bu kelimeyi suan baska manada kullanıyoruz mu diyelim.? Guzel olan hersey nesiller boyu devam eder, hersey degişimden nasibini alır. Mesela Yahveninde isimleri vardır. Belki 99 tane degil amma yahvenin isimlerine baktıgınızda onlarında esmaul husnadaki karsılıklarını ibranice bulabilirsiniz. Ve hepsi Rabbimizin sanını yucelltmektedir. Sırf tevratta var diye anlamı gayet guzel olan ve bizdeki esmaul husnaya tekabul eden bu isimleride mi gormezden gelmeliyiz. İlle kullandıgımız dil arapca mı olmak zorunda? Nasıl yakarırsak yakarsak dileklerimiz ona ulasmaz mı?

De ki: "İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler O'nundur.

Benim amacım amin kelimesi uzerinde oryantal yapmak degil yanlıs anlamayın. Benim amacım bu, rijit, toplumdan farklı olma, sadece kendini dogru gorme yaklasım ve algılarıyla ne kadar dogruyu yapıyoruz dusuncesi uzerinde tahlil yapmaktır.

Muhabbetle..

Anonymous
6. June 2011, 08:21 PM
Hadi birisinin duasına kulak misafiri olduğumuzda katılıyorum anlamında amin denmesini anlayabiliyorum ama Allah ile başbaşa iken Allah zaten içimizden geçenleri bilmiyormuş gibi dualarımızın sonuna ekleme ihtiyacı hissetmenin mantığını çözebilmiş değilim. Amin (Enter) komutu vermeyince duamız "ya Allaha ulaşmazsa" endişesi mi var acaba içimizde? Bunu içimize kim soktu? Bu yüzden bu konunun önemli olduğunu düşünüyorum. Kimseye bir lafım yok, kendimle konuşuyorum. Mesela zamanında imanım bu seviyede değilken o şekilde sanıyordum.

hiiic
6. June 2011, 11:47 PM
Mâide 24
"Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız" dediler.

Yâsîn 47
Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz, denildiğinde, kafirler müminlere dediler ki: Allah'ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz.

Bu ayetleri neden mi yazdım? Ne alakası mı var? AMİN ile bu ayetlerin ne alakası var? Bu ayetler AMİN i mi yasaklıyor? Şimdi okumaya devam edelim sonra tekrar bu ayetleri dönüp okuyalım bakalım bu ayetler AMİN i men ediyormuymuş...

----------------------------------------------------------------------------

Bidat, yada dine sonradan eklenen ilavelerin ne kadar büyük problem olduğunu anlayamıyoruz demekki. Hristiyanları ve yahudileri dinden çıkaran şey, onların Hak Kitabı bırakarak sonradan ekledikleri, şeytanların süleyman hakkında uydura geldikleri, rahiplerin ve hahamların isa hakkındaki sonradan uydurmaları v.s. dir. Çoğu pis olanın azı da pistir. Bunu şirin göstermeye gerek yok.

Aşağıda gerçek bir olay anlatacağım, basiret gözüyle bakmaya çalışalım.

/////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

Birisi çok zor bir duruma düşmüştü, sıkıntısı boyunu aşmış, gittikçe de kötüleşiyor, utanıyor ve yardım da isteyemiyordu. Sadece kendi sıkıntısı değil, çocuklarınında sıkıntıları üzerine eklenince dillik halden çıktı. Hamdolsun bu olayı salih amel için fırsat gören bir kaç kişi el uzattık, merhem olduk, derdini sıkıntısını temizledik.


Bir gün dedi ki; "ben sele kapılmışımtım, su boğazıma kadar gelmişti, bir ucu kırık bir dal parçasına da tutunmuş boğulmamaya çalışıyordum. Yoldan eş dost akrabalar geçti, hepsi geçerken halimi sordu, halimi gördü, sonrada hepsi "ALLAH YARDIMCIN OLSUN" diyerek arkasını döndü gitti, kimsede ver elini demedi" dedi.
--------------------------------------------------------------------------

Şimdi söz ne kadar masum "Allah yardımcın olsun".... neresi yanlış ki bunun? ne kadar masum ne kadar islami ne kadar akaide uygun. Onlarca alimce onaylanmış bir söz. Sıkıntısı olana "Allah yardımcın olsun" de, sonra dön arkanı git. Git verilen dünya nimetleriyle şımarmaya, sadece kendini düşünmeye,,, sıkıntısı olanın sıkıntısını mı yükleneceksin birde.
Ama daha kötüsünü de diyenler var; Allah dilese onları doyurur du diyenler var. Kuranda geçer. NEYSE...

Şimdi gelelim Aminli olanlara;

-Allahım memleketimizi koru
AMMMMİİİİİN (sonrasında rahat rahat yatabiliriz)

-Allahım ahlakımızı düzelt
AMİİİİİİN (bizim bişi yapmamıza gerek yok Allah düzeltcek)

-Allahım açları doyur, yetimlere yardım et, yolda kalmışları yoluna sevked
AMİİİİİİİİNNNN (artık ihtiyaç sahibi görünce yüzüstü bırakabilriz, Allah yardım edecek)

-Allahım çaresizlere çare, işsizlere iş ver
AMİİİİİİİİİİİİN (Allah çare bulana kadar oturup bekleyelim, sabrıda yanlış öğretmişlerdi)

-Allahım yanlışlarımızı düzelt
AMİİİİİİİN (hatamızı aramaya gerek yok artık yaşasıııııın amin dedik)

-Allahım komşumuza iyi davran
-Allahım ana babamıza güzel söz söylet
-Allahım yetimi itip kaktırma, yemeğine özendir
-Allahım düşmanı harap et onlara karşı şiddetle savaş
-Allahım zekatı verdir
-Allahım hırısızlardan, katillerden, suçlulardan koru (cevşen takanlar da var)

Kocaman bir AMİİİİİİİİİİN..... sonrasında gidip azıcık dünya zevkine dalabilriz, görevimizi yaptık, hemde namaz sonrasında amiiiin dedik ya olacak artık. Olacak. Allah yapacak artık, AMİİİN.

------------------------------------------------------------------
Allahın yapmamızı emretiiği şeyleri, camilerde Allaha sen yap diye tekrarlayıp şevkle amin çekmenin nesi mi kötü?

Halbuki ne şirin bir kelime...

Şimdi yukarıdaki ayetleri tekrar okuyabiliriz,
Sağlamasını yapmak için ettiğiniz duaları inceleyiniz.
AMİN...

SON olarak;
Benim amacım amin kelimesi uzerinde oryantal yapmak degil yanlıs anlamayın. Benim amacım bu, rijit, toplumdan farklı olma, sadece kendini dogru gorme yaklasım ve algılarıyla ne kadar dogruyu yapıyoruz dusuncesi uzerinde tahlil yapmaktır.

sözlerinize katılmıyorum. yalanlıyorum, ve açıklama yapma gereği de duymuyorum.
Keza benim hayatımda yıktığım doğru bildiklerimin sayısı belli değil, yeterki daha doğruyu görmiyeyim.
Saygılar.

dost1
7. June 2011, 12:21 AM
Selamun Aleykum! Değerli Derin Düşünce Kardeşim!

Rabbim sizleri isminizle müsemma eylesin. İnşaAllah.

Paylaşımda bulunduğunuz ilk yazının özü “AMİN” kelimesinin Kur’an’dan olmayışı üzerine kurgulanmış bir yazı idi.

Aynı başlıkta paylaştığınız ikinci yazınız birinci yazıdaki belirtilenlere yönelik olarak oluşturduğunuz :

” Bir de su acıdan bakabilirmiyiz? Olsun yada kabul olsun anlamında soylenmesinin bize zararı nedir. Halkımız bunu bilmem 10 bin sene once ne icin kullandıgına takmıyor ki. Halkımız duanın sonunda amin dememnin, kabul et Allahım manasına geldigi sekliyle soyluyor. Yani kelimenin sozcuk anlamıyla yada tarihi ile ilgilinenen kimdir. Amin dense ne olur, ne kaybediriz. Kelime uyumundan dolayı bu kelimeyi Amon'a baglamakta cok ilginc olmus.

Yani amin dense ne degişir arkadas?”

şeklindeki görüşünüz idi.

Paylaşımda bulunduğunuz bu iki yazı için bizim verdiğimiz cevap:

Olayın Kur’an’dan bakılması ve paylaştığınız yazınızda ileri sürüldüğü gibi “amin” kelimesinin Kur’an’da olduğunun örneklerle vurgulanmasıydı. Sonuç olarak "Amin" kelimesi; okunan bir yazı ya da söylenen bir söylevin arkasından yazıyı okuyan ya da söylevde bulunan kişi tarafından "amin/inan kabul et" anlamında kullanılır. Okunan ya da söylevi dinleyen kişiler ise "amenna/inandık kabul ettik" diyerek okunan ya da dinlenenleri kabul ettiklerini belirtirler.” şeklinde idi.

Bu yazıya

“ Ya hu, kardeslerim iyi ve guzeli soyluyorsunuz itirazım yok. Hayrı tavsiye ediyorsunuz bu kelimenin filolojisini, tarihini, kökünü ve bu acıklamaları ilk kez duymuyorum ben. Yanlız ben baska bir seyi soyluyorum. Bugun Arabından tut Çinlisine kadar tüm islam alemninin bu kelimeyi ne niyetle kullandıgını hepiniz biliyorsunuz. Yani kullanılsa ne olur? 5000 sene önce baska bir manaya tekabul eden isimlendirme gunumuzde baska bir manaya tekabul edebilir. Sözcükler bizi kandırıp "şeyleri" yanlıs katagorilere sokmamamıza neden oluyor. Sorular sorarken ve cevapları alırken, cumlelerin dilbilgisel biçimleri tarafından aldatılıyoruz. İnsanlar suanda, Amin=Kabul buyur yarabbi anlamını yuklemislerdir. Ve bu evrensel olarak boyle anlasılmaktadır. Kullanılmasında da mahzur oldugunu dusunmuyorum. Ameller niyetlere goredir.”

Dediniz.

Biz de:

"Siz dilediğiniz kelimeyi dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Sordunuz söyledik. Kur'an'daki kullanımlarını gösterdik. Kur'an'daki kullanımlardan birisi "Amin" kelimesinin inan/kabul et anlamındaki emir sıgasıdır. Arapçası bu. Bu kelimeyi duyan birisi de inanıp kabul ediyorsa "amenna ve saddakna" der. Bize düşen, insanların ne düşündüklerinden ne algıladıklarından çok Allah'ın vahyinde olanı belirtmektir. Bunun böyle olduğuna inanıp inanmamak sizin dilemenize kalmış olandır."
Dedik.

Aleyküm selam Azizim.

Asıl soruya cevap gelmemis. Bu kelimeyi bu manada kullananların durumu nedir? Yanlıs yoldalarmı, kusur mu işliyorlar? Yani biz soyledik ister uy ister uyma seklinde yargı koymak dogru mudur? Muhabbetle..

Sanırım yeterince açık belirtemedik. Bu, bizim anlatmak istediğimizi yeterince açık belirtememekteki aczimizden kaynaklanıyor ki aynı sorunun muhatabı oluyoruz. Anlaşılması için açıklamalarımızı daha da açayım inşallah.

“AMİN” kelimesi Arapça olup Kur’an’da geçmektedir.

“AMİN” kelimesi Arapça olup “İNAN/KABUL ET “ anlamındadır.

AMİN” kelimesi Arapça olup “İNAN/KABUL ET “ anlamında olup İNANDIM/KABUL ETTİM YARABBİ” demek değildir.

“AMİN” kelimesi Arapça olup okuyan ya da söylevde bulunan kişi tarafından “İNAN/KABUL ET” anlamında bir “DİLEK”tir.

Arapça olan “AMİN” kelimesini duyanlar Arapça olarak “AMENNA, SADDAKNA”/İNANDIK KABUL ETTİK VE DOĞRULADIK derler.

Bu bilgiler ışığında günümüzdeki uygulamaları değerlendirdiğimizde;
Toplu yakarışlarda, namazlarda imamın “AMİN” demesi doğrudur. Okuduklarını inan/kabul et diye dileğini sunmaktadır.

İmamı dinleyenler İmamın “amin/inan/güven/kabul et ” sözüne “amenna” inandım/güvendim/kabul ettim diyebilirler ki doğrusu budur.

İmamı dinleyenler imamın “amin/inan/güven/kabul et sözünü, çevredekiler de duysun anlamında “amin/inan/güven/kabul et “ derlerse doğrudur.

İmamı dinleyenler İmamın “amin/inan/güven/kabul et sözünü duaların arkasından söylerse “amin inan/güven/kabul et “ demeleri yanlıştır. Doğrusu Allah’ın Yunus 10 da “…ve ahıru da'vahüm enil Hamdu Lillahi Rabbil alemiyn “ diye belirtilene uymaları ve el hamdulillahi Rabbul Alemin” denilmesidir.

“AMİN” kelimesi bilinçsiz bir şekilde takliden söyleniyorsa doğru olanı bunu tahkik edilerek sonucuna göre hareket edilmesidir.


Amin kelimesinin anlamını emir sıgası icerisinde degerlendirirsek o zaman sunu nasıl acıklarsınız.

Kardeşim “oryantal” olarak nitelenmemek için Arapça gramere girmek istemiyorum. Ancak siz, Arapça ilmine irfanına güvendiğiniz birine “a-m-n “ kökünden türeyen “amin” kelimesinin babını ve “inan/kabul et” anlamında olup olmadığını sormayı ihmal etmeyiniz.



Buyrun size kurandan birkac dua. Bastan asagı emir.

Rabbim! ilmimizi, anlayışımızı, imanımızi ve sıdk üzere yakinimizi çoğalt! Rabbim! gerçeğe erdirdikten sonra kalplerimizi o gerçekten saptırma; bize indinden rahmet bağışla; kesinlikle sen sonsuz bağışlarda bulunansın. Rabbim! Dünyada ve ahirette sen bizim velimizsin. Bizim canımızi müslüman olarak al ve bizi iyilere kat. Rabbim! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında en iyi sen hükmedersin. Rabbimiz bizi, suan üzerinde bulundugumuzdan daha doğru olana ulaştır.

Demem oki! Bir kuran okurunun gozunden kacmayacak bir durumdur bu. Biz dualırimizda hep "ver, yap, et, al, gonder vb." gibi emir kipleri kullanırız. Hatta kuranın ogrettigi dualarda bu sekildedir.

Bu söylediklerinizin hepsine de amenna saddakna. inandım/güvendim /kabul ettim ve doğruladım. Ancak konumuz ile ilgisini anlayamadım.



Mesela bana giriste Selamun aleyküm dedin. Bu kelimenin kokenine indigimizde karsımıza baska bir gercek cıkıyor. Yahudilerin kullandıgı bir kelime bu. Aslı Sholom Elohim. Yani Tanrıların barısı uzerine olsun / Tanrılar seninle olsun. İbranice bir kelime. Yahudiler o anlamda kullanmıs, araplar bu anlamda bizde guncel anlamıyla kullanıyoruz. Peki simdi ne yapmalı.? 5000 sene onceki anlamına takılıp kardesim bunun filolojisi budur kullanmayın dine nifak bidat sokmayın, yahudilesmeyin mi diyelim. Yoksa; o tarihte manası ve icerigi bu olabilir ancak biz bu kelimeyi suan baska manada kullanıyoruz mu diyelim.?

Değerli Kardeşim!

Size “Selamun Aleykum” dedim. Ancak “tanrılar seninle olsun” demedim. Kullandığım sözcüklerin ne anlama geldiğini biliyorum.

“SELAM” sözcüğü Arapça bir sözcüktür “berâet/uzak tutma; korkudan, kuşkudan, beladan, huzursuzluktan, mutsuzluktan, kavgadan savaştan, ağrıdan, sızıdan, maddî ve manevî sıkıntılardan, zayıflıktan çürüklükten, tüm olumsuzluklardan uzak olma anlamındaki “SİLM “ kökünden türemiş bir sözcüktür. “Selamun Aleykum” diyerek SİZİN, " her tür korkudan, kuşkudan, beladan, huzursuzluktan, mutsuzluktan, kavgadan savaştan, ağrıdan, sızıdan, maddî ve manevî sıkıntılardan, zayıflıktan çürüklükten, kısaca tüm olumsuzluklardan uzak olmanızı" diliyorum.



Guzel olan hersey nesiller boyu devam eder, hersey degişimden nasibini alır.

Şüphesiz, güzel her şey nesiller boyu devam eder. Rabbımız olan Yüce Allah bizlere hem “ihsanı/iyileştirmeyi güzelleştirmeyi” hem “marufu/ binlerce yıl içinde gerek deneysel bilgilerle ve gerekse ilahi bilgiler marifetiyle toplumlarda kabul görmüş, herkes tarafından makul ve makbul kabul edilen ilkeleri” emreder. Bize düşen "güzel olanın" güzel olup olmadığının Kur'an'dan sağlamasını yapmaktır. "Güzel olan" diye sunulan şey Kur'an'a ters olmamalıdır.



Mesela Yahveninde isimleri vardır. Belki 99 tane degil amma yahvenin isimlerine baktıgınızda onlarında esmaul husnadaki karsılıklarını ibranice bulabilirsiniz. Ve hepsi Rabbimizin sanını yucelltmektedir. Sırf tevratta var diye anlamı gayet guzel olan ve bizdeki esmaul husnaya tekabul eden bu isimleride mi gormezden gelmeliyiz. İlle kullandıgımız dil arapca mı olmak zorunda?

Yazdıklarımın, bu yazdıklarınızla nasıl ilişkilendirildiğini çözmeye çalışıyorum. Her kelimenin her dilde karşılığı bulunabilir. Ancak bunun bizim konumuzla ilgisi nedir? Aksini belirten bir yazı mı yazdım da bana bu soruları yöneltiyorsunuz?

İnandığım Allah her türlü noksanlıklardan arınmıştır. Bu nedenle inandığım Allah’ın isimlerini sayı ile sınırlayamam. Yahvenin/Yahova’nın da sınırsız isimleri vardır. Olmadığını belirtmedim.
"Sırf “TEVRAT” da geçiyor diye esmaul husnaya/güzel isimlere tekabül eden isimleri görmezden gelemeyiz." diyorsunuz. Görmezden gelelim mi dedim?

“İlle kullandığımız dil “Arapça” olmak zorunda” cümlesini hiç kurmadım. Tabi ki olmak zorunda değil. İnsanın “konuştuğu düşündüğü dil” ne ise o “konuşup düşündüğü diliyle” demek istediklerini söyler ve yakarışını sürdürür.


Nasıl yakarırsak yakarsak dileklerimiz ona ulasmaz mı?

Kardeşim! Ulaşmaz olur mu hiç. Allah her türlü noksanlıklardan arınmıştır. Allah rahmet eylesin Aşık Mahzuni Şerifin bir türküsü vardı “Hey Arapça okuyanlar, Allah Türkçe bilmiyor mu?” diye.

De ki: "İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler O'nundur.

Amenna , saddakna. Aksini belirten olmadı.



Benim amacım amin kelimesi uzerinde oryantal yapmak degil yanlıs anlamayın.

Değerli Kardeşim! Bizim amacımız da bu “oryantal” dediğinizden değil. Amacımız; yararlanmamıza sunduğunuz yazıda ileriye sürülen “AMİN” kelimesinin Kur’an’da olmadığı vb tezine karşılık vermek, bunun için de “AMİN” kelimesinin Kur’an’da kullanımını gözler önüne sermekti.



Benim amacım bu, rijit, toplumdan farklı olma, sadece kendini dogru gorme yaklasım ve algılarıyla ne kadar dogruyu yapıyoruz dusuncesi uzerinde tahlil yapmaktır.



Bizim yaptığımız da belirttikleriniz ile ilgili tahlil yapmaktı ve bunu yaptık.

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.

Derin Düşünce
7. June 2011, 08:28 AM
Kusuruma bakmayın, demekki ben kendimi ifade edememişim. Sahsımca cok onemli gormedigim bu meseleyi sürdürmek taraftarı degilim.

Muhabbetle

gerçek hanif
7. June 2011, 12:01 PM
Ben konuyu bir ileriki yada önceki de olabilir alana taşımak istiyorum.Yani aminden önce yaptığımız dua kısmına.

Sorum şu ;Camiilerde yada toplu yerlerde binlerce,onbinlerce insan dua eder,mesela bizim ülkemizde ki camiilerde denir ki ,Terör belasından,Depremlerden,sel felaketlerinden ,yangından,Afetten,kazadan,beladan,zalimden,zulumd en...v.s aklıma şimdilik gelen bunlar.
Yüzbinler imam efendinin söylediklerini tekrar eder ve Amin der.Ancak bu duaların kabul olduğuna ben şahit olmadım.Terörse bizde alası var.sel ve afetse şehirlerde bile oluyor bırakın kırsalı.Hatta kabeyide sel basıyor. Peki ozaman duada mı etmeyeceğiz ? Yada duayı yanlış mı ettiriyor camii imamları ?Yada kurandaki dua ile bugün yukarıda ettiğimiz dua arasında farklılık mı olmalı ?
Arkadaşlar cevap yazarsanız sevinirim.selam ile.

dost1
7. June 2011, 03:46 PM
Selamun Aleykum! Değerli Gerçek Hanif Kardeşim!

Buraya bakar mısınız? (http://www.hanifler.com/showthread.php?t=652)

Buradaki yazıları okuduktan sonra sorunuz olursa tekrar yazışalım. İnşAllah.

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.

hiiic
7. June 2011, 03:59 PM
Ben konuyu bir ileriki yada önceki de olabilir alana taşımak istiyorum.Yani aminden önce yaptığımız dua kısmına.

Sorum şu ;Camiilerde yada toplu yerlerde binlerce,onbinlerce insan dua eder,mesela bizim ülkemizde ki camiilerde denir ki ,Terör belasından,Depremlerden,sel felaketlerinden ,yangından,Afetten,kazadan,beladan,zalimden,zulumd en...v.s aklıma şimdilik gelen bunlar.
Yüzbinler imam efendinin söylediklerini tekrar eder ve Amin der.Ancak bu duaların kabul olduğuna ben şahit olmadım.Terörse bizde alası var.sel ve afetse şehirlerde bile oluyor bırakın kırsalı.Hatta kabeyide sel basıyor. Peki ozaman duada mı etmeyeceğiz ? Yada duayı yanlış mı ettiriyor camii imamları ?Yada kurandaki dua ile bugün yukarıda ettiğimiz dua arasında farklılık mı olmalı ?
Arkadaşlar cevap yazarsanız sevinirim.selam ile.

Ra’d 14
El açıp yalvarmaya layık olan ancak O'dur. O'nun dışında el açıp dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kafirlerin duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır.

Kısaca bu günkü AMİN ve dua kültürü, o altı çizili kimselerin kültürüdür, Allahın emrettiği değil!

!!!!!! İşte asıl sorulması irdelenmesi gerekende bu zaten !!!!....
Müslümanları iyiliğe yönelik etken (SALİH) amel etmekten uzaklaştırıp papağana çeviren ŞEYTANLAIN oyunlarının verdiği zararı göremiyoruz, olayı basite alıyoruz.

????????ALLAH camiye,eve, odaya, tekkeye v.s. kapanıp tespik çekip dudak kıpırdatmayı mı emrediyor??????????
Bu ameller güzel gösterilmeye çalışılıyor oysaki bırakın namaz,tespik çekmekle cennete gitmeyi, cehenneme bile yuvarlanılma riski var...

namaz kılmak, tespik çekmek, amin demek.... Bunlar cennete ulaştıran SALİH AMELLER değillerdir.
namaz kılıp camiden çıkan adama selam verince somurtuk somurtuk alıyor.... O eşşoğlusu bilmiyormu kıldığı namazın kitapda yeri yokken, selam verenin selamının daha iyi şekilde alınmasının FARZ olduğunu... kapıdaki din islam değillllllll...


Bu konu esas konu.
tartışınca bana "ne zararı var, ne kadar masumane" felan diyorlar.... hayır onlar işin ciddiyetini, arka planını göremiyorlar basiretsizlik yapıyorlar....


Bakara 177
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar (SALATI İKAME EDER), zekat verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakiler ancak onlardır!

aynı meali birde Ahmet Tekinden okumanızı isterim... sadece içi boşaltılan bir kelimenin yerine arapçasını yazacağım...

Ahmet Tekin meali
Bakara 177
Gerçek hayır ve iyilik, hakiki müslümanlık, insanlık, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Fakat gerçek iyiler ve hakiki müslümanlar, kâmil insanlar, Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere imân edenler; sevdikleri malları ve servetleri, can ü gönülden, isteyerek, yakın akrabalara, yetimlere, dullara, öksüzlere, çevresi, çaresi olmayan yoksullara, yolda kalan muhtaç yolculara, yardım isteyenlere, medet umanlara, esirler ve kölelerin esaret boyunduruklarından kurtarılarak hürriyetlerine kavuşmasına harcayanlar; (SALATI İKAME EDER) , vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verenler, antlaşma yaptıkları zaman antlaşmalarına riayet edenler, sıkıntılara sabrederek mücadele edenler, hastalığa, açlığa, mallarına ve canlarına gelen zarara tahammül edenler, harbin şiddetli zamanında sabrederek savaşanlar ve kararlı davrananlardır. İşte onlar imanlarında samimi olanlardır. Onlar, işte onlar Allah’a sığınarak emirlerine yapışanlar, günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlerdir. *



--------------------------------------------------------------------------------
son olarak şu ayeti de okumanızı istiyorum. Allah razı olsun.
Ahmet tekin mealleri...

Mâide 13
Kesin sözlerini, taahhütlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik, kafalarını kalınlaştırdık ve kalplerini katılaştırdık.
Kelimeleri, ifadeleri, aslî manalarından uzaklaştırarak tahrif ediyorlar, değiştiriyorlar, maksadının dışında tefsir ediyorlar, gayesine aykırı te’viller yapıyorlar. Kendilerine öğretilen, tebliğ edilen Tevrat’ın hükümlerinin önemli bir bölümünü de unuttular.
İçlerinden pek azı hariç, onları taahhütlerini bozarak, daima hâinlik ederlerken görürsün.
Yine de sen onları sorgusuz sualsiz affet. Azarlamadan, kınamadan hoşgörülü davran. Allah iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idarecileri, müslümanları sever. *


Bakara 75
Şimdi onların, Yahudilerin size güveneceklerini, peygamberiniz Muhammed’in peygamberliğini tasdik edeceklerini ümit edebilir misiniz? Onlardan bir grup Allah’ın kelâmını işitiyor. Sonra da, akılları yattığı halde bile bile ekleyerek, çıkararak, değiştirerek, helâli haram, haramı helâl yaparak, ileri gelenlerinden cezaları kaldırarak ilâhî kelâmı tahrif ediyorlar.

gerçek hanif
7. June 2011, 04:18 PM
Verdiğiniz cevaplar Dost1 ve hiiç insanın içini rahatlatır ve serinletir türden cevaplar.İçimde ki homurtular "inanma! " diye gülen şeytana güzel bir tokat.selam ile.

gerçek hanif
7. June 2011, 04:32 PM
Peki Hiiç ve dost1 kardeşlerim,

Neden İnsan korktuğunda ,aciz kaldığında dua etmek ihtiyacı duyar.İnsanın genlerinde dua etme ihtiyacı var mıdır ? Hiç dua etmeyenle eden arasında başarı bakımından ne fark vardır ?

Örnek :diyelim ateist bir öğrenci ile dindar bir öğrenci aynı sınıfta aynı sınava hazırlanmış olsunlar.Sınavda başarılı olmak için çalışan dindar öğrenci ek olarak dua etmiş olsun.Yani ben çalışacağım kadar çalıştım gerisi Allahım sana kaldı.Beni başarılı eyle dedi.Hatta abdestte aldı sınava girdi.Ateist öğrenci ise Allah'ı hiç aklına getirmeden dindar öğrenci ile yan yana sınava başladılar.
sınav esnasında dindar öğrencide heyecan,yada cevap anahtarında sıra atlama yani soru kaydırma oldu.
Netice : Hiç dua etmemiş ateist sınavı geçiyor,Dindar öğrenci soru kaydırdığından yada heyacan gibi sebebten başarısız oluyor.

Şimdi burada ne diyeceğiz ? Allah nasip etmedi bunda da bir hayır vardır desek olur mu ? Yani kazanmaması hayırlıymış diyebilirmiyiz ? Yada başka cevabınız var mı ?Hiiç kardeşim siz ne dersiniz ?

hiiic
8. June 2011, 02:09 AM
Öncelikle şunu söylemem gerek...
Kişisel fikirlerimizden uzaklaşarak 3 kaynaktan yardım almamız emir (FARZ) dır. Bu 3 kaynağı birbiriyle çelişkisizce ve kesiştirerek doğruyu bulabiliriz.
1- Allahın doğruluğu kesin olan vahyi
2- Aydınlatıcı bilgi olan Bilimsel Bilgi
3- Dogmalardan, hurafelerden, batıl inançlar ve atalarımızın uydurmalarından temizlenmiş Temiz Akıl (Burası madde bizim maddemiz olacak)
------------------------------------------------------------------------------------

Şimdi gelelim sorunuza,,, Sadece ilk cümlen kendi içerisinde çok derin cevaplar barındırıyor.
Hadi bu cevaplara kişisel fikirlerimizden uzaklaşarak vahiy penceresinden bakalım.
Fazla sıkmadan çok kısa ve öz anlatmaya çalışacağım, ama tek bir ricam olacak, lütfen tane tane ve hissederek okuyun. Basiret gözünüzle bakın...

Neden İnsan korktuğunda ,aciz kaldığında dua etmek ihtiyacı duyar.

En’âm 40
De ki: Ne dersiniz; size Allah'ın azabı gelse veya o kıyamet gelip çatıverse size, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım)!

Yûnus 12
İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler güzel gösterildi.

İnsanın genlerinde dua etme ihtiyacı var mıdır ?

ama böbürlenmesi tavana vurmuş kimseler arasından boyun eğmeyenler de var. Yani herkes sıkıntılı zamanda aynı şeye sarılmıyor.

Mü’minûn 76
Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler, tazarru ve niyazda da bulunmuyorlar.

Hiç dua etmeyenle eden arasında başarı bakımından ne fark vardır ?

Dua etmenin ya da dindar olmanın başarı üzerine hiç etkisinin olmadığını zannediyorum, çünkü aşağıda Ahmet Tekin'in mealinden vereceklerim, sınavda başarı sağlayan ateiste benzer olan bir kafirdir... ve diğer benzer ayetlerde Allah kafirlere pek çok başarı ve nimet sunmuştur. Bakın bukafir nasıl başarılara ulaşmış, peşinden koşupta ulaşamadığımız nice başarılar ihsan edilmiş.

Müddessir / 11
Malsız, evlâtsız olarak yaratıp dünyaya getirdiğim kimseyi, bana bırak.

Müddessir / 12
Ona ardı arkası gelmeyen servetler vermiştim.

Müddessir / 13
Ona ellerinin değdiği işi başaran, itibarlı ve liderlik kabiliyetleri yüksek, şöhretleri kendisine denk, babalarını yalnız bırakmayan oğullar vermiştim.

Müddessir / 14
Ona, ne büyük imkânlar sağlamıştım.

Müddessir / 15
Üstelik, daha, daha artırmamı arzu ederdi.

Peki bu kadar başarıya, imkana, nimete kavuşan kişi kim? Dua mı ederek bu başarılara ulaşmış? bakalım kimmiş

Müddessir / 16
Yağma yok artık. Çünkü o âyetlerimizi inatla inkâra, yalanlamaya kalkıştı.

peki bu başarılı kişinin sonu?

Müddessir / 17
Ben onu sarp yokuşa, dikine azâba sardıracağım.

sakın sınavı başarılı geçen ateistin akibeti de aynı olmasın? Peki Değerli gerçek_hanif kardeşim. Allahın Kafirlere verdiği bu başarıya sınır koymasının, onlara daha büyük başarılar vermemesinin ve sizin gibi gönlünü islama açtıklarını daha fazla belalandırıp arındırmamasının sebebini biliyor musunuz? 2 hafta önce bacağım çok feci kırıldı, peki rabbim neden diğerinide kırarak beni daha fazla belalandırmadı? peki neden cimri patonuma daha fazla imkan vermiyor???

Kuranın penceresini aralıyorum; Ahmet Tekin mealinden.

Zuhruf / 33
Bütün insanların küfürde birleşerek bir tek ümmet haline gelmesi söz konusu olmasaydı, nezdimizde bir değer ifade etmeyen dünya zinetlerini rahmet sahibi Rahman olan Allah’ı inkâr eden kimselere verir, evlerine, gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları gümüş merdivenler, asansörler yapardık.

Zuhruf / 34
Evlerini, kapılarını ve üzerine oturup yaslanacakları koltukları da, hep gümüşten yapardık.

daha bitmedi

Zuhruf / 35
Daha nice altın zînetler verirdik. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçici menfaatleri, zevkleridir. Âhiret, ebedî yurt ise Rabbinin katında, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minler içindir.

Aklıma şu soru geliyor; Acaba ateist olan kişi sınavı kazanarak başarılı mı olmuştur? Gerçek başarı ahireti kazanmaksa acaba hangisi daha başarılı olmuştur?

*Konuyla bağlantılı olan Karun kıssasını ve elde ettiği başarılarıda eklemek istiyorum. Bu sefer diyanet mealleri yeterli olur. Lütfen çok dikkatli okuyalım..

KASAS
76. Karun, Musa'nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlükuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti: Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.
77. Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez. *
78. Karun ise: O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi, demişti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helak etmişti. Günahkarlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir).
79. Derken, Karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı! dediler.
80. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler: Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah'ın mükafatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.
81. Nihayet biz, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek avanesi olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.
82. Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: Demek ki, Allah rızkı, kullarından dilediğine bol veriyor, dilediğine de az. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkarcılar iflah olmazmış! demeye başladılar.

83. İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir.
84. Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.
85. (Resulüm!) Kur'an'ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: Rabbim, kimin hidayeti getirdiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir.


Şimdi sınavda başarılı olup, tevekel müslüman kardeşimize net farkı takan, sonra güzel bir üniversitede imkanlar içinde okuyup mezun olan ve büyük başarılara imza atan, son model arabasıyla yollarda hız testi yapan, kendini yeterli görüp şımararak benimle ve sizinle dalga geçen ve size ezik muamelesi yapan o BAŞARILI arkadaşların nasıl başarı elde ettiklerini gördünüz mü? Dua ederek mi?



Şimdi dua etmek ile başarı arasında bir bağlantı kuramıyorum.
Ama sakın sanmayın ki dua etmeyi inkar ediyorum... Haşa Haşa, dua etmek Rabbimin bana emri ve Dua sayesinde onun katında değer kazanacağım... Ama rabbimin bana emrettiği dua ne? Onu bulmak için didiniyorum. ve işe o duanın ne olmadığından yola çıkarak başladım. Duamız olmasa Allah katında ne değerimiz olur? Üstelik kimseyi ve kendimi duadan mahrum ederek ateşe sürüklemek istemem...

Mü’min 60
Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.

Şimdi sıra bizde,,, yani son maddede... bizim maddemizde...
Dua kurban sunmak gibi bişey mi? Kurbanın kabulü? ibadetin kabulü? Duanın Kabulü?
Yoksa talepte bulunmak mı? Öyleyse neden yakarışlarım karşılıksız kalıyor?

Yorumlarınızı, bilgi ve gözlemlerinizi paylaşmaya davet ediyorum.
Allah ilmimizi artırsın.

hiiic
8. June 2011, 03:41 AM
şimdi akla gelen diğer şey ister istemez şu oluyor,,, tamam ateist gencin başarısını anladık. Allah ona daha fazla kortex tabakası da vermiş olabilir. hafızası daha kuvvetli de olabilir.


Peki diğer tevekel kardeşimizin hali ne olacak?

Hadîd / 22
Yeryüzünde cereyan eden hiçbir olay ve sizin başınıza gelen hiçbir musibet, elde ettiğiniz hiçbir hayır yoktur ki, biz onları yaratmadan önce, bir kütükte, bir sicilde, bilgi işlem merkezinde kaydedilmiş bulunmasın. Bunları kaydetmek Allah’a kolaydır.

işte bu ayet 1,5 bin yıldır kafa karıştırıyor, insanlara kader üzerine aklını giderecek düşüncelere saptatıyor. Ya rabbbi bunu neden bu şekilde bildirip bizi düşünce krizine sokuyorsun ki?

Hadîd / 23
Allah bunu, elinizden çıkan servete ve imkânlara üzülmeyesiniz, Allah’ın ihsan ettiği nimetler ve imkânlarla şımarmayasınız diye size açıklamaktadır. Allah kendini beğenenleri, böbürlenenleri sevmez.

Sınavda atlama yaptım... Banttan düştüm bileğimi kırdım... Sınava hazırlık dönemim çok sıkıntılı geçti gereken önemi gösteremedim... Beynimin kabuk kısmı çok düz, yeterli hücre olmadığından hafızam çok zayıf... İhtiyaç içindeyim aklımı derse veremiyorum...

Bütün bunları acaba başka bişey yapsam giderebilir miydim????
Böyle olmasam daha dikkatli olsaydım banttan düşmeyecek miydim???
Sınava adam gibi bir kalem getirsem atlama yapmıyacmıydım???
?????????????


Cevabını şöyle verelim;;
Savaş alanına gidip savşa katılmasam ölmeyecek miydim???[/B]

Âl-i İmrân 154
...Onlar, sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. "Bu işten bize bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik" diyorlar. Şöyle de: Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi takdir edilmiş olanlar, öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerinden çıkıp giderlerdi. Allah, içinizdekileri yoklamak ve kalplerinizdekileri temizlemek için (böyle yaptı). Allah içinizde ne varsa hepsini bilir.

Kısaca,,, başarı ararken bu dünyanın başarısını aramayalım demiyorum,,, sınavda, eğitimde, başarılı olmada bunun için çalışalım, ama verdiğiniz örnek ne güzel, keşke o sınava giren arkadaş gibi işin sonunu Allaha tevekül edebilsek. Sonuçta atlama yapmışız, o atlama benim elimde mi? Kaza benim elimde mi? elimde olsa zaten o kazayı hatayı yapmazdım... Bunlar hep Allahın imtahanı...

Peki biz bu dünyanın başarısını sallarsak hangi başarının peşinden koşalım???

Nebe’ 31
Şüphesiz takva sahipleri için de başarı ödülü vardır.

Sâffât / 60
Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.

Sâffât / 61
Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.

Âl-i İmrân 133
Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!

Hadîd 21
Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberlerine inananlar için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu, Allah'ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.

Bu dünyada dua ederek, amin diyerek, nuska asarak, şeyhe okunarak (aslında hepsi boş da)... daha doğrusu çalışarak didinerek kazandığımız tüm başarılar aslında kısa dünya hayatını geçimliğinden başka bişey değildir. Bu başarı olsada olur olmasada.. Allah onu kullarından dilediğine verir, dilediğinden çeker alır...

Âl-i İmrân 26
(Resulüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin.

Mâide 120
Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin mülkiyeti Allah'ındır, O, her şeye hakkıyle kadirdir.

şimdi o ateist çalışarak mı kazanmış sınavı? peki ya yetim öksüz olsaydı? sınavdan haberi olacak mıydı? Allahın her imkan sahibini zora sokmaya gücü yeter.
İnşikâk 13
Zira o, (dünyada) ailesi içinde (mal-mülk sebebiyle) şımarmıştı.

Oysaki bizim çalışıp didinerek, mescitler (kurumlar) kurarak ve oralarda salatı ikame edip insnanlara yararlı amel etmemizin karşılığında bir beklentimiz yok, olmamalıda. Başarı ancak Allah katındadır. o zamana kadarki tüm kayıplarımız için tek sözümüz var,, biz Allaha aitiz, ona döndürüleceğiz.

Şimdi aramızdaki fark şu oluyor... Biz verilen nimetlerde ahireti arıyor oluyoruz, ancak dünyadan da nasibimizi unutmuyoruz,,, ateistlere verilen başarılara imrenmiyoruz ancak onlardan daha fazla çalışıyor ve bir işi bırakınca diğerine koşuyor sebat ediyoruz. Bu yolda başımıza gelen sıkıntılara ise sabrediyoruz, soru atlamışız,, bu bir hata düzeltmeye çalışıyoruz ama düzeltilmeyen son noktada tüm işlerimiz, tüm işler ve biz Allaha aitiz...

Bu konuyu hergün okunası,, özellikle okumaya özel çaba sarfettiğim bir kaç ayetle kapatmak istiyorum.... Sizde bu ayetleri en çok baktığınız yerlere, en sevdiğiniz yerlere asın... 330 kere okuyana bir hediye yada zafer yok,, okuyup amin diyene de bişey yok... çünkü bu sadece düşünüp akledenler için sadece ve sadece bir öğüttür. Bu öğüt bizim tüm şanımız ve şerefimiz, gaybın haberi olan torpilimizdir.


----------------------------------------------------------------------------------
Bakara 212
Kafir olanlar için dünya hayatı cazip kılındı. (Bu yüzden) onlar, iman edenler ile alay ederler. Oysa ki, (iman edip) inkardan sakınanlar kıyamet gününde onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.

Âl-i İmrân 14
Nefsani arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzelyer, Allah'ın katındadır.

Âl-i İmrân 185
Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günnü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatma metaından başka bir şey değildir.

En’âm 32
Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttaki olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hala akıl erdiremiyor musunuz?
DİKKAT!!!: Bu ayetten oynayın eğlenin manası çıkmaz

A’râf 51
O kafirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz.

[B]Tevbe 38
Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda savaşa çıkın!" denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır.

Tevbe 55
(Ey Muhammed!) Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Çünkü Allah bunlarla, ancak dünya hayatında onların azaplarını çoğaltmayı ve onların kafir olarak canlarının çıkmasını istiyor.

Yûnus 7
Huzurumuza çıkacaklarını beklemeyenler, dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar da vardır muhakkak.

Ra’d 26
Allah dilediğine rızkını bollaştırır da daraltır da. Onlar dünya hayatıyla şımardılar. Oysa ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey değildir.

İbrahim 3
Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler.

Kehf 46
Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha layıktır.

Kehf 104
(Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.

Fâtır 5
Ey insanlar! Allah'ın vadi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın!

Kasas 60
Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hala buna aklınız ermeyecek mi?

Kasas 61
Şu halde, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve ardından ona kavuşan kimse, (sırf) dünya hayatının geçici menfaat ve zevkini yaşattığımız, sonra kıyamet gününde (azap için) huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir?

Ankebût 64
Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!

Rûm 7
Onlar, dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Ahiretten ise, onlar tamamen gafildirler.

Lokman 33
Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın babası namına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.

Mü’min 39
Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı, geçici bir eğlencedir. Ama ahiret, gerçekten kalınacak yurttur.

Bakara 204
İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah'ı şahit tutar. Halbuki o, hasımların en yamanıdır.
Hadîd 20
Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.

Necm 29
Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.

Ahkâf 20
İnkar edenler ateşe arzolunacakları gün (onlara şöyle denir): Dünyadaki hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı alçaltıcı bir azap göreceksiniz!

Câsiye 35
Bunun böyle olmasının sebebi şudur: Siz Allah'ın ayetlerini alaya aldınız, dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün ateşten çıkarılmayacaklardır ve onların (Allah'ı) hoşnut etmeleri de istenmeyecektir.

Muhammed 36
Doğrusu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve sakınırsanız Allah size mükafatınızı verir. Ve sizden mallarınızı (tamamen sarfetmenizi) istemez.

A’lâ 16
Fakat siz (ey insanlar! ) dünya hayatını tercih ediyorsunuz.



Şimdi o ateist sınavı kazanır,,, iyi bir yerde yönetici olur,,, sonra ben yaptım ben çalıştım der öyle mi??? evet çalıştı ama ona imkanları vereni mi unutuyor??

Zuhruf 32
Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.

Bu ayetleri unutmayalım arkadaşlar, her gün sindire sindire okuyalım..
ve aşağıdaki söze kulan verelim, onu uygulayalım hep birliktre.;

En’âm 70
Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri (bir tarafa) bırak! Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felakete duçar olmaması için Kur'an ile nasihat et. O nefis için Allah'tan başka ne dost vardır, ne de şefaatçı. O, bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları (günahlar) yüzünden helake sürüklenmiş kimselerdir. İnkar ettiklerinden dolayı onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır.


Bu sözlerin kısacası olmaz ama kısaca
Biz 2 tarafı da tutacağız,,, verilen imkanlarda ahireti arıyacak ve bu dünyadan nasibimizi de unutmayacağız...


Bu basit dünya hayatının değersizliği vahiyle son noktayı koydu. Bu dünyanın başarısı da başarısızlığıda Allahın amel ve niyetlerimize göre vereceği yada imtahanından kaynaklanan şeylerdir. Ancak sakın sizi dünya boştur diyip aklı kullanmamaktan ve dünya için çalışmaktan men etmesinler...

ÇÜNKÜ;

İbrahim 27
Allah Teala sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah dilediğini yapar.

Şimdi sorunuzun cevabını tam olarak aldınız mı?
Allah razı olsun.

gerçek hanif
8. June 2011, 08:20 AM
Öncelikle size geçmiş olsun diyorum.Acil şifalar diliyorum kardeşim.

" Dua etmenin ya da dindar olmanın başarı üzerine hiç etkisinin olmadığını zannediyorum," sizin bu sözünüzü ;
"Hakikaten, insan için, kendi çalışmasıyla kazandığından başkası yoktur" (Necm, 53/39) ayeti desdekliyor bence.

Çok güzel bir çalışma yapmış , ikna edici sonuçlar ortaya dökmüşsünüz.
Bu çalışmanızdan ve ortaya çıkardığınız sonuçlardan dolayı emeğinize ,yüreğinize sağlık.Allah (c.c) İlminizi daim kılsın.

Derin Düşünce
8. June 2011, 10:13 AM
Azizim hiiic, izahatın ve delillerinde isabet buyurmussun. Aklına iilmine gayret.

hiiic
8. June 2011, 10:20 AM
" Dua etmenin ya da dindar olmanın başarı üzerine hiç etkisinin olmadığını zannediyorum," sizin bu sözünüzü ;
"Hakikaten, insan için, kendi çalışmasıyla kazandığından başkası yoktur" (Necm, 53/39) ayeti desdekliyor bence.

Lakin burada bahsedilen "dua ve dindarlığı", olmaya çalıştığımız "Kuran Müslümanlığının Amelleri"inden ayırmak istiyorum. Allah Kuran müslümanlarını (vahye dayalı yaşayanlara) dünyada ve ahirette başarılara sevk edeceğini kendisi belirtiyor. Her iki yaşamda da bize başarılar müjdeliyor ve 2 tarafın nimetini vereceğini söylüyor....

Ana mesele şu, geleneksel dua ve dindarlık acaba Allahın emrettiği şey mi??

DEĞİL
------------------------
İlgili ayetleri isteyen olursa asarım. Yazdığım her kelimenin Kuranda ayet karşılıı var, yok diyen, yok desin yada aksini söyleyen itiraz etsin ki doğruyu bulalım.

Allah Kuranda sabah akşam kendisine dua edenlerin varlığından bahseder. Bunlar yeryüzünde kazanç için dolaşamazlar, onlardan uzaklaşılmaması gerektiğini, onlara yardım edilmesi gerektiğini ve onlarla iyi geçinilmesini emreder. Bazen onlara katılmamızın gerekliliğinden bahseder. Onları terk etmenin günah olduğunu, hatta verilen zekat (devlet vergisinden) onlara pay ayırılması gerektiğinden bahseder.

Ama hiçbir yerde onlardan olun, onlar gibi olun demez.
ÇÜNKÜ bukimseler işin aslında hiç birşeye gücü yetmeyen yaşlılar, kadınlar, sakatlar ve çaresizlerdir.
tekkelerde bu ayetin muhatabı olduğunu idda eden töngelekler, savaşa bile katılmayı kendilerinden düşüren zavallı keresteler , kendilerini geride kalan yaşlı kadınlar gibi oturan kılmaktan başka ne yapmaktadır????


Allah sabah akşam duayı değil, sabah akşam çalışmayı cihadı emreder.
Cihad;; Savaş
-Cehalete karşı savaş
-Hastalığa karşı savaş
-Düşmana karşı savaş
-Musibetlere karşı savaş
-İşsizliğe karşı savaş
-Ekonomik buhrana karşı savaş
-Kimsesizliğe karşı savaş
-Yoksulluğa , çaresizliğe karşı savaş
v.s.

Ellerine bikaç tüfek alıp, sokaklarda yüzlerini gözlerini sarıp nara atmak ciha değildir. Allah böyle birşey emretmemiştir.... Dinde yeri yoktur. Cihad, çalışmak demektir.

Allah benzer şekilde bu yapılacak savaşları yapmayıp oturup dua etmeyi de men etmiştir. Dinde yeri yoktur.

Hacılara su vermeyi, Allah yolunda cihadla bir mi tutarlar.

Bakın dışarıda istediğinize sorun;;; deneyin lütfen....
Bana cennete gidecek salih amel söyleyin diyin tüm müslümanlara....
size vereceği cevap, namaz kıl dua et AMİNNNNN de diyecetir.
Allah dilerse yapar, demekki dilememiş zorlama diyeceklerdir..
Allahın dilese doyuracağı kişileri, biz mi doyuracağız diyecektir....
ben sordum bu cevapları aldım.

...Şimdi Amiinnnn diyen o cemaat gidip hastanade kan verseydi, ameliyat için kan arıyan o gariban, o ihtiyaç sahibinin ihtiyacı giderilmez miydi?

Hacca giden 1 milyon 700 bn kişinin kabe etrafındaki turizmi ve çöl gezisi için boşa harcadığı para eğitime, sağlığa, savunmaya, işsizliğe harcansa ne olurdu???? arap kralının garajı diyin internette bakın karşınıza ne çıkacak... Bizim hacıların parasını hacılayan din satıcısı düzembazların tezgahı ne kötü,,, yığdıkları ve yedikleri haram ve az bir dünyalık karşılığı sattıkları ayetler karşılığında ahirette yüklenecekleri ne kötü...

Cihadı bırakıp,,, koca karılar gibi sızlanmayı (adına biz dua diyoruz) din haline getirip, ardından AMİİİİNNN diyen bu cemaat bırakın ahireti belkide dünyada gaz dökülüp çakmak yemeyi hak ediyor... Sabun için yağ çıkar.
----------------

Karşıyım arkadaş.... Kuranda olmayıp sokulan her bidata karşıyım.... Allahtan çok mu biliyorlar... Dinde ne amin var ne cami var ne namaz var nede koca karı yakarışı emir.....

gerçek hanif
8. June 2011, 12:47 PM
Sevgili Hiiç

Bu yazdıklarınada katılıyorum.Eline sağlık.
Sorum şu olacaktı :İnsanoğlunun eline para geçince neden dininide değiştiriyor.Nasıl mı ? yani gelenekçi muhafazakar taşra müslümanı İlk başta şehre taşınırken , Erzurumluluğunu-yozgatlılığını-Konyalılığını ....v.b Geleneği ve göreneği yanında getirirken , diniyle beraber varoşlara yerleşiyor.Bu insanlar parayı kazandıkça yaşam tarzınıda değiştirmeye başlıyor.Arkasından Memleketinde inandığı değerlerden sıyrılıyor.Ardından İnandığı Dini ,yeni bulduğu ,sahip olduğu yaşama uydurmaya çalışıyor.Yediği haltlara dini söylemlerle kılıflar geçirmeye çalışıyor.Daha önce eleştirdiği ,küfrettiği davranışları kendi yapmaya başlıyor.Mesela :işçilikle başladığı konfeksiyon atölyesinin taşeron elemanı iken,sigortasız,uzun çalışma saati,Sosyal hakların olmadığı,Düşük ücret ,Mesaisiz ..vb. bunları eleştiren birisi gün geliyor kendisi iş veren oluyor.Hani dindar dı ya.Bu gördüğü zulumleri aynısını işçilerine yapıyor.Başlıyor dini kullanmaya.İslamda sendika mı var ?İslamda Batının dayattığı çalışma düzeni mi olur ? gibilerinden.Emeği dini kullanarak sömürü haline getiriyor.

Demekki Gerçek islama (Kur'andaki islama ) inanmamış bizim insanlarımız daha.İnsanları kuru bir kader anlayışına mahkum edip,Şükürcü yapmak,Beterinde beteri var deyip onu kullanmak,tıpkı kriz var napalım işin olduğuna dua et gibi.gerisini isteme dere gibi.Olmayacak şeylere dua etmek,İşverene dua etmek,işverene kul olmak,İş ve parayla sınanmak bunlar çok ağır sosyal gerçekler.

Artık bizim etrafımızda gördüğümüz inanma şekli;sosyolojik ,Kültürel ve Ekonomik bir inanma biçimi.Hacısı-Hocası -Dindarı çoğu böyle.
Hiiç kardeşim yazdıkların çok doğru.Neye nasıl inandığımız belli değil.Çoğu Müslümanın Tanrısı Para.Ne acıdır ki öyle.Herşeyi kur'ana göre değil,Parayla ölçüyoruz.Paranın kulları olmuşuz .Böyle olunca İslam da takım tutar gibi inanma biçimi oluyor.İçi boşaltılmış olarak.

nerdogan
8. June 2011, 04:35 PM
Hakikaten bilginiz ve ilminiz çok geniş.Allah sizden razı olsun Hiiic.Elbette temel dayanak Allahın Kelamı ancak açıklayıcılığınız çok güzel çok yol gösterici.Daha öğrenecek çok şey katedecek çok yolum var ama burada bulunduğum bunları okuyup -öncelikle Kuran'ı- bu bakış açılarını kazandığım için daha doğrusu perdeyi araladığım için inanılmaz huzurlu ve mutluyum.Konuyla ilgisi yok ama belirtmek istedim..

nerdogan
8. June 2011, 04:50 PM
Tevbe 55
(Ey Muhammed!) Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Çünkü Allah bunlarla, ancak dünya hayatında onların azaplarını çoğaltmayı ve onların kafir olarak canlarının çıkmasını istiyor.

Hadîd 20
Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.


Konu dışı olacak kusurabakmayın lütfen ama yazdığınız muhteşem ayetlerden bu ikisi uzun zamandır kafamı karıştırıyor.Buna benzeyen başka ayetlerde olduğunu biliyorum.

Dünya hayatının geçici olduğunu metadan ibaret olduğunu ve tamamen asıl amacımıza yönelmek adına bir araç topluluğu olduğunu- bedenimiz dahil- biliyorum.Ancak bu ayetlerde geçen evlatlar konusu beni şüpheye düşürüyor.Dünya hayatında elde edilmek istenen zenginlik, şöhret, güzellik, vs vs gibi metalara Rabbimiz evlatları da eklemiş.Ben şunu mu anlamalıyım öyleyse, insan birçok şeyi yapmaya muktedir.Allah isterse istediğine zenginlik veriyor ve sınava tabi tutuyor.Aynı şekilde çocuk isteyen bir çift nasıl güzel bir araba almak istiyorsa -elbette farklı ama çoğu zaman tamamen ego tatmini amaçlı çocuk istendiğine şahit oldum- çocuk dünyaya getiriyorlar.Yani bu evlatları meta kategorisinde mi görmeliyiz? Evlat edinme imkanımız var diye doğurabildiğimiz kadar doğurup "e neslimizi sürdürmeliyiz" veya " yaşlanınca kim bakacak" kaygılarıyla mı olaya bakmalıyız...

Ya da imkan olsa da sabredip deli gibi istesek de sabretmeli ve dünyada var olan aç, eğitimsiz hasta vs çocuklara mı yardım etmeliyiz onun yerine?Yani kısacası evlatta aynen lüks bir araç ev gibi bir meta olarak mı algılanmalı?

Örneğin ben hep eğer maddi durumum çok iyi olacaksa bir biçimde, çalışmamın eseri olarak, bana güç ver insanlara yardım edebileyim dye dua ederim.Zengin olmaktan çok korkarım hatta.Elbette düşkün olmak istenmeyen bir durum, ancak o benim için uygun görüldüyse sabrederim ama zengin olacaksam da şu gün ki şartlarımı değiştirmem doğrusu.Benzeri bir fikirle hareket edersek, bu egomuzu bir evlat dünyaya getirip o evladı Allahın istediği imanlı bir kimse olarak yetiştirip, çevresine göstermelik değil gerçek anlamda faydası dokunan, mütevazı bir kimse olarak eğitmek ve onu arkamızda kendi imanımızın kalan temsilcisi olarak bırakıp gitmek fikri mi mantıklı? Bir evlattan fazlasına bakacak imkanlarımız varsa o zaman yeniden bir evlat dünyaya getirmek yerine diğer ihtiyaç sahiplerine el uzatmak ..

Tekrar özürdilerim konuyu bıçak gibi kesip başka ilgisiz bir soru sordum ancak açığa kavuşturmak istiyorum bu meseleyi.Bu derecede bilgili ve ilim sahibi kardeşlerim varken ben de bu ilimden faydalanmak istiyorum.

hiiic
8. June 2011, 06:15 PM
Nerdoğan kardeşim.

Konuya cevap verebilecek pek çok kişisel fikrim var. Ama önemli olan bizim nefs ve bilgisizlik karışmış kişisel düşüncelerimiz değil, Allahın ne öğütlediği... Bu nedenle ilk olararak tüm sorularımızı Kurana yönetmeliyiz. Kuran Allahın yeterli gördüğü en kutsal bilgilerin olduğu kitaptır. Yeterlidir, apaçıktır. Sonra aydınlatıcı kesin bilimsel bilgilerle kesiştiği yere bakarız.

Bakalım dünya hayatının metaanı, yani fitne olan evlatlarımız hakkında Kuranın görüşü, ve neden fitne olduğunun cevabı....

Evladın zararı, ancak evlatlarına güvenip, onlarla böbürlenip diğer insanlara karşı üstünlük taslamakla olur... Ahireti unutmakla olur. Bundan temizlenmek ancak kişisel benliği, böbürlenmeyi durdurmakla olur.

Tevbe 69
(Ey münafıklar! Siz de) sizden öncekiler gibi (yaptınız). Onlar sizden kuvvetçe daha üstün, mal ve evlatça daha çok idiler. Onlar (dünya malından) paylarına düşenden faydalandılar. İşte sizden öncekiler nasıl paylarına düşenden faydalandıysalar, siz de payınıza düşenden faydalandınız ve (batıla) dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onların amelleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Ve onlar ziyana uğrayanların kendileridir.

Böylesi böbürlenen birinin akibeti kehf suresinde anlatılır.
uzun olacak ama Allahın ayetlerini okumaktan zevk aldığınızı tahmin ediyorum.

Kehf Suresi

32. Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat: Bunlardan birine iki üzüm bağı vermiş, her ikisinin de etrafını hurmalarla donatmış, aralarında da ekinler bitirmiştik.
33. İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbirini eksik bırakmamıştı. İkisinin arasından bir de ırmak fışkırtmıştık.
34. Bu adamın başka geliri de vardı. Bu yüzden arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi: "Ben, servetçe senden daha zenginim; insan sayısı bakımından da senden daha güçlüyüm."
35. (Böyle gurur ve kibirle) kendisine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: "Bunun, hiçbir zaman yok olacağını sanmam."
36. "Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem, hiç şüphem yok ki, (orada) bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum."
37. Karşılıklı konuşan arkadaşı ona hitaben: "Sen, dedi, seni topraktan, sonra nutfeden (spermadan) yaratan, daha sonra seni bir adam biçimine sokan Allah'ı inkar mı ettin?"
38. "Fakat O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam."
39. "Bağına girdiğinde: Maşaallah! Kuvvet yalnız Allah'ındır, deseydin ya! Eğer malca ve evlatça beni kendinden güçsüz görüyorsan (şunu bil ki):"
40. "Belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de bağ kupkuru bir toprak haline gelir."
41. "Yahut, bağının suyu dibe çekilir de bir daha onu arayıp bulamazsın."
42. Derken onun serveti kuşatılıp yok edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü ellerini oğuşturup kaldı. Bağın çardakları yere çökmüştü. "Ah, diyordu, keşke ben Rabbimehiçbir ortak koşmamış olsaydım!
43. Kendisine Allah'tan başka yardım edecek destekçileri olmadığı gibi kendi kendini de kurtaracak güçte değildi.
44. İşte burada yardım ve dostluk, Hak olan Allah'a mahsustur. Mükafatı en iyi olan O, en güzel akıbeti veren yine O'dur.
45. Onlara şunu da misal göster: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi (önce gelişip) birbirine karışmış; arkasından rüzgarın savurduğu çerçöp haline gelmiştir. Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir.
46. Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha layıktır.

İşte evladın zararı budur, bu kötü düşünce ve amellerden korununca evladın nesi zararlı olsun? Faydası bile vardır.


diğer zarar yoldan çıkmış evladın başa açacağı sıkıntıdır. Allah korusun, kötü arkadaşlar sonunda uyuşturucuya dandanmış yada daha kötü işlere bulaşan evlatların ailelerine verdiği zarar çok feci. Bundan temizlenmek, çocukların evlatların arkaaşlarının doğru seçimi ile olur. Şeytanlarla arkadaşlık etmeleri engellenli.

Çünkü Allahın şeytana verdiği görevden birisi bu;
İsrâ 64
Onlardan gücünün yettiği kimseleri davetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlatlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun. Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vadetmez.

Bunun dışında evladın bazı hastalık imtahanlarında bizi üzmekden ve yaşlanınca belki yanımızda bulunmamaktan başka ne zararı vardır?

Hatta örnek bir talebi Kuranda verir.
Sâffât 100
O : "Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat ver", dedi.

Peygamberler evlat istemişler, evlatlarını sevmişlerdir..
Hazır konu açılmışken paganlı puttperestlerin ve ehli kitap rahiplerinin uydura geldiği bir konuya da değinelim...

-Allah üzerimize zorluk yazmadıysa.
-Allah kötü olanı emretmez, haksız yere öldürmeyi kesinlikle haram ve yasaklarsa.
-Allah iyiliğin ve güzelliğin timsali ise

Sorarım size Alllah bir insana evladını KES dermi??????
demez, demiştir, sünneti gereği demeyecektir de.

İbrahim peygamber hakkında uydurulan masal Kurandan değil, uydurma hurafeden kaynaklanır. Kurban yakınlaşmak demektir, Oğlunu Allaha yakınlaşmak için yüz üstü bırakmak zorunda kaldı ifadesini, oğlunu yüz üstü yatırıp kesecekti diyen bu neüduü belirsiz zibidilerin masallarına aldırmayın.

İbrahim peygamber evladını çok sevmiştir, tıpkı diğer peygamberler ve bizler gibi.
Allah evladına zarar ver emri vermez, verirse sünnetine aykırı hareket etmiş olur.
Evlatları doğru yetiştirir ve Allah da onlara hidayet verirse, fitne yada zarardiye tarif edilen o kelimenin yerine "göz aydınlığı" ifadesi gelir...

İsanın annesi gibi
Meryem 26
"Ye, iç. Gözün aydın olsun! ...

Furkân 74
(Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl! derler.

eğer evlat zarar olsaydı, Allah evlat katleden firavunun dehşetinden kurtulan küçük musacığı, onun hasretinden yanan anasının yüreğine geri yaslar mıydı?

Kasas 13
Böylelikle biz onu, anasına, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vadinin gerçek olduğunu bilsin diye geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.

----------------------------------------
Sonuç;
Evladın fitneler içinde anılmasının sebebi evladın kesin zarar olmasından değildir.
Ancak kimi ailelere zarar verebilmektedir.
Kimi ailelere göz aydınlığı olmaktadır.
Fitne kelimesinin asıl manası aslında farklıdır. Fitne de içi boşaltılmış bir kavramdır. Ben burada fitneyi herkes tarafından kullanılan "zararlı" anlamında kullandım. Aslında Allah iyi kullarını fitnelendirere ve belalandırara arındırır. Temizlenmemize vesiledir ve Allahın dilemesine bağlı olarak fitneler ve belalar, hayırlar ve güzelliklerle sonuçlanabilir.


--------------------------------------------------------------
Diğer bir konu daha gözüme çarptı...

Ya da imkan olsa da sabredip deli gibi istesek de sabretmeli ve dünyada var olan aç, eğitimsiz hasta vs çocuklara mı yardım etmeliyiz onun yerine?Yani kısacası evlatta aynen lüks bir araç ev gibi bir meta olarak mı algılanmalı?

Değerli kardeşim,
Evladınızı imkanınız doğrultusunda en iyi şekilde bakınız büyütünüz, lüks bir araç olarak görmek evladı emtia kabul etmeyi çirkin birşey olarak kabul ediyorum. Heleki onların bebekliğindeki sevimliliği ve evlat sevgisini insana veren Allah'ın bizzat kendisidir.
Evladınıza gönlünüzce rahat rahat ve onu sevip ona bakmanın SEVAP olduğunu bilerek ilgilenin bakın.

İslam dini bahsettiğiniz aç ve imkansız çocuklara yetimlere bireysel yardımı teşvik eder. Ancaaaaaak Allahın ASIL emri, dinin direği olan SALAT işte o çaresiz tüm ihtiyaç sahiplerine bunun içine o saydıklarınız da dahil, o kimselere toplu halde yardım edilmesi emridir. Onların haklrını ve bakımları toplu halde yapılır. Bu salat mescitlerde devlete ait kurumlar ikame edilir. zekat ile o kurumları ayakta tutacak vergiler verilmiş olur.
İşte Allahın SALAT için imar etmemizi emrettiği devlet kurumları (mescitlere) örnekler;
-Yetimhaneler.
-Çocuk esirgeme Kurumları
-Okullar
-Kimsesizler yurtları
-Devlete ait, sokak çocuklarının topluma kazandırılması kurumları...
-Fakir fukara fonlar
-Çaresizlere yönelik sağlık kurumları
v.s.

Diğer yardım adı altında ortalığa çıkıp şov yapan ne olduğu belirsiz vakıf ve kurumları desteklemiyorum. Allah devletimize güç versin de kurumlarını güçlendirsin de, inşallah salatı tekrar hayata geçirip dimdik ayakta tutalım...

Bireysel yardımlar günübirliktir, mutlaka ecri ve sevabı olmakla beraber çok da önemli bir amel değildir. Ama zerrede olsa Alah karşılığını veririrm buyuruyor. Sadece Salatı ikame yanında sadaka, dünyadan görsel açıdan güneşin yanındaki yıldızlara benzer.

Aradığınız cevap bu muydu?
Lütfen eleştirisi olan, yada çelişki gören yazsın, daha doğruyu bulalım.

hiiic
8. June 2011, 07:02 PM
gerçek_hanif

ne denebilir ki, ne yazık ki yazdıklarınız çok doğru.
Benim de patronum aynı kılıfları geçiriyor. İslamı kendi işine uyduruyor. Hesapta müslüman, şu anda kabede, günah mı çıkarmaya çalışıyor, Allahtan daha fazla ver diye dua etmeye mi gitti, yoksa döneyimde hacı desinler diye mi bilmem. Ama işçinin sigortasında, emeğinden çalınıyor, üstelik hammadde sunan çiftçininde emeği hakkı sömürülüyor.

Bu olay Kuranda aynen anlatılıyor aslında. Allah bunu ve sebebplerini çok güzel anlatıyor Kuranda, benzer çok kıssas hemde tarihin en güzel örnekleri var.

------------

Aslında hani demiş ya;
İslamda sendika mı var ?İslamda Batının dayattığı çalışma düzeni mi olur ?

evet islamda batının çalışma düzeni var. O adamlar islamı yaşıyorlar (genelleme yaptım)
İslami kuralları hayatlarına sokmuşlar.

A’râf 85
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.

Şuaybi inkar edenler, bizim atamız böyle emretti diyip, çalışanların eşyalarından ne kırparız diye bakınıyorlardı. Hemde hepsi dindarlardı,,, şuaybı dine karşı gelmekle suçladılar... Tıpkı bir çoğumuzu suçladıkları gibi.

Şu’arâ 181
Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.

Bunu okuyupta uymayan, sonrada ben inandım müslümanım diyenden daha münafık kim vardır?

Tanıdığım birkaç müslüman hemde cemaatleri var, iş adamı, işçilerin, üreticilerin, devletin hakkını yemek için idarecilerle anlaşıyor... Bu adamlar cuma namazında en ön sıradalar... Sözde huzuruna çıktıkları Allahtan utanmıyorlar.

Bakara 188
Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin.

Sadece şu ayetleri hatırlatmak isterim...
Bizler. Allahtan ve ahiretten hakkıyla korkan, Kalbini Allahın vahyine bağlamış pek azımız ve bizim gibi pek azları dışındakilerde hayır yok. Sakın şüphe içinde olan bu tür insanlara aldırış etmeyin. Sakın!!! Böyle kalın.. pek yakında o cimrilik ettiği mal canını çok yakıcak, ama bu haytan başka ondan Allahı razı edecek davranış beklenmiyecek.

Lütfen okuyalım...

Ra’d 1
Elif. Lam. Mim. Ra. Bunlar, Kitab'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar.

Âl-i İmrân 110
Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız: Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır.

Neml 73
Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.

Tâ-Hâ 16
Ona inanmayan ve nefsinin arzularına uyan kimseler sakın seni ondan (kıyamete inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun!

Rûm 60
(Resulüm!) Sen şimdi sabret. Bil ki Allah'ın vadi gerçektir. (Buna) iyice inanmamış olanlar, sakın seni gevşekliğe sevketmesin!

Kasas 87
Allah'ın ayetleri sana indirildikten sonra, artık sakın onlar seni bu ayetlerden alıkoymasınlar. Rabbine davet et. Asla müşriklerden olma!

Ve hep başımıza gelecek olana karşı;

Yâsîn 76
(Resulüm!) O halde onların sözleri sakın seni üzmesin. Kuşkusuz biz, onların gizlemekte olduklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.

----------
Kısaca gerçek_hanif kardeşim...
O bahsettiğikleriniz, sakın sizi istikametinizden ve kararlılığınızdan bir göz seyrimi dahi uzaklaştırmasın...

Aramızdaki fark, onlar inandık deselerde henüz ahiretten gafillerken, biz şu anda yaşantımızla hesap veriyoruz.

nerdogan
8. June 2011, 08:15 PM
Bu ayrıntılı ve okumaktan çok zevk aldığım yorumunuz için Allah Razı olsun sizden.Aslında ben biraz da çocuğunu meta meselesi olarak gören insanların penceresinden baktım.Ayrıca kendi aklıma takılan tüm dünya imkanları ile aynı anda anılması mevzuunu da danışmış oldum.Okuduğum ayetler de bana doğruyu gösteriyor zaten bunun üzerine edilecek bir söz bulamıyorum.Tekrar teşekkürler.

İslam dini bahsettiğiniz aç ve imkansız çocuklara yetimlere bireysel yardımı teşvik eder. Ancaaaaaak Allahın ASIL emri, dinin direği olan SALAT işte o çaresiz tüm ihtiyaç sahiplerine bunun içine o saydıklarınız da dahil, o kimselere toplu halde yardım edilmesi emridir. Onların haklrını ve bakımları toplu halde yapılır. Bu salat mescitlerde devlete ait kurumlar ikame edilir. zekat ile o kurumları ayakta tutacak vergiler verilmiş olur.
İşte Allahın SALAT için imar etmemizi emrettiği devlet kurumları (mescitlere) örnekler;
-Yetimhaneler.
-Çocuk esirgeme Kurumları
-Okullar
-Kimsesizler yurtları
-Devlete ait, sokak çocuklarının topluma kazandırılması kurumları...
-Fakir fukara fonlar
-Çaresizlere yönelik sağlık kurumları
v.s.

Diğer yardım adı altında ortalığa çıkıp şov yapan ne olduğu belirsiz vakıf ve kurumları desteklemiyorum. Allah devletimize güç versin de kurumlarını güçlendirsin de, inşallah salatı tekrar hayata geçirip dimdik ayakta tutalım...

Bireysel yardımlar günübirliktir, mutlaka ecri ve sevabı olmakla beraber çok da önemli bir amel değildir.

Bu yazdıklarınıza göre bireysel yardımlar salat kapsamında sayılmıyorsa, öyleyse ben bir birey olarak vergimi vermek dışında salat kapsamında en doğru ne yapabilirim öyleyse?Bahsettiğiniz kuruluşları kurmam imkansız, devlete ödediğim vergileri ise takip edip bu kurumlara gidip gitmediğini net olarak bilmem çok zor, bu durumda bireysel yardım, destek, insanları öğrendiklerimle aydınlatma vs salat kapsamında değilse ne yapmalıyım??

Ayrıca almaktan çok vermeyi bilmek üzerine Kuran da yüzlerce ayet söz konusu iken bunlar sadece devlet, işveren grubu için değil bireyler için de geçerli oluyorsa, cimri olmamamız, vermeyi dağıtmayı bilmemiz, biriktirmememiz, ihtiyacımızdan fazlasını istemememiz konusunda sürekli uyarılıyorsak bu bireysel yardımlarımız hangi kapsamda değerlendirilecek.Yani sevabının çok az olduğunu belirttiğiniz için sorma gereği duydum.
Açıkçası ayetler ile açıklama tarzınız oldukça bilgilendirici olduğundan biraz uzatıyorum konuyu kusurabakmayın lütfen.

-konu gittikçe değişiyor, başka başlık açmam mı gerekiyor?-

hiiic
8. June 2011, 10:29 PM
Yani sevabının çok az olduğunu belirttiğiniz için sorma gereği duydum.

Bireysel yardımların pek önemli olmadığını söylemekteki amacım, onların süreklilik arzetmediği, bugün karnını doyurduğunuz kimsenin yarın yine aynı yoksulluğa düşeceği gerçeğiydi... Asıl yardım ve asıl imarın devlet çatısı altında mescitleşmek olduğunu belirtmek istedim.

Böyle bir manaya yol açacak cümle kurduysam özür dilerim. Diğer arkadaşlarda böyle bir mana çıkardıysa yine özür dilerim. Sevabı çok az veya fazla, kişi ancak kendisine verilen nimetlerden sorumludur. Az azdan, çok çoktan sorumludur.

Bireysel yardımlar, toplu yardmların yanında hem çok az hem de değer bakımından eksiktir.

Ayrıca ameller derecelerine göredir. Amellerin değeri farklıdır. Karşılık göreceği muamelelerde farklıdır.

Âl-i İmrân 163
Onlar Allah katında derece derecedirler. Allah onların yaptıklarını görmektedir.

Nisâ 95
Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canlarıyle Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine de güzellik (cennet) vadetmiştir; ama mücahidleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.

Hadîd 10
Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlara eşit değildir. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı vadetmiştir. Allah'ın yaptıklarınızdan haberi vardır.

En’âm 132
Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.

Yoksa , iyi bir amel için "çok az sevabı" var demek istemedim istemem de... Allah'a sığınırım. Allah herşeyi apaçık açıklamışken ona ekleyen cahillerden olup vebal ehli olmak istemem.

... Allahın ayetleri ortada. ben yanlış birsey demiş olsam bile Allahın kitabını okuyorsunuz, sağlamasını rahatlıkla yapabilirsiniz.

Allah razı olsun

Anonymous
9. June 2011, 02:17 AM
Peki Hiiç ve dost1 kardeşlerim,

Neden İnsan korktuğunda ,aciz kaldığında dua etmek ihtiyacı duyar.İnsanın genlerinde dua etme ihtiyacı var mıdır ? Hiç dua etmeyenle eden arasında başarı bakımından ne fark vardır ?

Örnek :diyelim ateist bir öğrenci ile dindar bir öğrenci aynı sınıfta aynı sınava hazırlanmış olsunlar.Sınavda başarılı olmak için çalışan dindar öğrenci ek olarak dua etmiş olsun.Yani ben çalışacağım kadar çalıştım gerisi Allahım sana kaldı.Beni başarılı eyle dedi.Hatta abdestte aldı sınava girdi.Ateist öğrenci ise Allah'ı hiç aklına getirmeden dindar öğrenci ile yan yana sınava başladılar.
sınav esnasında dindar öğrencide heyecan,yada cevap anahtarında sıra atlama yani soru kaydırma oldu.
Netice : Hiç dua etmemiş ateist sınavı geçiyor,Dindar öğrenci soru kaydırdığından yada heyacan gibi sebebten başarısız oluyor.

Şimdi burada ne diyeceğiz ? Allah nasip etmedi bunda da bir hayır vardır desek olur mu ? Yani kazanmaması hayırlıymış diyebilirmiyiz ? Yada başka cevabınız var mı ?Hiiç kardeşim siz ne dersiniz ?


Selam;

hiic kardeşimiz sorunuzun yanıtını çok güzel ve detaylı şekilde vermiş. Kendisine de bu vesileyle teşekkür etmek istiyorum.

Gözden kaçabilecek ufak bir detaya değinmek istedim.

Bu yukarıda verdiğiniz örnekteki mevzunun gerçek hayatta hiç bir değeri yoktur (yani olmaması gerekir).

Çünkü;


Biraz önce sizin için internetten aratıp bulduğum aşağıdaki fotoğrafı incelemenizi rica ediyorum.

http://i.imgur.com/NKVPm.jpg


Birlikte inceleyelim...

Durakta bekleyen bir sürü insanın çeşitli konumlarda olduklarına dikkat ediniz. Kimisi duraktaki kısıtlı oturma yerlerine oturmuş, kimisi oturmaya yer bulamamış ayakta dik duruyor, kimisi ayakta ama durağa yaslanıyor. Aynı şekilde kimisi yola bakıyor kimisi yola sırtını dönmüş kimisi yan duruyor. Sizce oturanlar ayaktakilere göre daha iyi durumda değil mi?

Peki bu kadar fazla detay incelemeye gerek var mı?

Fazla değil, sadece 5 dakika sonra 2 tane otobüs geleceğini ve bütün durağın boşalacağını varsayarsak oturanın ayakta olana bir üstünlüğü var mıdır? 5 dakika otursan ne olur ayakta dursan ne olur.


İşte sonsuz ahiret hayatının yanında ortalama 50-60 yıllık dünya hayatı da koskoca bir ömürdeki 5 dakikaya nispetle bile zerre kadardan çok daha ufaktır. Bu ufak zaman diliminde ister oturuyor olsun ister ayakta dursun kimsenin kimseye bir üstünlüğü yoktur. Önemli olan 5 dakika sonra gelecek olan otobüslerden cennet otobüsüne binebilmektir.

Bizler de 5 dakikalık dünya durağında Rabbimizin bizleri sınamak için verdiği oturuyor/ayakta, başarılı/başarısız, fakir/zengin, hasta/sağlıklı, çocuklu/kısır gibi sınav öğelerine odaklanmak yerine fotoğrafın bütününe bakmalı ve gidilecek asıl yere odaklanmalı doğru otobüse binebilmeyi ummalı ve ona göre hareket etmeliyiz diye düşünüyorum.

Selamlar.

nerdogan
9. June 2011, 07:11 AM
Ayrıca ameller derecelerine göredir. Amellerin değeri farklıdır. Karşılık göreceği muamelelerde farklıdır.

Âl-i İmrân 163
Onlar Allah katında derece derecedirler. Allah onların yaptıklarını görmektedir.


En’âm 132
Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.

Sevgili Hiiic, ben biraz daha dar bir çerçeveden değerlendirdim lütfen kusurabakmayın yanlış algılamam nedeniyle..Sanırım sadece bir cümleniz ile değerlendirdim.Elbette bireysel yardımlarında Allah katında yeri vardır.Örneğin birine iş imkanı sağlama veya yardımlarda aktif görev alma, insanların eğitimine bireysel de olsa katkıda bulunma gibi faaliyetler zannımca sokakta aç olan insanları geçici olarak doyurmaktan görece daha üstün sayılabilir.Ancak yukarıda verdiğiniz ayet ve açıklamadan hareketle aklıma şu geliyor.-devamında Anonymous arkadaşımın da belirttiği cennet otobüsü ile- gideceğimiz ahirette amellerimize göre derecelerimiz mi olacak öyleyse?
Örneğin ben gücüme göre elimden geldiğince birtakım faaliyetlerde bulunuyorum.Biriktirmiyorum, elime geçeni veriyorum paylaşıyorum..İnsanlarla internette veya yüzyüze sürekli konuşup onların bakış açılarını doğruya yöneltmek için çabalıyorum.Çocukların eğitim masrafları için her ay bütçemden ayırmaya çalışıyorum-yardım amaçlı- Bazen eşya bazen kıyafet yardımı yapıyorum vs vs ..diyelim..Yani bireysel ne yapabiliyorsam yapıyorum.Öğretmen değilim ya da doktor da değilim maalesef.Olmayı isterdim ancak değilim.Aynı zamanda vali, kaymakam veya belediye başkanı hiç değilim ki eğitim kurumu, mescit vs kurabileyim ya da yardım kuruluşu açabileyim.Bu şartlarda bir öğretmen veya mescit kuran bir hükümet yetkilisi ile benim derecem arasında büyük bir fark mı olacak?Bu fark gittiğimiz ahiret yurdunda derecelendirmeler biçiminde mi olacak?Öyle ise-ya da benzeri bir durum olacaksa- öyleyse ben bir devlet adamı veya belediye başkanı olamadığım için imkanlarım kısıtlı olduğu için salat adına ne yapabilirim bireysel olarak?
Cevap olarak belirttiğiniz,
İşte Allahın SALAT için imar etmemizi emrettiği devlet kurumları (mescitlere) örnekler;
-Yetimhaneler.
-Çocuk esirgeme Kurumları
-Okullar
-Kimsesizler yurtları
-Devlete ait, sokak çocuklarının topluma kazandırılması kurumları...
-Fakir fukara fonlar
-Çaresizlere yönelik sağlık kurumları
v.s.

kuruluşları benim kurmam ya da şu anki gücümle ortak olmam imkansız.Allah güç versin hepimize inşallah da bunları gerçekleştirebilelim şu kısa imtahanımızda ama çalışma gücümüz ve biçimimiz doğrultusunda şu an çok zor görünüyor. Bu durumda ne yapılabilir? Yani bu taktirde ben salat edemiyorum.Salatı ikame edebilmem için ne yapmalıyım acaba?
Eğer yanlış anlamlar çıkarıyorsam bunu lütfen yeni bir hanif olmama verin.Kendimi yıllarca iman eden sanıp da ne kadar yanıldığımı henüz 1-2 ay kadar önce öğrendim yüksek çabalarım ile..Halen çabaladığımdan bu sorularım tuhaf geliyor ise lütfen kusurabakmayın..Doğruyu kuşkusuz en iyi bilen yüce Allahtır.Ancak ben bizlere ilettiği tüm doğruları öğrenmek ve öğretmek istiyorum elimden geldikçe zamanım-ömrüm yettikçe..

hiiic
9. June 2011, 04:23 PM
Uzun anlatmaya gerek yok,,, uzun anlatınca demekki yanlış anlaşılıyor.

Salat; Problemlerin çözümüne yönelik zihni ve mali imar / destek vermek
Zaten sitede sorunuza cevap verecek başlıklar mevcut


Âl-i İmrân 115
Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takva sahiplerini çok iyi bilir.

hiiic
9. June 2011, 07:01 PM
Ayrıca merakımdan sormak istiyorum.

Kuran'da hırsızın ellerini kesin, öldürenin yakını isterse katili öldürün, zina yapana sopayla acımadan vurun diyor.
Bunları nasıl yapacağınız sorusu aklınızı karıştırıyor mu?

nerdogan
9. June 2011, 07:45 PM
Yanlış anlamaktan ziyade anlamaya çalışıyorum henüz.Salat ile ilgili birkaç başlık okudum ancak hepsini henüz okuyamadım.Kesin bir sonuca varmış değilim. Bu konularda henüz sonuca varmaya çalıştığımdan bilgilerinizden istifade etmek beni çok memnun ediyor.Allah razı olsun.
Ancak son sorunuzu anlayamadım.Yani bu tür durumlarda Kuranın emrettiklerini günümüz şartlarında mı nasıl uygulayacağız?

gerçek hanif
9. June 2011, 08:29 PM
Ayrıca merakımdan sormak istiyorum.

Kuran'da hırsızın ellerini kesin, öldürenin yakını isterse katili öldürün, zina yapana sopayla acımadan vurun diyor.
Bunları nasıl yapacağınız sorusu aklınızı karıştırıyor mu?

Hiiç kardeşim, hırsızın elini yaptığı (çaldığı ) fiilden uzak tutmak değilmir ?Kesmek bu değil mi ? kesmek: Günlük hayatta mesela" sesini kes-suyu kes- Banttan gelmekte olan ürünü , malı "kes "diye bağırırız.Onunla olan diyaloğunu kes deriz mesela. kesmekten kasıt bu değilmidir ?Alıkoyma değilmi ?
Kısas öldürme ise Bana göre cezanın aynısı ile hüküm vermedir.Kasten işlenen suçlarda kısas uygulanmalı bence.Ancak suç işleyeni toplumdan tamamen tecrit etmede bir nevi ölümdür.Bir daha topluma girmemeside ölümden dir bana göre.
Zina yapana kur'an ne diyorsa o değil mi ?yada hapismi ? bu konudaki değerli görüşlerinizi katkılarınızı bekliyorum hiiç kardeşim.selam ile.

hiiic
9. June 2011, 08:52 PM
evet...

Kuranda bazı emirlerler kişiye yönelik değil, topluma ve düzene yöneliktir.
Hani dedinizye ben nasıl kurum açacağım diye.

Siz açamayabilirsiniz. Ama Salat destek vermek demektir. Hazır açılmışlara destek verebilirsiniz... Pek çok sivil toplum örgütü desteklerinizi bekliyor..

---------------------------
Sadece şu kimseler var..
sözde Allah için çalışan bir cemaatin kermesi vardı, öğrenciler yararına...

Gittim, tesettürlü bayanlar, yemekler var pastalar var,
"bu yardım yaptığınızı sandığınız işten kimsesiz çokcuklar kurumuna pay var mı?" diye sordum...

dedi ki; bu sadece kuran kurslarımızdaki öğrenciler için...

Yardım karşılığında kendi ideolojilerinin benimsenmesini ve kesinlikle irdelenmemsini emreden bu cemaat bilmiyor muydu ki, Allahın yardım karşılığı şunu emreder;

İnsan 9
"Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz."

Bunlar mı Kuran öğretecekler???
Bu mu hayır kurumu??
----------------

Allah'ın Delisi
20. June 2011, 08:28 PM
Allah: Söyle
Allah'ın Delisi: Övgüye değer olan bir tek sensin. Niye mi? Ölçüyü veren sensin, öyleyse ölçüyü en iyi bilen sensin, ölçüden şaşmayı da bilen sensin, şaşanı da bilen sensin. Şaşana hesabını da soran sensin. O zaman sen bu alemde ölçü olarak tecelli edensin. Öyleyse beni o ölçülü yola sok, imdaaaat, yardım et bana! Beni ölçüsüz tarafa iletme, kızmandan korkuyorum.
Allah: Aman isteğinden, duandan emin misin?
Allah'ın Delisi: Eminim(AMİN), son kararım.

:)

iniş 50:11 - İnsan, hayra davet eder gibi şerri çağırıyor/insan, hayra duasıyla şerri davet ediyor. İnsan çok acelecidir.

hiiic
20. June 2011, 09:20 PM
sevgili Allahın delisi,


O istemedikçe biz isteyemiyorken, kötüyü istemek,
özellikle denize düşenin yılana sarılmayı istemesinde ki kötü talepte acele etmesi. o anda gemi, helikopter istesem de verilecek cevabı zaten biliyorum düşüncesiyle, sarılacak kötü köpek balıklarını istemesi.

kaynağı destekli bu kelimeler ne büyük bir kaos ne büyük bir çelişki açıyor insanın içine öyle değil mi?

evet insan bazen şerri de davet ediyor, hayırdan umudunu kestiği için.

Anonymous
24. June 2011, 10:12 PM
Cennet ehli nasıl dua edeceklermiş? Kuran'dan bakalım.

Onların oradaki duası: «Allah’ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!» (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri ise «selâm» dır. Onların dualarının sonu da şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. (yunus 10)

berru
29. March 2013, 11:01 PM
Selamun Aleykum! Değerli Kardeşlerim!

İsterseniz hepbirlikte "amin" kelimesinin Kur'an'daki kullanımına bakalım.

أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّى يُحْيِي هَذِهِ اللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللَّهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ آيَةً لِلنَّاسِ وَانظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Bakara;259: "Ev kelleziy merra alâ karyetin ve hiye haviyetün alâ uruşiha kale enna yuhyiy hazihillahu ba'de mevtiha* feematehullahu miete amin sümme beaseh kale kem lebist* kale lebistü yevmen ev ba’da yevm kale bel lebiste miete amin fenzur ila taamike ve şerabike lem yetesenneh venzur ila hımarike ve li nec'aleke ayeten lin Nasi venzur ilel ızami keyfe nünşizüha sümme neksuha lahmen, felemma tebeyyene lehu kale a'lemü ennAllahe alâ külli şey'in Kadiyr"
Yahut şu kimse gibisini ki çatıları, damları/duvarları üstüne çökmüş/alt üst olmuş bir karye’ye uğramıştı da:”Allah şurayı ölümünden sonra nasıl diriltir?”, demişti. Allah onu yüz sene öldürmüş, sonra ba’setmişti. “Ne kadar kaldın?” dedi .O da: “Bir gün veya bir günün/birazı” dedi. (Allah) buyurdu: “Hayır, yüz sene kaldın. İşte yiyeceğine ve içeceğine bir bak; hiç bozulmamış. Eşeğine bak. Seni insanlar için bir ayet kılalım diye . Kemiklere bak, nasıl onları çatıyor sonra et giydiriyoruz onlara”. Kendisine iş açıkça belli olunca/durum netleşince şöyle dedi: “(Şimdi) biliyorum, ki Allah herşeye Kadiyr’dir”.

Bu ayetteki geçen "amin" kelimesi yıl/sene anlamındadır.


يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ آمِنِينَ
Duhan;55: Yed'une fiyha bi külli fakihetin aminiyn;
Orada, güvenli bir biçimde her türlü meyveyi isterler.

Bu ayette geçen "aminin" kelimesi emin/güvenilir anlamındadır.


فَكَذَّبُوهُ فَأَنجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَأَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا إِنَّهُمْ كَانُواْ قَوْماً عَمِينَ

Araf64: Fekezzebuhu feenceynahu velleziyne meahu fiyl fülki ve ağraknelleziyne kezzebu bi ayatina* innehüm kânu kavmen ‘amiyn;
O’nu yalanladılar. (Biz de) o’nu ve onunla beraber olanları gemide kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. Muhakkak ki onlar a’ma bir kavim idi.

Bu ayette geçen "amiyn" kelimesi a’ma /kör anlamındadır.



وَالَّذِي قَالَ لِوَالِدَيْهِ أُفٍّ لَّكُمَا أَتَعِدَانِنِي أَنْ أُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتْ الْقُرُونُ مِن قَبْلِي وَهُمَا يَسْتَغِيثَانِ اللَّهَ وَيْلَكَ آمِنْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ

Ahkaf 17: Velleziy kale livalideyhi üffin leküma eteıdaniniy en uhrece ve kad haletil kurunü min kabliy ve hüma yesteğıysanillahe veyleke amin* inne va'dAllahi Hakk feyekulü ma hazâ illâ esatıyrul evveliyn;
O ki, ana-babasına: “Üff size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş olduğu halde çıkarılmamla mı beni tehdit ediyorsunuz?” dedi.
O ikisi (ana-babası) de Allah’dan yardım isteyerek: “Veyl olsun sana, iman et!. Muhakkak ki Allah’ın va’di hakk’dır” (dediler). (O ise): “Bu, öncekilerin masallarından başka değil” der.

Bu ayette ana-baba kıyamet gününden, haşredilmekten söz ediyor. Bunu reddeden evlatları için de Allah'tan yardım istiyor.Evlatlarına da; Veyl olsun/ yazıklar olsun sana, iman et/inan/kabul et . diye sesleniyorlar.

Bu ayette geçen "amin" kelimesinin karşılığı; "inan/kabul et" demektir.

"Amin" kelimesi; okunan bir yazı ya da söylenen bir söylevin arkasından yazıyı okuyan ya da söylevde bulunan kişi tarafından "amin/inan kabul et" anlamında kullanılır. Okunan ya da söylevi dinleyen kişiler ise "amenna/inandık kabul ettik" diyerek okunan ya da dinlenenleri kabul ettiklerini belirtirler.

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
En doğrusunu bilen Allah'dır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.

selamun aleykum halil abi

amin söylemi bu konu bir ara gündemime almıştım. konuyu açan kardeşimizin verdiği bilgiler gibi bilgileri okuduğumda aklıma yatan bilgiyi tam sağlayamamıştım.Ayet kaynaklı verdiğiniz bu bilgi kabul ettim içime sindi
Allah razı olsun halil abi..